KKK XXXIII Hangi Dili Öğrenmeliyim?

Kafayı Kullanma Kılavuzu XXXIII Hangi Dili Öğrenmeliyim?

Öğrencilerimden ara sıra bana yöneltilen bir soruya cevap vereceğim bu yazıda: “Hangi dili öğrenmeliyim?” Bana bunu soran öğrencilerime ben de şunu soruyorum: Otogara gittiğinde “Hocam, hangi otobüse bineyim” diye soruyor musun? Hangi otobüse bineceğin nereye gideceğinle ilgili değil mi? Yani, amacın, aracı belirliyor. “Toplu taşımayla giderim” diyorsan otobüse bin, zaman senin için değerli ve hızlı gitmek istiyorsan uçağa bin, toplu taşıma kullanmak istemiyorsan araç kirala, araba kullanmayı bilmiyorsan taksiye bin, paran yoksa yürüyerek git. 😀

Gelelim ikinci soruya: “Hocam, Çince hakkında ne düşünüyorsunuz?” Çince tabii ki bir örnek burada, siz Korece, Fransızca, Rusça, Arapça, İspanyolca olarak da düşünebilirsiniz soruyu. Cevabım “Güzel bir dil”. 😀 Yani benim Çince hakkında ne düşündüğümden çok sizin Çinceyi ne kadar bildiğiniz ve onunla ne yaptığınız önemli değil mi? Bir dili öğrenmeye karar vermeden önce o dil ile ne yapacağınızı düşünmeye de biraz zaman ayırmak faydalı olur diye düşünüyorum. Yok, sadece izlediğiniz dizileri veya filmleri orijinal dilinde izleyip anlamak için Çince öğrenmek istiyorsanız o dil sizin için hobi olur. Bir dili öğrenmek için zaman, emek ve gerektiğinde de para harcamanız gerektiği gerçeğinden yola çıkarak sırf zevk için dil öğrenenlere helal olsun! Bence dil öğrenme olayına yatırım olarak bakalım ve ileride biz bu dilden ekmek yiyelim. 🙂 Ben yabancı dillerden konuya girdim ancak siz bunu Pascal, Basic, C, C#, C++, Java, JavaScript, Cobol, Perl, PHP, Python, Ada, Fortran, Delphi ve Swift vs. yazılım dilleri olarak da düşünebilirsiniz.

Gelelim şimdi dille ilgili kafalardaki sorulara. “Dil öğrenmenin önündeki en büyük zorluk nedir?” Karar! Evet, bir dil öğrenmeye karar vermek bu sürecin ilk ve en zor adımıdır. 20-30 yıldır ana dilinden farklı bir dilin konuşulduğu bir ülkede yaşadığı hâlde o ülkenin dilini öğrenmemiş bir sürü insan var ve bunun sebebini gerçekten çok merak ettim ve en sonunda bu sonuca ulaştım: Kişi kendi ana dilinde günlük ihtiyaçlarını karşılıyor (alışveriş, berber, terzi, tamirat, iş vs.) ve sosyalleşmesini sağlayabiliyorsa içinde yaşadığı ülkenin dilini öğrenme ihtiyacı duymuyor veya bilinçli veya bilinçsiz o dili öğrenmemeye karar veriyor. Karar vermek en zor kısmı dedim çünkü karar verdikten sonra eyleme geçmek ve dil öğrenmenin gereklerini yerine getirmek gerekiyor. Bu da kişinin alışkanlıklarını değiştirmesi, bir anlamda konfor alanını terk etmesi ve dirsek çürütmesi demek. Kısaca, öğrenmek acı veren bir süreçtir, dil öğrenmek zevkli desek bile pek çok fedakârlık yapıp belli bir seviyeye gelene kadar tabiri caizse tırmalamak gerekiyor.

Pekiyi, herkes her dili öğrenebilir mi? Evet, hemen herkes her dili öğrenebilir. Sonuçta, beynimiz doğuştan dil öğrenmeye kodlanmış olarak geliyor ve hangi dili duyarak büyürseniz otomatik olarak o dilin konuşulduğu kültürle birlikte dilin kurallarını da öğreniyoruz. Örneğin, henüz ilkokula başlamamış, okuma yazma bilmeyen ve doğal olarak bilgisi dersleri almamış bir çocuk şöyle bir cümle kurmaz: “Bu sabah tost içtim, çay yedim.” Çocuk, bu cümlenin yanlış olduğunu bilir, otomatik olarak doğrusunu kullanır, yanlış kullanan birisini ise uyararak doğrusunu söyler. “Dil öğrenmek zor değilse neden her dili öğrenemiyoruz?” İşte bu bizi yukarıdaki otogar örneğimize geri getiriyor: Amaç belli ama araçlar birden fazla olduğu için amaca giden yolda doğru aracı kullanmak gerekiyor. Otobüs: dil kursu; taksi: özel ders; uçak: o dilin konuşulduğu ülkede yaşamak; yürümek: evde tek başına. 😀

Yabancı dil öğrenme sürecini gözlemlediğim kişileri iki gruba ayırabilirim: Okullular ve alaylılar. Okullular, belli zaten, kendimin de içinde olduğu dili teorik yani gramer kısmından öğrenerek başlayanlar. Tamamen okul ortamında kitaplardan ve öğretmenlerden öğrenenler. Bu yöntemle öğrenenler yazma (dil bilgisi) ve okuma ile daha çok dile maruz kaldığından gramer konusunda iyi olmalarına rağmen iş, konuşmaya ve konuşulanı anlamaya yani dinlemeye geldi mi sıkıntılar baş gösteriyor. Özellikle hazırlık sınıfında okuyan öğrencilerin veya mükalatlarda yabancı dil konuşması gereken adayların karnına ağrılar gidiyor, boncuk boncuk terliyor ve zekalarını konuşamadığı bir yabancı dil üzerinden değerlendiriyorlar. 🙁 Yapmayın!

Madalyonun diğer yüzünde ise dil öğrenmeye dinleme ve konuşmayla (taklit yöntemi) başlayanlar var. Bu gruptakiler dili öğrenmeye direkt pratik kısmından başlayıp pragmatist öğrenenler, yani faydacılar. Bodrum’da veya birçok turizm kentimizde sadece bir sezon hotelde vs. turistlerle çalışanlar herhangi bir üniversite öğrencisinden çok daha iyi İngilizce konuşur ancak bu İngilizceyi bildikleri anlamına gelmez. Örneğin kişi, kendisine sorulan “How much (ne kadar)” sorusunu anlar ancak bunu yaz desen muhtelemen “hav maç” yazar. Ya da bir para üzerindeki “twenty pounds (yirmi sterlin)” yazısını okumaya geldi mi duyduğu gibi okur: “tventiy pounds (?)”. Her iki durumda göz önüne alındığında hangi yöntem mantıklı diye düşüneblirsiniz. Bana sorarsanız her iki durumda iki ucu boklu değnek. 😀 İlk durumda dinleme ve konuşma cahiliyken ikinci durumda da okuma ve yazma cahilisiniz. En iyi yöntem ortaya karışık, hepsinden olmalı, eşit olmalı. Bir masa gibi düşünün, dört bacağından biri eksik olursa veya bacaklarından birinin uzunluğu diğerlerine göre kısaysa işlevini tam olarak yerine getiremiyor yani topallıyor. 😀 Dilinizi topallatmak istemiyorsanız dinleme, konuşma, yazma ve okuma etkinliklerini gerçekleştirerek öğrenelim.

Kaptırdık madem devam edelim: “Filanca kursa gittim, C1 seviyesinde sertifika aldım.  C1 seviyesinde konuşabilir miyim?” Hahaha, hiç güleceğim yoktu. 😀 Yahu, bu gözler ne sertifikalar gördü ama bu kulaklar ne işkenceler çekti. Yahu, kurstan aldığınız sertifikanın konuşmanızla ne alakası var? Bir de bu kurslarda farklı farklı kurlar var ve öğrenci (pardon müşteri diyecektim) ilk geldiğinde seviye tespit sınavını çoktan seçmeli (test) yapıyorlar. Yani A-B-C-D-E şıklarından doğru olanı seçerek İngilizce seviyene göre kur’a başlatıyorlar. 1 yıl sonra tüm kurlar bittikten sonra da o kur’a göre dili konuşmanı bekliyorlar. Arkadaşlar, samimi söylüyorum ben İngilizce veya Almancamın hangi kur’da olduğunu bilmiyorum, böyle bir kursa filan da gidip belge filan da almadım. Şahsi görüşüm şu: Ben bu dilleri ne kadar biliyorum ve bu diller ne işime yarıyor? Bu dillerden para kazanabiliyor muyum? Bitti. Mesela, Türkçem hangi seviyede? Ana dil seviyesinde. Pekiyi, Türkçeden para kazanabiliyor muyum? Bu sorunun cevabını da sona bırakalım madem. Bu arada arkadaşlarımdan veya öğrencilerimden bana şu soruyu da çok soran oldu: “İngilizcen mi daha iyi Almancan mı?” Cevap veriyorum: Türkçem. =D Yahu, benim İngilizce veya Almanca seviyemi bırakın da siz bu dillerden hangisini biliyorsunuz, bana onu söyleyin hele!

Gelelim ideal dil öğrenme yaşına. Arkadaşlar, bildiğiniz gibi bir şeyi öğrenmenin yaşı yoktur, bu dil öğrenmede de geçerlidir. Elbette kritik evreler vardır, bu evreler geçildikten sonra öğrenmede güçlükler oluyor. Yani 60 yaşındaki bir dedenin İngilizce öğrenme hızı ve seviyesiyle 6 yaşındaki bir torunun İngilizce öğrenme hızı ve seviyesi aynı olmaz. Pekiyi, ne kadar erken o kadar iyi mi? Ben bu konudaki trend’e çok katılmıyorum çünkü özellikle ilkokulda veya ilkokuldan önce çocuklarına yabancı dil derslerinden özel ders aldıranlara katılmıyorum. Çocuk, her şeyden önce kendi ana dilini iyice bir oturtmalı, ondan sonra diğer dillere geçmeli. Kreşlere giden çocuklara da İngilizce ders koyuyorlar ancak çocuk dili gerçekten öğreniyor mu yoksa ezberliyor mu tartışmak lazım. Ayrıca yabancı dil derslerinde yazılı yapılması ve öğrenciler düşük not aldığında dile karşı ön yargı geliştirmesi öğrenme sürecinin önündeki en büyük engel. 🙁 Çözüm basit, yabancı dil dersleri performansa dayalı (dinleme, konuşma, yazma, okuma) değerlendirilmeli. Neyse, bu konu bizi aşıyor. 😀 İdeal dil öğrenme yaşı ortaokul ve lisedir (kendim de bu gruptayım).

Sona doğru geliyoruz, yani çözüm önerilerimize. Uzun pandemi günlerinde evlerimize kapandık ve çok sıkıldık, değil mi? İşin daha da kötüsü pandemi devam ettikçe daha da evlerimize kapanacağız. Yapacak işi olmayanlara, sürekli dil öğrenmeyi erteleyenlere veya yurt dışı hayali kuranlara bundan daha iyi bir fırsat kolay kolay denk gelmez herhalde. Ben de korona sürecinde evinde zaman geçirenlerdenim. Zamanımın çoğunu elimdeki ders materyallerini güncellemeye ayırdım ve Almanca öğrenecekler için Deutsch für Türkische Anfänger ve İngilizce öğrenecekler için Basic English for Beginners’ı sizler için güncelledim. Sunumlar, okuma metinleri cevap anahtarlarına blogumdan ulaşabilirsiniz. “Hocam” internette o kadar kaynak varken siz niye oturup baştan kaynak oluşturdunuz” diye sorabilirsiniz. Bence, dil öğrenmenin önündeki sıkıntılardan bir diğeri de bu: kaynak bolluğu, kişiden nereden başlayacağı konusunda kararsızlığa düşürüyor: Hangi kitap, hangi konu, hangi yöntem vs. Ben sadece tünelin sonundaki ışığı göstermek istiyorum. 🙂 Yani sizler istedikten sonra öğrenmenin önünde herhangi bir engel olduğunu düşünmüyorum.

Nihai soru: “Hocam, ben İngilizce ve Almanca öğrendim ancak İngiltere’ye, Amerika’ya veya Almanya’ya gidemiyorum. Malumunuz, korona var ve vize almak vs. zor. Bu kadar çabam çöpe mi gidecek?” Gerçekten güzel soru! Son bir yıl içerisinde çok fazla remote (uzaktan), home office (evden) veya freelancer (serbest) kavramlarını duyduk. Özellikle internet, bilişim, yazılım alanında çalışanlar için hangi ülkede olduğunun artık bir önemi kalmadı. Yani, Amerika’daki bir şirkette çalışmak için illa ki Amerika’da, Almanya’da bir şirkette için çalışmak için illa ki Almanya’da yaşamanıza gerek yok. “Hocam, o kadar Amerikalı ve veya Alman varken neden Türkiye’den birini seçsinler” diye merak edebilirisiniz. Sonuçta, Türkiye’den birini çalıştırmak şirket için daha ekonomikken, Türkiye’de dolar/avro üzerinden para kazanmak bir çalışan için daha caziptir. 😉 Ve evet geldik Türkçeye. Türkiye’de yaşarken bizim için sıradan gelse de yurt dışında yaşarken ana dilimizi konuşan vatandaşlarımızın olduğu her yerde  gerçekten artı değer. Uygulamalarda, web sitelerinde, ürünlerin kullanma kılavuzlarında, açıklamalarda Türkçe dil seçeneği görmek insanı gülümsetiyor. Ve sonra da “İleride ben de bunun bir parçası olabilirim” dedirtiyor. İngilizce+Almanca+Türkçe, yanına da kodlama+programlama+web tasarım koyunca al sana fırsat. 😉

 Son söz: “Bugünümü, dün yaptıklarım belirledi. Yarınımı, bugün yaptıklarım belirleyecek.”  

Saygılar,

Ahmet Hoca…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *