Kafayı Kullanma Kılavuzu XXVII – Work and Travel’da İngilizce Öğrenilebilir mi?

Merhaba sevgili gençler,

Muhtemelen sizler bu yazıyı okurken 2020 YKS sonuçları da açıklanmış olacak. Herkes sıralama, puan, bölüm, tercih telaşına düşmüşken ben de sizlere bana en sık sorulan sorulardan bir tanesinin cevabını vereceğim: “Work and Travel’da İngilizce Öğrenilebilir mi?” Bunu sadece Work and Travel olarak düşünmeyelim tabii ki. Daha önce yazdığım kafayı kullanma kılavuzlarında birçok yurt dışı imkânlarından bahsetmiştim. Bu yazıda hem önce bu programlar hakkında daha detaylı bilgi vereceğim hem de yazımıza konu olan sorunun cevabını en sonda yanıtlayacağım. Bununla birlikte bir de bonus var. Onu da en sonda göreceksiniz. “Hocam, tercihle ilgili yazı gelmeyecek mi” demeyin, çünkü daha önce birden fazla yazı paylaştım. Yine de şuraya not düşeyim de sizlere bu zorlu dönemde ışık tutsun:

Kafayı Kullanma Kılavuzu XV – Üniversite, Bölüm ve Meslek Seçimi 

Kafayı Kullanma Kılavuzu XIII – Nasıl Başarısız Olunur?

Kafayı Kullanma Kılavuzu XI – Nasıl Tercih Yapılmaz?

Tercih döneminde kafa karıştıran ve yurt dışıyla ilgili olan bir iki noktaya da dikkat çekmek isterim. İki yıllık diye bilinen ön lisans programına yerleşen öğrenciler de Work and Travel programıyla Amerika’ya ve Erasmus öğrenim ve staj programıyla Avrupa’ya gidebilir. Ancak açık öğretim fakültesi öğrencileri ne Work and Travel’la Amerika’ya ne de Erasmus öğrenim ve staj programıyla Avrupa’ya gidemez.

Bu kısa girişten sonra kaldığımız yerden tecrübelerimizi aktararak, balığı vermeyi değil balık tutmayı öğretmeyi hedeflediğimiz yazımıza devam edelim.

1. Erasmus Staj Programı: Belki daha önce duydunuz belki duymadınız, evet, üniversite öğrencilerinin başvurabileceği böyle bir staj programı var. Bu program için üniversiteye yerleştikten sonra Spor, Kültür ve Sanat Daire başkanlığında bulunan International Office veya Erasmus ofisi denen büroya gidin, kendinizi tanıtın ve detaylı bilgi alın. Bazı üniversitelerin bazı bölümleri anlaşmalı kurumlara öğrenci yolladığı gibi siz bireysel olarak da kendiniz staj ayarlayabilirsiniz. “Hocam yol yoldam gösterin” derseniz, bana istediğiniz zaman ulaşabilirsiniz. Ancak yurt dışına çıkabilmenin ilk şartı olan pasaportlarınızı şimdiden hazırlayın. 🙂 Örneğin, İngilizce öğretmenliği okuyorsanız yurt dışında herhangi bir Avrupa Birliği ülkesinde bir kreşte stajyer İngilizce öğretmeni olarak çalışabilirsiniz. “İyi de hocam ben orada ne öğretebilirim” diye soracak olursanız önemli olan sizin ne öğrettiğiniz değil, sizin ne öğrendiğiniz. 😉 Siz, yine de böyle bir yaş grubuna sayılar, renkler, organlarımız gibi temel şeyleri öğretebilirsiniz. Öğretmenlik zaten üniversitede, fakültede, KPSS kursunda öğrenilecek bir şey değil, öğrenciyle dört duvar arasında karşı karşıya kaldığında öğrendiğin bir şeydir.

Evet, kendi alanımdan detaylı bir örnek oldu bu, biraz daha alanımın dışına çıkayım. Örneğin, veteriner laborantlığı okuyorsunuz ve kendinize alanınızda çok şey katmayı hedefliyorsunuz. Mesela, gelecekte büyük süt mandıralarında (Sütaş, İçim, Torku vs.) 🙂 çalışmak istiyorsunuz. Bu konuda Avrupa’da en iyi neresi acaba diye araştırma yaptığınızda karşınıza coğrafi alanı memleketim Konya kadar olan Hollanda çıktı. Adamlar bu konuda zirveyi temsil ediyor ve siz de orada bir staj ayarlamak istediniz. Google’ı açın ve size uygun olacağını düşündüğünüz kurumlara, şirketlere e-posta ile başvuru yapın. Başvuru esnasında önceden hazırlanmış olan İngilizce özgeçmişinizi, motivasyon mektubunuzu, dil seviyenizi gösteren dil belgenizi, pasaportunuzun taranmış ön yüzünü, öğrenci belgenizi başvuru yazınızla birlikte yollayın. Kaç tane kuruma yollayalım gibi gereksiz bir soru sorarak adamı şey etmeyin, olana kadar yollayın! Sanki taş atıyorsunuz da kolunuz yoruluyor. 😀

İşte bu noktada, “Hocam, siz böyle güzel anlatıyorsunuz da bu işin şartı şurtu nedir” bilmek hakkınız. Her şeyden önce Erasmus stajının bölüm dersleriyle ve sınavlarınızla alakası yoktur. Bireysel olarak başvurup kabul aldıktan sonra vize alır gidersiniz ve 90 günlük staj süresini tamamladıktan sonra dönersiniz. Dil bilmeyenlere kötü haber, Erasmus stajına başvurmak için üniversitenin yaptığı (bu sınav tarihi üniversiteden üniversiteye değişir, ben 2012’de Dokuz Eylül üniversitesinde Mart ayında Almancadan girmiştim) Erasmus dil sınavına girip belli bir puan almak zorunludur. Dil sınavına da girdiniz, belli bir puan aldınız, pekiyi ücret vermek gerekiyor mu? İşte şimdi güzel haber! Erasmus stajına gidecekler Erasmus staj bursu alırlar. Burs miktarı ülkelere göre değişir ancak Euro kurunun alıp başını gittiği günümüzde Almanya için aylık burs miktarı 500€ ve üç aylık burs miktarı tek seferde hesabınıza yatacak, etti mi size 1500€. Neeyyy, 1500 x 8 TL desek euro kuruna, o da yapar 12000 TL (tipik Türk kafası :D) Ohhh, Allah, Euro ya kulum dedi. 😀 Yok, yok, siz hemen bu topa girmeyin çünkü bu bursu staja giderken değil staj dönüşü alacaksınız çünkü gittiğiniz kurumda 90 günlük staj süresini tamamladığınızı üniversitenizin Erasmus ofisine ispat etmeniz gerekir (Staj sonunda kurum size imzalı, kaşeli bir onay yazısı verecek). Hem hemen parayı çarçur etme hayalleri kurmayın, o 1500 Euro sizin belki de sonraki maddelerde bahsedeceğim Summer Camp of America veya Work and Travel masrafınız olur. 😉

Pekâlâ, konaklama ve yeme içme ne olacak? Onu da siz gitmeden önce gerek kurumla yazışarak gerek internetin nimetlerinden faydalanarak farklı bağlantılar kurarak halledeceksiniz. Belki kurumun size sağladığı lojman vari bir yerde kalarak konaklamayı bedavaya getireceksiniz (ki bunu yapan arkadaşlarım vardı, siz de yaparsanız, helal olsun size de!), belki üç ay birinin evinde bir oda tutacaksınız ki gittiğiniz ülkenin ana dilini konuşan native speaker dediğimiz bir yerlinin evinde kalırsanız dil açısından mükemmel pratik fırsatı yakalamış olursunuz. Ve son olarak birçok üniversite yurdu yurt dışından gelen uluslararası öğrenciler için açık oluyor ve üniversite yurt yönetimleriyle yazışarak yurtta da kalabilirsiniz. Bu da size farklı milletlerden bir sürü insanla tanışma ve değişik kültürleri tanıma fırsatı sağlar.

Hemen, aklınızdaki soruyu cevaplayayım: Hayır, ben Erasmus staj programına katılmadım ancak katılan birçok arkadaşıma yardımcı oldum hatta onları Erasmus stajı sürecinde gittikleri ülkelerde ziyaret ettim. Elbette ben de isterdim Erasmus stajı yapmayı ancak siz sevgili öğrencilerim giderse ben de yapmış kadar olurum. 🙂 Erasmus stajının en sevdiğim tarafı Avrupa’nın yaz aylarına denk gelmesi ki iklim şartları gerçekten çok önemli. Avrupa’nın kışına Erasmus öğrenimde değineceğim.

2. Summer Camp of America: Summer Camp of America programına İzmir’deki Partner Educational Şirketi sayesinde başvurmuştum. Türkiye’nin neresinde okursanız okuyun programa başvuru yapabilirsiniz. 2011 yılında başvurduğum ancak kabul alamadım. =D Ama olsundu, bu olmayınca Work and Travel’a gitmiştim. B planı her zaman iyidir. 😉 Summer Camp of America’nın en sevdiğim yanı gerçekten Amerikalılarla çalışmanız. Konseptten biraz bahsedecek olursam, Amerika’nın bir sürü farklı yerinde 18 yaş arası Amerikalı gençler için yaz kampları var ve siz o kamplarda eğitmen veya personel olarak çalışıyorsunuz. Kampta eğitmen olmak için anlatmaya gerek yok, İngilizce seviyenizin gerçekten iyi olması gerekiyor. Bir örnekle açıklamam gerekirse, BESYO öğrencisiyseniz, gittiğinizde çocuklara futbol oynatacak kadar İngilizcenizin iyi olması gerekiyor. Ya da güzel sanatlar fakültesi öğrencisi iseniz kampçılara resim çizdirirken akıcı konuşmanız şart. Zaten siz programa başvurduğunuzda Türkiye’deki şirket sizinle İngilizce mülakat yapacağı için tam olarak hangi pozisyonda çalışabileceğinizi alenen belirtecek. İngilizceniz çok iyi değil ancak aşçılık okuyorsanız işte size Türk mutfağını Amerikalılara tanıtma fırsatı! Adamlar hamburger, patates kızartması ve pizzadan başka bir şey yemiyor, menemen yapsanız bile Michelin 5 yıldızlı restoran şefi muamelesi görürsünüz ki annenizden öğrendiğiniz beş altı çeşit menüyle kampın yıldızı bile olabilirsiniz. 😉

Yine yaz aylarına denk geldiği için kamptaki günleriniz tadından yenmez oluyor ve işin güzel tarafı bu programda uçak biletiniz, konaklamanız, yeme-içmeniz, tam kapsamlı sağlık sigortanız şirkete ait. Program ücreti 768 Euro, an itibariyle biraz fazla gibi gelse de ben size Erasmus staj bursunu har vurup harman savurmayın demiştim. 😀 Pekiyi, o kadar para veriyoruz ancak hiç mi cebimize iki üç cent gelmiyor diye merak edenler için elbette kamp sonunda kamp süresi boyunca yaptığınız hizmetlerin karşılığı olarak cebinize miktar kalacak. Kamp personeli minimum 1300$ kazanıyor 9 haftalık, eğitmenlerse 850-1300$ arası kazanıyor yaşa ve deneyime göre aralığı belirliyorlar. Tabii tüm bunlar harçlık vs. dışında olduğu için fazlasını kazanabilirsiniz. Hemen dönerken bir iPad, iPhone, iMac, fotoğraf makinesi alayım, demeyin, bakın o parayı şurada kullanacağız:

3. Work and Travel: Gidip gelenler arasında Wat the f.ck diye geçen programımız hakkında internette biraz araştırma yaparsanız ballandıra ballandıra anlatanla lanet okuyan bir sürü insan görürsünüz. Her şeyden önce, yurt dışı açılımını direkt Work and Travel’la yapanlar gerçekten büyük kumar oynuyor çünkü sizi orada neyin beklediğine dair hiçbir fikriniz olmuyor. Ben Work and Travel’dan önce 1-2 haftalık Avrupa Birliği gençlik değişim programlarına katılıp birçok ülkeye gitmiştim. Konuyla ilgili yazımı da bu yazıdan sonra dönüp okumanızda fayda var: Kafayı Kullanma Kılavuzu XXI – Neden Work and Travel, Erasmus & EVS Yaptım? Work and Travel, Erasmus öğreniminin aksine öğrenciliğiniz bitene kadar her yaz katılabileceğiniz ücretli bir program. Kesinlikle bölümünüzle veya derslerinizle bir alakası yok ancak not ortalaması önemli. Dörtlük sistemde en az 2 not ortalaması şart çünkü Amerikan konsolosluğuna gittiğinizde başvuru evrakları arasında güncel bir transkript göstermeniz gerekiyor. Work and Travel’da dil şartı yok, herhangi bir dil sınavına girmeniz veya dil sertifikası sunmanız istenmiyor ancak konsolosluk çalışanı Amerikalı ve sizinle vize görüşme esnasında İngilizce konuşuyor ve yapacağınız işle ilgili soru soruyor. İngilizce bilmediği için değilde o anda heyecandan konuşamayan ve soruyu anlamayanları eleyebiliyorlar. Vize alıp Amerika’ya gidenlerdense McDonalds’a girip İngilizce sipariş veremeyenleri de gördüm. Bazıları araya kaçmış herhalde. 😀

Pekiyi, Work and Travel’da İngilizce konuşamayan biri nasıl orada çalışıp yaşayabiliyor? Cevabı basit. Hoca hocayı Mekke’de, hacı hacı tekkede bulur lafından anlaşılacağı üzere WaT’çı WaT’çıyı Amerika’da buluyor. 😀 İngilizcesi iyi olan biri sizin adınıza Amerikalılarla muhatap oluyor. Ya da Work and Travel’daki bazı işler Türkiye’de bile aklınıza gelmeyen ya da gelse de yapmayacağınız işlerden. Değil İngilizceye Türkçeye bile ihtiyacınız olmaz. Bunlardan en ünlüsü Alaska’daki balık çiftlikleri! Aman siz oralara bulaşmayın da daha çok insanın (!) olduğu ve nispeten İngilizce pratik yapabileceğiniz eğlence parkları veya restaronlarda filan çalışın ki insanlarla etkileşime girme şansınız olsun. New York’un göbeğinde Türk restoranında mutfakta bulaşık yıkayanı da gördüm, New Jersey’de Türk fırınında ekmek kasası taşıyanı da. Bu arkadaşların yaptığı işleri küçümsemiyorum ancak Work and Travel’da amelelik yapacaksanız, bu kadar mesafeye ve masrafa gerek yok, gidin Akdeniz sahillerinde turizmde çalışın. Haa, “Hocam, dolar candır” diyorsanız, üniversiteye başlamadan, Work and Travel’a gelmeden en az birkaç farklı işte çalışın ki sonra iş yapmak zorunuza gitmesin. Yoksa, Work and Travel’ın sadece “Travel” kısmını yapıp dönersiniz. 😛

Evet, şimdi gelelim bana. 🙂 Arkadaşlar, ben Work and Travel’da pedicab driver olarak çalıştım. Bu iş için ehliyetinizin olması şart ve bir de sakın normal bisiklet sanmayın, sizin ağırlığınız, artı iki-üç yolcunun ağırlığı, artı bisikletin kendi ağırlığı derken arabalara koşulan yük hayvanlarının ne çektiklerini ben o zaman anladım. 😀 Kısaca şuydu: Üç tekerlikli kocaman bir bisiklet hayal edin, arkasındaki iki kişinin oturabileceği gölgelikli bir koltuk, sabah sekiz akşam beş New York-Manhattan’daki o meşhur Central Park’ta bisiklet taksi şoförlüğü yaptım ve bu işi çok sevdim. Şimdi YBR ile gezdiğime bakmayın canım, ben üniversitede bisikletten inmezdim ve at bacağı gibi kaslı bacaklarım vardı. 😀 Şaka bir yana kondisyonum gerçekten iyiydi ve keza İngilizcem de. Ayrıca, liseden sonra, üniversiteden önce turizm geçmişim olduğu için Central Park’a gelen turistleri gezdirmek, oranın tarihini anlatmak gerçekten keyifliydi. Hem spor hem pratik yapıyor hem de üstüne para kazanıyordum. Para demişken, dolara ne oldu öyle yav? Ben gittiğimde kur 1.5 idi şimdi ise … Neyse… 1200 dolar program ücreti + 160 dolar vize ücreti + 850 dolar gidiş dönüş bileti + cep harçlığı. Yani kafadan bir 2500 doları gözden çıkarmanız gerekiyor. Şimdi bu kadar yüklü bir miktar için ailesine kredi çektirenler varmış. Lan bu kredi değil, dert. Arkadaşlar, hiç o topa girip anne veya babalarınızı ekonomik bir yük altında bırakmayın. Belki üniversitede yarı zamanlı işlerde çalışarak kazanabileceğiniz bir para miktarı değil ancak ya borç alın ya da biraz önce bahsettiğim gibi Erasmus stajı bursunu veya Summer Camp of America’da yapacağınız birikimi değerlendirin. Hem ben sizin için daha önce finans yönetimine dair bir yazı yazmıştım: Kafayı Kullanma Kılavuzu XIV – Zaman ve Para Nasıl Yönetilir? Hah, işte bunu da bir güzel okuyun (Aspirin gibi adamım ya, her derde devayım). =D

Evet, biraz özetleyeyim. Work and Travel için pasaport, 2500 dolar, not ortalaması (transkript) ve yeterli seviyede İngilizce şart. “Hocam pekiyi, bu kadar masraf yapıp risk alıp gidiyoruz, bari masrafları çıkarabilir miyiz?” İşte finans bilenlerin sorduğu o meşhur soru: Attığım taş (yaptığım masraf [gider]) vurduğum kuşa (elde edeceğim kazanca [gelir]) değecek mi? Bu tamamen sizin harcamalarınıza ve yaptığınız işe göre değişir. Benim tavsiyem sabit tek bir iş yerine özellikle bahşiş alabileceğiniz iki farklı işte çalışmanız. Bu durumda da garsonluk veya pizza servisi sizi gerçekten ihya eder. Liseden mezun olmadan önce yapmanız gerekenler listesinde turizmde farklı işlerde çalışın demiştim ve daha önceki yazımlarımdan biri olan Kafayı Kullanma Kılavuzu XX – Eğitim Sistemi Seni Hayata Hazırlar mı’da bundan bahsetmiştim arkadaşlar, nitelikleriniz önemli. Liseyi bitirince ilk fırsatta ehliyetinizi alın, arabam, motorum yok, ne işe yarayacak diye düşünmeyin. Önemli olan geleceği bilmek değil, ona hazırlıklı olmaktır. Bilgi, belge ve tecrübenin size zararı olmaz. Amerika’da saat ücreti yevmiye alırsınız ve saatte ortalama 7-8 dolar kazanırsınız.  Ben taksici mantığıyla çalıştım, haftalık 200 dolar pedicab kirası ödedim ancak mesai saatlerim içerisinde ne kazandıysam hepsi bana kaldı (bu arada Amerika’da gelir vergisi ödenmeyen tek iş PEDICAB ki bu yüzden Amerikalılar pedicab driver’ları sevmez). Toplam iki buçuk ay ve her Allahın günü çalıştığım bisiklet taksi işinde 11000 dolar kazandım ve 5000 dolar toplam masrafım olmuştu. Geri kalan parayı Work and Travel dönüşü borçlarımı kapatarak bir kısmını da Erasmus öğrenime ayırarak değerlendirdim. Work and Travel’a İzmir’deki Partner Educational Şirketi ile gittim ve bu hayalimi gerçekleştirmemde bana 2000 dolar borç veren dayım Ahmet Eşen’e teşekkürü bir borç bilirim. İyi ki varsın dayı!

4. Erasmus Öğrenim: Erasmus öğrenimini dördüncü maddeye almamın birçok sebebi var arkadaşlar. İlki, Erasmus öğrenimde okul okumaya gidiyorsunuz ve normalde Türkiye’de bölümünüzde ne yapmanız gerekiyorsa Erasmusa gittiğinizde de aynısını yapıyorsunuz: derslere girmek, sunum/proje hazırlamak, sunum, ödev, staj yapmak ve sınavlara girmek. İkincisi, Erasmusa ya kış döneminde eylülde ya da yaz döneminde nisanda ya da 1 yıllığına (yaz-kış) gidebilirsiniz. Neye göre kime göre derseniz üniversite ve bölümün anlaşmasına göre değişir (Bilateral Agreement). Eylülde gideceklere şimdiden Avrupa’da ve hayatta bol şans dileyelim çünkü kış mevsiminin eli kulağında ve depresif günler sizi bekliyor olabilir. 😀 Hele bir de İzmir, Antalya gibi bol güneş alan bir ilimizden gittiyseniz mesela Hollanda’da güneşi gördüğünüz günler ışığı gören tavşan gibi bakakalın. 🙂 Ancak 1 yıllığına giderseniz birinci dönem alışma-ısınma turu olurken ikinci dönem maç gibi olur. İkinci dönem bahar akabinde yaza denk geldiği için güzel ama tam alıştım, oh, mis derken dönem bitiyor. 😀 Ben dördüncü sınıfın ikinci döneminde gittim ve son dönemi orada okuduktan sonra mezun oldum. Burada artı parantez açayım, Erasmus öğrenimi birebir bölümünüzle ilgili olduğu için kaçıncı sınıfta ve hangi dönem gideceğinizi Erasmus bölüm koordinatörünüzden öğrenin. Aynı üniversitede iki farklı bölüm tamamen farklı ülkelere, farklı sınıflarda ve farklı dönemlerde öğrenci gönderebilir. Gittiğiniz ülkede eğitim dilini de iyi öğrenin, Erasmus dil sınavına hangi dilden gireceğinizi de. Ben Almanca öğretmenliği öğrencisi olduğum için Almanya’daki üç üniversiteye başvurmuştum ve eğitim dili doğal olarak Almancaydı. Kendi dönemimdeki Almanca bilen, Almanca dil sınavıyla gelen ve Almanca eğitim alan tek öğrenci olmanın haklı gururu yaşadım. 🙂 Yok, gerçek anlamda çünkü yarı zamanlı olarak bulduğum işe Almancam sayesinde alınmıştım. Bu noktada Erasmus öğrenimle ilgili doğru bilinen yanlışlara bir daha dikkat çekelim.

I. Erasmus’a gitmek için para verilir. Hayır, tam tersine Erasmus’u kazananlar Erasmus bursu alırlar ki stajda olduğu gibi ülkeden ülkeye değişmekle beraber ortalama 500 Euro alırsınız (Bu para genellikle gitmeden ya da siz gittikten kısa bir süre sonra hesabınıza yatar). Eğer öğrenci Erasmus bursu almak için kontejana yerleşemezse tüm masrafları cebinden öder ya da öğrenci bursu kazandı ancak Erasmus’u yarım bırakıp döner, derslere gitmez ve sınavlardan kalırsa Erasmus ofisi yani üniversiteniz almış olduğunuz bursu size seve seve faiziyle ödetir. İşte bu da Erasmus öğrenimini dördüncü maddeye koymamın üçüncü nedeni. 

II. Erasmus okulu uzatır. Normalde üçüncü sınıfın ikinci dönemi gittiniz ve tüm derslerinizi başarıyla verdiniz diyelim ki siz gitmeden bir dönem önce diğer okulun Erasmus koordinatörüyle sizin bölümünüzün Erasmus koordinatörü arasında Learning Agreement denilen bir mutakabat imzalanır. Bu anlaşmada Türkiye’de alacağınız derslerin Erasmus’a gittiğiniz ülkelerdeki denkleri belirlenir ve o derslere girersiniz. Girdiniz ancak başarılı olamadınız, veya devamsızlık yaptınız. İşte o zaman doğal olarak Erasmus okulunuzu uzatmış olur. Yani buna Erasmus demeyelim de SİZ diyelim. 😀

III. Erasmus her üniversitede yok. Arkadaşlar, beni güldürmeyin. Her şeyden önce Erasmus üniversite bazında değil, bölüm bazında imzalanır. Sizin kazandığınız üniversitenin Erasmus’u olup olmaması sorun değil, sizin yerleştiğiniz bölümün anlaşmasının olup olmaması sorun. Örneğin, üniversiteyi kazandınız, Erasmus bölüm koordinatörünü buldunuz ancak o size kötü haber verdi, dedi ki “Bizim bölümün Erasmus’u yok”. Ya böyle bir anlaşmadan onun haberi yoktur, ya da iş yapmak istemiyordur. Hemen pes etmeyin, koordinatörünüzü ikna edin, yurt dışından özellikle sizin gitmek istediğiniz bir ülkeden bulacağınız bir üniversiteden sizinkiyle aynı bölümden biriyle ikili anlaşma yaptırın. İnanın, Mars’a uzay aracı göndertmiyorsunuz, yeterki hemen pes etmeyin ve işin peşinden kendiniz koşun. Ya da şöyle söyleyeyim, karşınıza bir sorun çıktığında bu sorun neden var diye değil ben bu sorunu nasıl çözebilirim diye düşünürseniz beyniniz çözüm odaklı çalışmaya başlar. Zira kendi bölümümden Erasmus’a giden ilk öğrenci benim ve gidene kadar Dokuz Eylül beni dokuz doğurtmuştu. 😀 Olur Böyle şeyler.

Evet, ne dedik şimdiye kadar? Erasmus stajı, Summer Camp of America, Work and Travel ve Erasmus öğrenim. Üniversite öğrenciliğiniz boyunca bu programlardan hepsini yapma şansınız olmasa bile en azından birini yapın arkadaşlar! Denediniz ancak bunlardan hiçbirini yapma şansınız olmadı, üzülmeyin, bu size aktarabileceğim yurt dışı programlarının yarısı bile değil! Daha fazlası için başka bir yazı kaleme almam lazım ki hâlihazırda epey uzattığımın farkındayım.

Gelelim dil olayına… Gençler, çenemin bu kadar düşme sebebi hem yurt dışı programları hem de yabancı dil en büyük tutkum olduğu içindir. Yani, beni  bırakın, bu konular hakkında sabaha kadar konuşabilirim. 😀 Yurt dışına çıkarken pasaport tamam lazım da onu parasını verip bir hafta içerisinde alıyorsunuz. Pekiyi, bu İngilizce ne olacak? Fark ettiğiniz üzere şu ana kadar detaylı bilgi verdiğim yukarıdaki programların hiçbirisinde İngilizceyi şöyle öğreneceksiniz diye bir cümle kurmadım. Yurt dışına gittiğinizde pratik yapacaksınız, native speaker’larla konuşacaksınız. O açıdan kimse sizi karşısına alıp, “My friend, look, what is this? Is this a pencil or pen?” sorusunu sormayacak. O yüzden Erasmus stajında, Summer Camp of America’da, Work and Travel’da ve Erasmus öğrenimde dil öğrenilmez, dil geliştirilir! Tabii ki gittiğiniz ülkede bir kursa gider ve o dille ilgili derslere katılırsanız, o başka. Benim demem şu ki arkadaşlar, dili kendi başınıza evinizde öğreneceksiniz. Daha önce blogumda yabancı dille alakalı birçok yazı kaleme aldım. İsteyenler o yazıları da inceleyebilir.

Ve, evet, en sona sakladığım bonus habere geldik. Bakın, hacıdan dönmüş babanız size böyle kıyak yapmaz haa! 😀 Şimdi arkadaşlar, buradaki bağlantıya tıklayarak Basic English for Beginners’ı ücretsiz bir şekilde telefona, tablete, laptopa, masaüstü bilgisayara indireceksiniz. İngilizce seviyenizin ne durumda olduğu hiç önemli değil, en sıfırdan alacağız. Neden en sıfırdan alıyoruz? Temeliniz ne kadar sağlamsa binanız da o kadar yükseğe çıkar da ondan. Toplam 80 ünite var ve her gün bir ünite çalışacaksınız. Alın size 80 günde devr-i alem! Sonra nereye isterseniz oraya gidin sevgi pıtırıcıklarım… “Hocam, piyasada o kadar kitap varken biz niye sizin hazırladığınız bir kaynaktan İngilizce öğrenelim” diye haklı olarak sorabilirsiniz. Cevabım hazır ki. 🙂 Elin Amerikalısı, İngilizi bir kitap yazarken sizin nasıl dil edindiğinizi düşünerek kitabı kaleme almaz, kendi ana dilinde kendi nasıl öğrendiyse ona göre yazar. Ancak ben Türk bir anne ve babanın çocuğu olarak İngilizceyi ana dili değil ilkokuldan sonra yabancıl dil olarak öğrenmiş birisiyim yani ben kendi kaynağımın referansıyım. Sıfırdan kendi kendine öğrenebileceğiniz için en uygun başlangıç diye düşünüyorum. Sonra başka kaynaklara da yönelebilirsiniz elbet! Şimdi gençler, ben Türkiye’de doğmuş, devlet okuluna gitmiş bir dilci olarak ne Almancayı ne de İngilizce ne yurt dışında dil okulunda ne de özel ders alarak ne de yabancı çocuk bakıcılarından öğrenmedim. Eskilerin tabiriyle dizimi kırarak dirsek çürüterek evimde masa başında öğrendim. Ben size garanti ediyorum, cebinizden sıfır masraf yaparak İngilizceyi öğrenebilirsiniz. Yeter ki her gün bir saatinizi geleceğinizi değiştirecek bir niteliğe yatırım yapın. “Hocam, zaman yok” diyorsanız oraya gelirim, fırıncı küreğiyle ağzınızın üstüne vururum (sosyal mesafeye dikkat). =D 16 Marttan beri ne üniversitelerde ne liselerde ders yok ve pandemi sürecinde zaten hep evdeydik. Eee, şimdide hava sıcak, dışarıda ne yapacaksınız, oturun çalışın işte. Evinizde vardır birkaç eski ancak boş olan defter. Eee, defter varsa sözlükte vardır. Her gün bir konuyu yazarak çalışacaksınız. Bilmediğiniz kelimeleri sözlük yerine cep telefondan da bakabilirsiniz ama o bildirimler yok mu? Arkadaşlar, kendinizi kontrol edemiyorsanız, online sözlük yerine normal sözlük kullanın, dikkat dağıtıcı unsurları ortamdan uzaklaştırın. Sonra kendinizi ödüllendirmek için Youtube’tan İngilizce alt yazılı bir short story (kısa hikaye) veya Netflix’ten İngilizce alt yazılı bir bölüm sitcom (How I Met Your Mother’ı tavsiye ederim) izleyebilirsiniz. Ya da yürüyüşe çıktığınızda kulaklığınızı takın ve Spotify’dan indirdiğiniz Podcast’leri dinleyin. Pekiyi, “Hocam, Basic English for Beginner’taki alıştırma ve okuma parçalarının cevaplarına, kelime kartlarına vs. nereden ulaşabilirim” diyenlere ikinci güzel haber akyolahmet.com’da yarından itibaren 80 gün boyunca 80 ünitenin materyallerini yayınlayacağım. Anlamadığı konu olan zaten bana her türlü ulaşabilir. Ben bu işe hazırım, pekiyi ya siz?

O değerli zamanınızı ayırıp yazının burasına kadar geldiyseniz özetle şunu söyleyeyim: Yabancı dil bilmek benim hayatımı tamamen değiştirdi ve sizinkini de değiştirsin isterim. “Hocam, ben bu İngilizceyi hallettim ancak şimdi ne yapabilirim” sorusunun cevabını da tam 80 gün sonraya denk gelen kafayı kullanma kılavuzunun konusunun cevabı olsun, di mi? 😉

Hayatımı zenginleştiren dillerin anısına…

Ahmet Hoca…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *