Kafayı Kullanma Kılavuzu XI – Nasıl Tercih Yapılmaz?

Herkese merhaba! Bildiğiniz üzere hafta ÖSYM bir Ağustos gecesi üniversite yerleşme/yerleştirme sonuçlarını açıkladı. Kimine geceyi zehir etti, kimine bayram.

Tercihlerle ilgili bu yazımı tercih haftası değil de neden şimdi yazıyorum? Her şeyden önce bu sene ezber bozan bir yıl oldu. ÖSYM iyi ters köşe yaptı: Değişen sınav ve soru sistemi, ertelenen sınav tarihi ve son olarak da yerleştirme sonuçları. Yerleştirme sonuçları elimize analiz edilecek bilgiyi verdi.

Bazılarınız şöyle düşünebilir: “Hocam, siz rehberlik öğretmeni misiniz? Tercihden mercihden ne anlarsınız?” Kısmen haklı olabilirsiniz. Ancak şunun altını çizeyim, benim yediğim kazıklar buradan bizim köye yol olur 😀 Ben bir değil, iki değil, üç değil tam altı kez üniversite sınavına girdim arkadaşlar. Sırasıyla, 2003’te Ege Üniversitesi İngiliz Dil ve Edebiyatı, 2007’de Dokuz Eylül Üniversitesi Almanca Öğretmenliği, 2008’de Anadolu Üniversitesi Dış Ticaret bölümünü ve son olarak 2017’de ODTÜ İngilizce Öğretmenliğini kazandım. 2004 ve 2005’te herhangi bir programa yerleştirilemedim. Ek tercih de yaptım, 2006’da hiç sınava girmedim. Bugün ais’te girdiğim sınav sayısı bir sayfaya sığmıyor. Sonuçta lisede görev yapıyoruz ve öğrenciler yeterince dönüt sağlıyor.

O halde başlayalım: Varan bir! Arkadaşlar, puana göre tercih yapılmaz! Tercih, sizin sıralamanıza göre yapılır. Adı yüzdelik dilim diye de geçer. Öğrenci, “Hocam, bu puanla nere tutarsa oraya girerim” diyor. Lan, oğlum hayatının en ciddi seçimini böyle mi yapacaksın? İnsan, 12. sınıfın başında kendine bir üniversite, bölüm, net hedefi koymaz mı? Nasreddin Hoca fıkrası gibi ya… Ya tutarsa… Konuyla ilgili yazımı geçen sene paylaşmıştım: Kafayı Kullanma Kılavuzu IV – Doğru Bilinen Yanlışlar.

Şimdi bazı hocalarımı tenzih ederek bir şey söyleyeceğim: Okullardaki ve dersanelerdeki bazı rehberlik öğretmenleri yokatlası açıyor, öğrencinin sıralamasını giriyor ve ekranda listelenen üniversiteleri bunlar tutuyor diye yazdırıyor. Öğrenciye bundan daha büyük bir kötülük olur mu bilmiyorum. Veli cahil, öğrenci cahil, öğretmen daha da cahil! Yahu, öğrenci o bölümle ilgili ne kadar bilgiye sahip? Mezun olunca o alanla ilgili iş bulabilecek mi? Ataması vs. var mı? Böyle rehberlik mi olur? Hele dersaneler! Sırf biz şu kadar öğrenci kazandırdık demek için öğrenciye abudik gubudik yerler yazdırmalar… Yazık bu geleceğe ve gençliğe…. Yapmayın! Bir de tercih uzmanıyım diye öğrenciden az olmayan miktarda para alanlar varmış (Bir arkadaştan duydum :)) Tamam al da adamakıllı yap işini. Senin puan şurayı tutuyor diye uzmanlık olmaz.

Çocuğu adına tercih yapan, onun adına üniversite, şehir, bölüm seçen velilere zaten diyecek lafım yok. İlla ki bu konuda çocuklarınızla ortak hareket edeceksiniz ancak öğrencinin fikirleri yerine kendi fikirlerine göre tercih listesi oluşturmak neyin kafası? Bugün sizin okuyacağınız şehre, üniversiteye veya bölüme karar verenler yarın evleneceğiniz kişiye, yapacağınız işe, alacağınız eve, bineceğiniz arabaya, yapacağınız veya yapmayacağınız çocuğa ve çocuk sayısına karışır. Kısaca başkalarının hayatını yaşamış olursunuz.

2. Yazmış olmak için tercih yapmak, kazandı desinler diye üniversiteye gitmek. Arkadaşlar size hep söylüyorum: Son sınıfta ders çalışırken bölümleri, üniversiteleri, dersleri, içerikleri, meslekleri araştırın diye. Kısaca önce bilgi sahibi olun, sonra fikir. 12 yıllık eğitiminizi zaten 3-4 saatlik sınava, üniversite tercihinizi bir haftaya sığdırıyorlar. Size bunun ne kadar saçma olduğunu anlatacak değilim ancak siz son sınıf öğrencisi olarak sorunun ne kadar çözümü oluyorsunuz/oldunuz? Açık öğretim fakültesinde aynı bölümler varken örgün öğretimde bu bölümleri okumanın ne önemi var? (Bu bölümler için aşağıdaki bağlantı adreslerinden ulaşabilirsiniz). Eğer üniversite ortamını görmek, aile yanından uzaklaşmak veya hayatınızda değişiklik yapmak isterseniz o başka 😀

3. Beğenmeme, burun kıvırma, hor görme, aşağılama, tepeden bakma, sırt çevirme, dudak bükme vs. Bu ifadeleri son yıllarda öğrenci davranışlarında görüyorum. Gerçi yıl boyu şahit olduk ama tercih dönemi ayyuka çıkıyor. Lan, nasıl bir ülke olduysak öğrenci veya velisi şehir beğenmiyor: Örneğin Muğla, örneğin İstanbul. Sen nesin de şehir beğenmiyorsun! Muğla’da üniversite mi okudun? Yok. İstanbul’da yaşadın mı? Hiç. Muğla’ya veya İstanbul’a sor bakalım, onlar da seni beğeniyor mu?

Devam edelim. Bölüm beğenmeme: Öğrenciye naçizane bölüm tavsiye ediyoruz: medya ve iletişim, sivil havacılık, bilgisayar programcılığı vs. Aman Tanrım! O da ne? Öğrenci veya velisi bölüme burun kıvırıyor. Gören de Türkiye derecesi yapmış da bölümler arasında kararsız kalmış zanneder. Arkadaşlar ve velilerimiz, komik olmayalım =D Siz, ilk onda, ilk yüzde, ilk binde, ilk on binde, ilk yüzbinde değilsiniz. Bence ayaklarınız yere bassın ve gerçekçi olun. Size layık olmadığını düşündüğünüz bölümlere bakalım, siz onlara layık mısınız? Koyduk mu lafımızı? 😀 😀 😀

Son ve kanayan yaram: “Ayy, devlet mi? Ben mi? Ben özele gitcem. Benim çocuk özelde okuyor.” İyi halt ediyor. Lan, bu nasıl bir düzen! Ben devletin ilkokulunda, ortaokulunda, lisesinde, üniversitesinde okudum ve şuanda da bir devlet okulunda görev yapıyorum ve bundan da gurur duyuyorum (657’ye tabii bir devlet memurunun haklı sevinci:)). Devlet üniversitesini küçümsemek ne lan? Sen devlet üniversitesini kazanacak puanı aldın mı? Senin sıralaman kaç? Sırf çocuğum özelde okuyor demek için çocuğunu özele gönderen veliler var: Bir çoğu apartman üniversitesi ve tapu kadastro gibi çalışıyorlar: Parayı alıyorlar, diplomayı basıyorlar. Şahsen çocuğum olsaydı ne özele gönderirdim ne de kendim paralı bir üniversitede görev yapardım. Ekmeğin fiyatından bihaber öğrenciden çok şey beklemiyorum. Al yüzü ver yüzü sistem sizi diploma sahibi yapar ama ekonomiye üretici olarak katkı sağlayan daha iyi bir insan yapmaz. Tercih dönemi YouTube reklamlarında adını vermek istemediğim üniversiteden bir gencimiz işini, üniversitesini övdü de övdü. Yalnız iki şey söylemedi: 1. Üniversiteye mezun olan kadar ödediği toplam ücreti. 2. O anki maaşını. O kadar paranız varsa çocuklarınıza nitelik kazandırın, parayla ego ve diploma değil (Bu arada özel veya vakıf üniversitelerinde burslu okuyan Anadolu çocukları var. Onlar içimizden biri, onları tenzih ederim). Peki nedir bu nitelikler?

  1. Yabancı dil: Gençler, sizlerle daha önce Kafayı Kullanma Kılavuzu III – Kendi Kendine İngilizce Öğrenme ve Konuşma Sanatı, Kafayı Kullanma Kılavuzu VIII – Neden ve Nasıl Dilci Olunur yazılarımı paylaşmıştım. Nerede, hangi üniversitede hangi bölümü okursanız okuyun 21. yüzyılda bilgiye erişmek istiyorsanız en az 2 yabancı dil öğrenin, bilin ve konuşun.
  • Bilgisayar becerisi: Yahu teknolojiyi benden daha iyi kullandığını iddia eden öğrenci Word’de yazı yazamıyor, Excel’de veri analizi yapamıyor, Powerpoint’te sunum hazırlayamıyor, Moviemaker’ı zaten hiç duymamış. Sosyal medya hesaplarını kullanmak, bilmem şu kadar takipçiye sahip olmak benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Microsoft ofis programlarını veya benzerlerini kursa giderek veya internetten öğrenebilirsiniz. Bunun için de Kafayı Kullanma Kılavuzu IX – Öğrenmeyi Öğrenmek yazımı sizlerle paylaşmıştım.
  • Yurtdışı tecrübesi: Herkesin dilinden düşmeyen bir küreselleşme! Evet, dünya küçük bir köye döndü fakat biz dünyayı ne kadar tanıyoruz? Ne kadarını gördük? “Ya, hocam ya, dolar/euro uçtu, biz nereye uçalım” diye bahane üretmeyin. Kafayı Kullanma Kılavuzu II – Yurtdışı Programları yazımda sizlere bahsetmiştim: Erasmus Öğrenim, Erasmus Stajı, Work and Travel, EVS, Interrail, Camp America vs. mutlaka yapın.
  • İş tecrübesi: Bizim oraların bir lafı var: Herkes ağa olmak istiyor peki bu köydeki inekleri kim sağacak? Arkadaşlar üniversitede (hatta lisede) mutlaka iş hayatıyla tanışın. Yaz tatili okul için vardır, hayat için yoktur. Bir tanıdığın yanında, bir otelde, bir muhasebecide çalışın. Üniversiteye başladığınızda alanınızla ilgili yarı zamanlı bir iş bulun, staj ayarlayın. Bana, “Hocam nereden bulacağım” demeyin. 5-6 saatinizi sosyal medyada geçiriyorsunuz. Bunun için tonla site var. Yoksa gidin siz bir yarı zamanlı iş, staj sitesi kurun. Kendinize, bölümünüze, üniversitenize, şehrinize bir fark katın. Kafayı Kullanma Kılavuzu I – Tecrübelerden Öğren yazımı üniversiteye gitmeden defalarca okuyun 😉
  • İletişim becerileri: Gençler, kendinizi yazılı ve sözlü olarak ifade etme becerinizi geliştirin. Çalışacağınız iş yerlerinde tanımadığınız kişilerle (bunlar müşteriler, misafirler, başka firma çalışanları vs) diyalog kuracaksınız. İnsanlara derdinizi anlatacak, onları dinleyerek sorunlarını çözmeye çalışacaksınız. Daha önce de söylediğim gibi hayat başarısı = insan ilişkileri başarısı. Doğru Türkçe. Dilimizi doğru kullanmanız önemli. Okuyun gençler okuyun. Haftada bir kitap okuyun. Kitap deyince aklınıza sadece test kitapları gelmesin. Üniversitede kitap tartışma kulüpleri kurun, sunum yapın, etkinlikler, seminer vs düzenleyin, yazarları getirin. Ve yazın. Kompozisyon yazın. Kendinizi yazılı olarak da ifade edebilin. Yazım kurallarını ve noktalama işaretlerini öğrenin ve uygulayın.
  • Kodlama: Son ve geleceğin dili arkadaşlar. Yine atı alan Üsküdar’ı geçti. Geç kalıyoruz. Br an önce yeni nesilin kodlama dillerini öğrenmesi lazım. Yurtdışında bazı okullar ilkokul müfredatlarına koydular bile. Fakiriyle dalga geçtiğimiz (bk. Hint Fakiri) Hindistan gençlerini yazılıma yönlendiriyor. Olay gayet basit: Bir oda, birkaç bilgisayar ve bir avuç genç. İşte size maliyeti. Nano teknolojiyi, yapay zekayı, 3 boyutlu yazıcıyı, yenilenebilir enerji sistemlerini, elektrikli otomobilleri, uzak teknolojilerini ve drone’ları size bırakıyorum.

Süslü laflara, boş motivasyon cümlelerine yer yoktu bu yazıda. Yalın gerçekler olduğu gibi size sunuldu yine. Beni ve yazıyı eleştirebilirsiniz, kızabilirsiniz. Bırakın şimdi acıtsın sözlerim ama sonra hep güldürsün. Atina’nın başına musallat olan at sineği  Sokrates gibi sizleri rahatsız etmeye devam.

Sizleri, bu ülkeyi ve mesleğini seven öğretmen Ahmet Akyol…

Kafayı Kullanma Kılavuzu X – Yurt Dışında Eğitim

Öğrencilerimden çoğunlukla gelen sorulardan bir tanesi yurt dışında eğitim. Bu soruya cevap vermeden önce durum analizi yapmakta fayda var:

  1. Türkiye’de üniversite kazanacak ümidiniz yok mu?
  2. İstediğiniz bölüm, yurt dışında bir üniversitede daha iyi bir eğitim mi sunuyor?
  3. Yurt dışında eğitim aldıktan sonra iş hayatına orada mı devam etmek istiyorsunuz?

Yurt dışında eğitim ucu çok açık bir ifade. Öğrencinin liseyi bitirmeden bir yıl önce araştırma yapmaya başlaması lazım. Yani lafa değil eyleme geçmek gerekiyor. İnternette her şey var ama önce şu üç noktayı belirlemekte fayda var:

  1. Hangi bölüm?
  2. Hangi üniversite?
  3. Hangi şehir?

Hemen belirteyim, yurt dışındaki üniversiteler hatta bölümler birbirinden farklı başvuru kabul etmektedir. Sizden illa ki bir lise diploması, üniversiteye giriş sınavı puanı vs. ister. Ancak bunlardan başka eğitim alacağınız bölümün dil seviyesini ispatlayan bir belge de gerekir. İngilizce için en bilinenleri IELTS veya TOEFL iken Almanca için TestDaf veya DHS’dir. Ayrıca üniversite öğrencileri öğrenci vizesi almak zorundadır. Bunun için de toparlanması gereken epey bir evrak mevcuttur. Farklı ülkeler farklı evrak isteyebilir, bu gayet normaldir. Siz hangi ülkeye gidecekseniz o ülkenin sitesinde öğrenci vizesi için gerekli evraklar kısmından öğrenebilirsiniz.  Öğrenci vizesi almak için her şeyden önce yurt dışında bir üniversiteden kabul almak gerekir. Vize alırken ikinci en önemli mesele kalacağınız süre boyunca masraflarınızın karşılanacağını gösteren banka hesap cüzdanınızdır. Konsolosluk sizden örneğin 500 € x 12 = 6000 € gibi bir miktarı hesabınızda görmek isteyecektir.

Gideceğiniz ülkeyi, şehri, üniversiteyi, bölümü belirlediniz, araştırma yaptınız, evraklarınızı hazırladınız, kabul aldınız, bütçenizi hazırladınız ve öğrenci vizesi aldınız. Gitmeye hazır mısınız? O halde gitmeyin, durun, bekleyin!

Gençler, şöyle ki, yurt dışında üniversite eğitimi ciddi bir emek, maliyet ve uzun bir süreç. Siz bunu göze alıyor musunuz? Gittiniz, başladınız bir yıl devam ettiniz ancak hiçbir şey sizin umduğunuz gibi gitmedi. Yani hayal kırıklığına uğradınız ve geri döndünüz. Paranıza, emeğinize ve zamanınıza yazık oldu, değil mi? Özellikle ailenizin tek yatırımı olan siz tam bir ölü yatırıma dönüştünüz L Peki buradaki çözüm önerim ne? Yani Ahmet Hoca sizin yerinizde olsa neyi nasıl yapardı? Cevabım çok basit: DENEYİMLEMEK: Bundan kastım, üniversite okumak için yurt dışına gitmeden önce o ülkede belli bir süre bulunurdum. Bunun için sizlerle daha önce paylaştığım Kafayı Kullanma Kılavuzu II – Yurt Dışı Programları yazımdan Au-Pair, , EVS (European Voluntary Service [AGH-Avrupa Gönüllülük Hizmeti]), Uluslararası Gönüllü Kampları (GENÇTUR), Interrail veya akraba ziyareti gibi imkânları hatırlıyorsunuzdur. Zaten pasaport ve vize alacaktınız önceden gidin, gezin ve bir görün. Fikir sahibi olmadan bilgi sahibi olun. Özellikle bir ülke kışın görülmeli! Yazın okul tatil zaten 😉 Siz okula sonbaharda başlayacaksınız. Özellikle Almanya gibi havanın soğuk ve kapalı, yağmurlu veya karlı olduğu kış ayları sizi hayattan soğutabilir, bunalıma sokabilir. Bu açıdan benim tavsiyem EVS veya Au-Pair. Hem 1 yıl boyunca o ülkeyi, havasını, kültürünü tanıyacak hem de o esnada üniversite ve bölümlerle ilgili bilgi toplayabileceksiniz. EVS’te sizin konaklama, sağlık sigortası, ulaşım, dil kursu gibi masraflarınız karşılandığı için kafanız rahat olacak; araştırma yapacak zaman bulacaksınız. Neyse, ben bu stırları böyle yazarken ve sizler okurken kolay gelebilir ama emek olmadan yemek olmaz arkadaşlar. Hem yurt dışında sadece bir dönem eğitim almama rağmen Türkiye’yle kıyasladığımda çok zorlandığımı belirteyim. Özellikle Almanya’da Üniversite Kassel’de yabancı dil olarak Almanca yüksek lisans sınıfında öğretmenin değil öğrencinin perfomansı önemliydi. Yani ezberle geç ya da salla başı al notu sistemi yoktu. Siz bunu şimdiden bilin. Bu açıdan Türkiye’de üniversite kazanmak ve hele hele okuyup bitirmek daha kolay.

Peki yurt dışında üniversite okuyup bitirdiniz ve ülkeye döndünüz. İşverenler hemen sizi şirketlerine davet edip şu kadar maaş, şu koşullar diyecekler mi? Hiç sanmıyorum çünkü şirketler diplomaya değil tecrübeye bakar. İş tecrübeniz yoksa size asgari ücret bile teklif ederler çünkü bu ülkenin en büyük sorunu üniversite mezunu genç işsizler ordusu (her ne kadar haberler asla bu konuya değinmeseler de maalesef gerçek bu). Sonuçta insan yurt dışına eğitime gitmeden önce bir hedefi olmalı değil mi? Örneğin Almanya’da makine mühendisliği okuduktan sonda Volkswagen fabrikasında makine mühendisi olarak işe gireceğim gibi.

Bir de geri kültür şoku var ki akıllara zarar. Gittiğiniz ülkeye o kadar alışıyorsunuz ki geri döndüğünüzde Türkiye sizde soğuk duş etkisi yaratacaktır. Aman diyim aklınıza mukayyet olun. Ben kendimi derslere verdim de akıl sağlığımı korudum 😀 Şimdi bana şunu diyebilirsiniz: Hocam, geçen sene bir arkadaşım okul bittikten ve üniversite sınavına girdikten sonra Ukrayna’da bir üniversiteye başladı. Aman ne büyük başarı:/ Arkadaşlarına Ukrayna veya Gürcistan’da fark etmez başarılar diliyorum. Sen o kadar parayı danışman şirketlere veya özel (paralı) üniversiteye vereceğine lisede kendine yatırım yapsaydın Türkiye’de iyi bir devlet üniversitesinde iyi bir bölüme girerdin. Can simidi olarak abuk sabuk şirketlerin uyduruk üniversitelerine değil. Siz hiç Humbolt, Harvard, Oxford veya Cambridge gibi üniversitelerin danışman şirketleri aracılığıyla müşteri (pardon öğrenci) diyecektim, gördünüz mü? Göremezsiniz çünkü su içmek isteyen eşek derenin ayağına gider çünkü dere eşeğin ayağına gelmez.

Konunun sonuna gelecek olursak ekonomik olarak Türkiye’nin gerisinde olan ülkelerde üniversite okumanızı tavsiye etmem. Her şeyden önce üniversite okuduğunuz ülkede kalmak ve iş hayatına orada atılmak istiyorsanız o ülkede işsizlik sorunu olmamalı, değil mi? Ben olsam Amerika, Kanada, İngiltere veya Almanya gibi ülkeleri tercih ederdim. Kıbrıs, Gürcistan, Balkan ülkeleri düşünmezdim. Bu noktada şu 3 noktalayla tavsiyelerimizi özetleyelim:

  1. Araştır, oku, bilgilen, öğren.
  2. Dil sorununu bir an önce hallet. (Kafayı kullanma Kılavızı III – Kendi Kendine İngilizce Öğren)
  3. Eğitime gitmeden önce deneyimle.

Yine şeytanın avukatlığını yaptığımız ve kral çıplak dediğimiz bir yazı oldu. Gerçekleri size olduğu gibi aktarmaya çalıştığım ve tecrübelerimi paylaştığım kafayı kullanma kılavuzları devam edecek. Sonuçta kendinizi geliştirdiğiniz, ana dilinize ve yabancı dilinize önem verdiğiniz, mesleğinizle ilgili her şeyi bildiğiniz ve sürekli kendinizi güncellediğiniz sürece iş gelip sizi bulacaktır. Eğitimin özelleştirilmediği, öğrencinin müşteri değil öğrenci, eğitim kurumlarının ticarethane değil, okul olarak görüleceği bir dünyada yaşamak dileğiyle.

Ahmet AKYOL

Kafayı Kullanma Kılavuzu IX – Öğrenmeyi Öğrenmek

Yıl olmuş 2018, dünya yapay zekâyı, Mars’a koloni kurmayı, üç boyutlu yazıcıları, drone’larla kargo/paket teslimini, kodlamayı konuşadursun bazı öğrenciler tek bilgi kaynağı olarak sadece öğretmenleri görmekteler. Hemen herkesin cebinde akıllı telefonları varken bilgiye erişim bu kadar kolayken teknolojiyi eğitim/ders/öğrenme/bilgilenme amaçlı kullanmak ya kimsenin aklına gelmiyor ya da işine.

            Efendim, anlatayım, konuya böyle eleştirel bir giriş yaptıktan sonra. Ben 1997 yılında Anadolu Lisesi sınavıyla Ereğli Anadolu Lisesini kazanmıştım. İlk yıl İngilizce hazırlık vardı. O zaman bilgi kaynağımız kitaplardı. O da hocalarımızda vardı. Sonra da sözlük ve fotokopiler önemliydi. Ders materyali olarak da defterlerimiz kalemlerimiz… Haa, bir de (2000 kuşağı bilmez J) fihrist kullanmayı çok severdim. Yeni öğrendiğim kelimeleri alfabetik telefon defterine yazıp oradan öğrenmek sistematik kelime öğrenme imkânı sunuyordu. Bu arada CD ile tanışmamız üniversite yıllarını buldu. Öncesinde kasetçalardan “listening” (dinleme) yaptırırdı hocalarımız. Özellikle 2002’de yabancı dil bölümüne geçtikten sonra İngilizce hocamız Yavuz Erdoğan’dan bu kaseti rica edip evde başka bir kasetin üstüne çekmiştim. Bol bol kulaklıkla dinleme yaptığım o zamanlar İngilizce kulak aşinalığına başladığım yıllardı. Ayrıca, TRT’nin her saat başı İngilizce, Almanca ve Fransızca haber özetleri olurdu. Onları da dinlemek keyifliydi.

            Tabii böyle anlatınca nostalji gibi geliyor ancak altı üstü 15 sene geçmiş. Bu 15 yılda ne mi değişti? Her şeyden önce tek bilgi kaynağı öğretmen ve kitaplar olmaktan çıktı. İnternetin yaygınlaşmasıyla beraber kitaplar (özellikle ansiklopediler) raflarda tozlanmaya bırakıldı. Haftada bir gidilen kütüphaneler anılarda “ben öğrenciyken…” başlayan cümlelere dönüştü. Zannımca gelişen teknolojiye ayak uyduramayan öğretmenlerse öğrencilerin gözünde saygı ve değer kaybına uğradı. Şimdi ne var? İnternet var, tablet, ipad vs. vs. vs. var. Özellikle o kadar çok uygulama, youtube’da video, binlerce web sitesi… Liste uzar gider. Peki, hakkıyla kullanan var mı? Ne gezer!

            Anlatmaya devam edelim. Bir örnek: Öğrenciler ara sıra gelip soruyor: “Hocam, siz nasıl öğrendiniz?” (İngilizce, Almanca vb.) Ben kitaplardan ve sözlüklerden öğrendim. Kitaplardan kastım gramer (dil bilgisi), hikâyeler vs. Tabii yabancı dil bölümünde lise 2 ve 3’te bana emeğini esirgemeyen Necattin Aksoylu, Yavuz Erdoğan, Ufuk Uludağ hocalarıma çok teşekkür ederim. Şimdi şöyle söyleyeyim: Ben İspanyolca öğrenmeye karar verdim. Bodrum’da dil kursu da yok. Ne yaparım?

  1. Ekşi sözlükten bir güzel araştırırım. Oradakilerin tecrübelerinden faydalanırım.
  2. Ekşide çok güzel web sitelerinden bahsediyorlar. Onları kaydedip ne menem bir şeyler inceliyorum.
  3. Youtube’da sadece şunları yazmak yeterli: “Learn Spanish, Spanish Course, Spanish Lesson 1” vb. Yüzlerce video ders çıkıyor. Tek yapmanız gereken sırayla dersleri takip etmek.
  4. Youtube’da sadece video dersler mi var? Hemen İspanyolca bir şarkı adı ve yanına karaoke diye yazdık mı al sana şarkı sözleri.
  5. İspanyolcaya yönelik (diğer derslere ve yabancı dillere olduğu gibi) web siteleri ve uygulamalar, çevrimiçi sözlükler var.
  6. Dizi ve film! Evet, seviyorum lan bu interneti 😉 Tek yapman gereken arama çubuğuna “La Casa de Papel” yazmak. Evde sınırsız internetin varsa yukarıda yazdıklarıma fazladan tek kuruş ödemiyorsun.
  7. Artık bağlayalım sonuca. Ben sadece yabancı dilden örnek verdim ama bu öğrenme stratejisini diğer tüm derslere uygulanabilir. Denemesi bedava! Yeter ki siz içinizdeki merak duygusunu ve öğrenmenin verdiği hazzı canlı tutun. Gerisi gelecektir.

Tekrar başa dönecek olursam, tüm bu internet çağının velinimetlerine rağmen ben yine de D’n’R’dan İspanyolca sözlük, konuşma kılavuzu, dil bilgisi kitabı, hikâye ve kelime kartlarına yaklaşık 100 TL ödeyerek satın aldım. Ayrıca evde kullanılmayan defterlerden de dört tanesini İspanyolca için ayırdım:

  1. Dil bilgisi kuralları
  2. Kelime
  3. Şarkı sözleri
  4. Hikâye yazma

Bundan sonra yapacağım planlı programlı şekilde günlük 2 saatimi 6 ay boyunca bu yeni öğreneceğim dile ayırmak. Dizi izle, şarkı dinle, hikâye oku, kelime çıkar, her gün 1 dil bilgisi konusu bitir. İşte buna öğrenmeyi öğrenmek diyorum! Geleneksel öğrenme materyalleriyle günümüz teknolojisini birleştirerek tam ve bireysel öğrenme.

Şimdi aklınıza şu soru gelebilir: “Ahmet hoca iyi güzel anlatıyorsun da nasıl pratik yapacaksın?” Artık anlatmaya gerek yok, biliyorsunuz, bunun için Skype, discord daha bilmem ne kadar site, uygulama vs. var. Tek yapmam gereken İspanyol arkadaşlarımla çevrimiçi görüşme ayarlamak. Şanslıyım ki EVS esnasında edindiğim Kolombiyalı ve İspanyol arkadaşlarım var. Tabii bir dili konuşulduğu ülkede deneyimlemek on numara beş yıldız olur! Kısmetse o da olacak 🙂

En kısa zamanda Kafayı Kullanma Kılavuzu XII – Neden akyolahmet.com yazısıyla sizlerin de aynı şekilde Almancayı öğrenme şansınız olması dileğimle.

Her gün yeni bir şey öğrenin, iyilik yapın ve sevgiyle kalın.

Hayatıma anlam katan dillerin anısına…

Ahmet Hoca 😉

Kafayı Kullanma Kılavuzu VIII – Neden ve Nasıl Dilci Olunur?

Sevgili öğrencilerim, merhaba.

Uzun zamandır erteleyip durduğum bu yazıyı sonunda kaleme alabildim. Bu yazımız özellikle II. dönem bölüm seçecek 10. sınıf öğrencilerini ilgilendirmekte. Şu ana kadar belki de hayatınızı etkileyecek en ciddi karar bu olsa gerek (şu anda okuduğunuz okulu saymazsak). Benim tavsiyem yabancı dile veya dillere az buçuk ilgisi olanların yabancı dil bölümünü seçmesi. Şimdi, “Hocamız niye yabancı dil bölümünü tavsiye etti?” diye soracaksınız. Yazının kalanında dilim döndüğünce ve kalemim yettiğince bu sorunun cevabını vermeye çalışacağım. Öyleyse başlayalım:

1. On birinci ve on ikinci sınıfta yabancı dil bölümünü seçen öğrencilerin haftalık ortalama 14-16 saat İngilizce dersleri olacak. Yani İngilizceniz karneye yüksek düşerse bu otomatik olarak sizin okul başarı puanınızı arttıracak. Ayrıca göreceğiniz sözel grubu dersler sizi üniversiteye hazırlayacak. Eski sisteme göre bahsedecek olursak Türkçe, edebiyat, tarih, felsefe, coğrafya, din kültürü ve ahlak bilgisi gibi dersler ya ana dilinizde ya da yabancı dilde karşınıza gelecek. Örnek vermem gerekirse üniversitede uygarlık tarihi, Türk eğitim tarihi, İngiliz, Alman vs. edebiyatı, İngiliz, Alman dili ve yapısı, karşılaştırmalı edebiyatı, dil bilgisi gibi dersler çıkacak karşınıza. Başka bir açıdan bakarsak herhangi bir sayısal öğrencisi matematik, geometri, fizik, kimya, biyoloji gibi alan derslerinin yanında Türkçe, edebiyat, tarih vs. görmek zorundayken sizlerin karşısına zaten üniversite göreceğiniz dersler çıkacak. Her şey bir tarafa yabancı dil sınavı öncesi gireceğiniz TYT’de (Temel Yeterlilik Testi) Türkçe (2017 YGS ve öncesi sözel grubunun tamamı) karşınıza soru olarak gelecek. Bana göre yabancı dil bölümündeki dersler sözel gruba girdiği için kendiniz evde oturup çalışabilir ve gerekli çabayı gösterdiğiniz takdirde okul başarı puanınızı arttırıp üniversite yerleşirken büyük bir avantaj sağlarsınız. Ve sadece 3 dersten sınava gireceksiniz: Türkçe, Matematik ve İngilizce.

2. İnternette ufak çaplı bir araştırma yaparsanız geçen sene (2017) sınava giren ve üniversiteye yerleşen öğrenci sayılarına ulaşabilirsiniz. İstatistiklere göre sınava en az öğrenci dilden giriyor. Bu da sizin rakiplerinizi azaltıyor. “Haa, hocam ya, sayısalda vs. bölüm ve kontenjan sayısı daha çok” dediğinizi duyar gibi oldum. Doğrudur, hak veriyorum ama bölüm ve kontenjan ne kadar çoksa giren öğrenci sayısı yani rakibiniz de o kadar çoktur. Yabancı dil sınavından yerleşeceğiniz bölümlere ve kontenjan sayılarına yokatlas.gov.tr’den ulaşabilirsiniz.

3. Efendim, inşallah üniversiteyi kazandınız, yerleştiniz ve eğitiminize başladınız. Sizlerle daha önce paylaştığım Kafayı Kullanma Kılavuzu I – Yurt Dışı Programları yazısındaki fırsatları hatırlıyorsunuzdur: Erasmus öğrenim, Erasmus Stajı, Mevlana, Training Course, Action 1.1, EVS, Work and Travel vb. Bu gibi yurt dışı programlarından faydalanmak için yabancı dil şart arkadaşlar. Şöyle bir örnek vereyim: Fen biligisi öğretmenliğinde okuyan bir öğrencinin Erasmus’la yurt dışına gitmesi için önce İngilizce öğrenmesi, sonra da Erasmus dil sınavını geçmesi gerekmektedir. Ama dilden üniversiteyi kazanan birisi Erasmus dil sınavını geçer ve yoluna bakar. Tüm yurt dışı programlarında dilciler hep bir adım öndedir. Nereden mi biliyorum? Cevap: Kendimden 

4. Beyler ve bayanlar, ara sıra sağda ve solda duyuyorum: Efem, neymiş, dilin önü kapalıymış! Güzel kardeşim, alt çeneyşe üst çeneyi kitlersen dilin önü kapalıdır. Onun dışında dilin önü hep açıktır. Bu savı ortaya sürenler gidip ayna önünde ağızlarını açıp sonucu kendi gözleriyle göre bilirler (Ulan sesli güldüm haa)   
            Her şeyden önce dil altın bileziktir ve çalışma alanları oldukça geniştir: Öğretmenlikten tutun turizme, dış ticaretten tutun sivil havacılığa, mütercim-tercümanlıktan tutun medyaya. Her yerde bize ihtiyaç var.

Şimdi gençler, gelelim yazımızın ikinci bölümüne: Nasıl dilci olunur? MERAK! MERAK! MERAK! Efendiler, az ve öz söylüyorum: Eğer meraklı biri değilseniz dil bölümüne gelmeyin! Çünkü bu bölüm etrafında gördüğü şeyleri araştıran, kafa yoran, merak edenlerin bölümüdür. Yine yeni bir örnek: Eğer evinizdeki televizyonun (LG: Life is good. [Yaşam güzeldir] markasının; telefonunuzdaki uygulamanın (twitter: cıvıldamak) merak edip anlamına bakmadıysanız sizden dilci olmaz! Ne olur, orasını ben bilemem işte. Dilci dediğin bilmediğini araştırmalı, öğrenmeli ve etrafıyla paylaşmalıdır. Bir kısaltma mı gördün? Aklına hemen şu soru gelmeli: What does it mean? (Bu ne ola ki?:) Hemen internetten (interconnected network: “kendi aralarında bağlantılı ağlar” demekmiş) bak! Soru sormadığınız sürece öğrenme gerçekleşmez. Tişörtünüzdeki (T-shirt: T şeklinde gömlek) slogan, yazı, marka ne demek? Bindiğiniz arabanın ya da hayalini kurduğunuz arabanın açılımı, anlamı ne demek? BMW (Bayerische Motoren Werke) (Bavyera Motor Fabrikaları). Anlamını öğreneceğiniz her bir kelime bir gün elbet karşınıza çıkacak. Nerede işime yarar demeyin.

Dil yaşayan bir varlık ve sürekli yenilenip geliştiği için onla her zaman ilgilenmeliyiz. Yani dilci olmak sürekli bir öğrenme durumudur. Çok değil bundan 15 yıl önce selfie (self:kendi), facebook (yüz kitabı) kelimeler yokken bugün bunlar günlük hayatın birer parçası. Anlamlarını bilelim ve öyle kullanalım. Mesela shazam’lamak, google’lamak gibi fiiller türedi. Neyse, liste uzar gider. . .

Yabancı dilinizi bebeğe benzetebilirsiniz. Şayet bir bebeğiniz olsa ve siz onla uzun süre ilgilenmezseniz ne olur? Birkaç gün içinde ölür. Ölmemesi için onu yedirmeli, içirmeli, giydirmeli ve korumalısınız. Yabancı diliniz için de aynı durum söz konusudur. Yabancı dilde dizi, film, televizyon izlemeli, kitap, dergi, gazete okumalı, yabancı arkadaşlar edinmeli ve yurt dışına seyahat etmelisiniz. Böyle yaparsanız diliniz gelişir.

Gelelim, tarih, coğrafya ve edebiyata. Bu alanların hiç birisi birbirinden bağımsız değildir. Merak-ilgi-okuma ve bilgi sizi bu konuda besleyecektir. Yine bir örnek: Amerika’da New York adında bir yer var. İngiltere’de de York diye bir şehir var. Bunlar arasında bir bağlantı olabilir mi? Neden diğerine yeni demişler? Ya da İngilizcede “Its raining cats and dogs” deyimi var. Türkçeye “bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor” olarak çevirebileceğimiz bu ifade İngiltere’nin coğrafi konumundan kaynaklı yağışlı ikliminden kaynaklı olabilir mi? Sürekli ve şiddetli yağmur yağmasından? Evet, öyledir. (Aşırı yağışa dayanamayan çatının içindeki kedilerle vs. aşağı inmesi) Hristiyan sözcüğünün “Christ”ten gelmesi gibi yani Hz. İsa’dan olan anlamında. (Bağladık mı buradan din kültürü ve ahlak bilgisine 😉

Neyse dilciler, sözü fazla uzatmaya gerek yok. Hayatımda verdiğim ilk ve ciddi karardı 2001 yılında Ereğli Anadolu Lisesinde yabancı dil bölümünü seçmek. O zamandan bu yana dil deryasından sadece bir damla içtiğimi hissediyorum. Daha öğreneceğim, öğreneceğimiz çok şey var. Bir zamanlar bir arkadaş matematikle ilgili bir fıkra anlattıktan sonra sayılarla aran nasıl diye sormuştu. Cevap veriyorum: Ben kelimelerin efendisiyim:)

Balığı vermediğimiz, aksine balık nasıl tutulur öğretmeye çalıştığımız bir yazı oldu yine zannımca. Her gün yeni bir kelime öğrenmeniz ve bu kelimelerin hayatınızı güzelleştirmesi dileğiyle…

Ahmet Hoca nam-ı diğer Herr Akyol 

Kafayı Kullanma Kılavuzu VII – Soru Sormak Aptallık mı?

Merhaba sevgili gençler,

Bugün karne alıyorsunuz ve 9,10 ve 11. Sınıflar bir üst sınıfa geçerken 12. Sınıflar da liseden mezun olup yarın itibariyle LYS sınavlarına girecek.

Bu yazımızın konusu ise seneye üniversite sınavına hazırlanacaklara şimdiden ışık tutmak, onları aydınlatmak.

Bu yazımızda üç benzetme kullanacağım. Biri şişe, biri bardak ve biri de peynir benzetmesi 🙂

  1. Değerli öğrenciler, içinde su olmayan bir şişeyi boş olarak adlandırırız. Ama hepimizin bildiği gibi o boşluk aslında hava ile doludur, yani aslında boş değildir. Şişeye su doldurdukça havayla su yer değiştirir değil mi? Aynı şekilde insan beyni de boş değildir. Bilgi yoksa özgüven eksikliği, korku, stres vardır. Bunları kafanızdan atmak için yerini hedefinizle doldurmanız gerekmektedir. Üniversite sınavına hazırlık sürecine kafanızda hedefiniz ve hayallerinizle başlarken işleri daha kolay halledeceksiniz.
  • Değerli gençler, Tom ve Jerry çizgi filmindeki delikli peyniri hatırlarsınız. Bu peynirdeki delikler, bana öğrencideki bilgi boşluklarını anımsatıyor. Mevcut sistemdeki 50 not ortalama barajıyla lise sona kadar gelen öğrenci üniversite giriş sınavında duvara tosluyor çünkü öğrencinin o öğrenmediği %50’lik kısım sınavda ve hayatta yüzüne bir tokat gibi çarpıyor. Şahsen ben öğrencinin tüm derslerden %100 başarıyla geçmesi taraftarıyım. Bu açıdan arkadaşlar, yazın oturun ve eksik konularınızı tamamlayın. Okul zamanına bırakmayın. Okul dersleri, kurs, dershane, yazılılar, performans vs. iş yükü altında ezilip gidersiniz.
  • Evet, eksik konuları tamamlamaya karar verdiniz, oturup çalışmaya başladınız ama baktınız, olmuyor. Bunun sebebi temel eksikliğidir. Örneğin matematik gibi sayısal derslerde ilkokuldan ve ortaokuldan temel eksikliğiniz varsa çalışırken büyük sıkıntı olacaktır. Bu açıdan, gidin en temel konuları ilkokul, ortaokul kitaplarından çalışın. Sizin ilkokul veya ortaokul kitaplarından ders çalıştığınızı görüp sizi küçümseyecek, eleştirecek tipler çıkacaktır. Arkadaşlar, eğer Empire State Building (443 metre) gibi yüksek bir bina inşa edecekseniz, temelini yerin en derinine atmalısınız ki binanız sonradan yıkılmasın. Temel bilgilerinizi gözden geçirin. Taşlar yerine otursun ki sonrasında tek tek tuğlaları dizebilin. Temel bilgilerinizi gözden geçirdikten sonra çalışmaya devam ettiniz. Bir süre sanki hiçbir ilerleme olmuyor gibi hissedeceksiniz. Bu herkeste olan gayet olağan bir durumdur. Bunu bardak ve su ilişkisine benzetebiliriz. Bardağın taşması için doldurmaya devam etmelisiniz. Ne zamanki bardak doldu, işte o zaman taşacak. Siz de bilgiler beyninizden taşana kadar beyninizi doldurmaya devam edin.

Arkadaşlar, sonuçta YGS/LYS’den (sınav ismi değişti) başarılı olup üniversiteyi bitirseniz ve işinizi elinize alsanız dahi dünya döndükçe ve teknoloji geliştikçe yeni bilgiler ortaya çıkacak. Yeni şeyler öğrenmenin şartı ise soru sormaktır. Ama toplumdaki anlayışa bakın ki soru sormak aptallık gibi algılanmakta çünkü soru sormak insanın bilmediğini ortaya koyuyor. Doğru ama başka türlü bilgimiz olmayan şeyleri soru sormadan nasıl öğrenebiliriz ki? Bu durumu KPSS kursundayken fark ettim. Kurs hocamıza dersle ilgili anlayamadıklarını sormayan öğretmen adayı arkadaşlar vardı. Sebebi acaba ne olabilir diye düşündüm. Sonra anladım ki bilmediğini sormak öğretmen adayı arkadaşlar için sıkıntı. Çünkü onlar üniversite mezunu ve atanıp öğretmen olacaklar ama bilmediğini sormaktan çekiniyor. Soru sorana  gülüyor. Hâlbuki benim sorduğum sorunun cevabını kendisi de bilmiyor. Sonuç içler acısı 😀

Toparlamak gerekirse, bilmediğinizi sormaktan çekinmeyin. Soru sorduğunuz için bırakın size gülsünler ya da bir şeyi öğrenirken ilk başlarda kendinizi aptal gibi hissedin. Özellikle dil öğrenirken konuşana kadar sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi hissedersiniz. Aptal gibi hissetmeye ve bardağı doldurmaya devam edin arkadaşlar. Apple’ın kurucusu rahmetli Steve Jobs’ın Stanford Üniversitesi mezuniyet konuşmasında da dediği gibi: “Stay hungry. Stay foolish.” (Aç kalın. Budala kalın.)

Hepinize sınavda ve hayatta başarılar diliyorum.

Umarım hayallerinizin gerçekleştiği bir yaz olur.

Sizleri seven Ahmet Hocanız.

Kafayı Kullanma Kılavuzu VI – Gezme Sanatı

Ben bir şehre ya da ülkeye gitmeden önce o ülke hakkında şöyle bir araştırma yaparım, kendi turumu kendim organize ederim:

1- Ekşi sözlükten şehirle ilgili bilgi toplar, önemli yerleri ajandama yazarım.

2- Wikitravel’dan seyahat tavsiyeleri alırım.

3- Gideceğim şehrin belediyesinin websitesini incelerim.

4- Google görsellerden şehirle ilgili resimlere bakarım.

5- Youtube’dan o şehirle ilgili videoları izlerim.

6- Mitfahrgelegenheit’ten (bla bla car/arabanı paylaş) uygun araba olup olmadığına bakarım.

http://www.mitfahrgelegenheit.de/

7- Yoksa otobüslere bakarım:

https://shop.flixbus.de/index.php/schedule/search/0/0/0

http://meinfernbus.de/

http://www.orangeways.com/en

https://www.eurolines.de/de/startseite/

8- Couchsurfing’den kalacak yer bulamazsam hostel’lere bakarım, adreslerini ajandama yazarım.

https://www.couchsurfing.com/

http://www.hostelworld.com/

→ https://www.booking.com/


9- Genelde restoranlarda yemek yemem, marketten alışveriş yapar, hostel’in mutfağında kendim pişirir, kendim yerim 😀

10- Ota .oka para harcamam ama mutlaka gittiğim şehrin bir kartpostalını alırım. O kartpostalı seyahat günlüğüme yapıştırır, şu bilgileri not düşerim: seyahat tarihi, şekli, kiminle, konaklama, ülke ve şehir.

Sen de yap güzel oluyor 😉 Gönlü zengin gönüllü gezgin Ahmet…

11. Die Possessivadjetive – I (Aitlik Sıfatları- I)

VİDEO

KONU

SUNUM

OKUMA PARÇASI

OKUMA PARÇASI CEVAP ANAHTARI

10. Die Zahlen 0-1.000.000 (Sayılar 0-1.000.000)

VİDEO

KONU

SUNUM

ÇALIŞMA KAĞIDI

ÇALIŞMA KAĞIDI CEVAPLARI

KELİME KARTLARI

Kafayı Kullanma Kılavuzu I – Tecrübelerden Öğren

Merhaba gençler!

Geçen hafta ÖSYM, üniversite sonuçlarını açıkladı.

Ben de naçizane bayram tadında bir yazı kaleme almak istedim:)

‘Üniversitede işiniz kolaylaştıracak bir takım tecrübe aktarımı’ diyelim biz buna. 

Okulda bazı sınıflarda sunum yaptım, bazı arkadaşlarınızla da birebir konuştum.

Bakalım neler söyleyeceğim:

1- Kazandığınız şehre/üniversiteye gitmeden şehri, üniversiteyi ve bölümü internetten bir araştırın, ne var ne yok. Şehirde yapılacaklar, derslerin içerikleri, akademik kadroyu filan bir inceleyin, bir ön bilginiz olsun. Vaktinde gelen bilgi doğru bilgidir J

2- Birden fazla kurum burs vermekte. Gideceğiz şehirde burs veren kurumların listesini çıkarın ve burs başvurusunda hangi evraklar isteniyor öğrenin. Erken kalkan yol alır J

3- Memleketten ayrılmadan önce bir evrak dosyası oluşturun ve bu dosyada her evrakın birkaç nüshası bulunsun: Kimlik fotokopisi, vesikalık, nüfus kayıt örneği, okuyan diğer kardeşlerin öğrenci belgeleri, ikametgâh belgesi, anne-baba maaşlı çalışansa maaş bordroları vs. NOT: Önemli olan geleceği bilmek değil ona hazırlıklı olmaktır J

4- Gideceğiniz üniversite veya şehirde tanıdık, hısım, akrabalarınız varsa bu kişilere ulaşın ve birebir tecrübelerinden faydalanın. Unutmayın! Akıllı insan kendi aklını, daha akıllı insan başkalarının aklını kullanır J

5- Üniversitede özellikle Anadolu’dan gelen öğrencilerimiz için konaklama ciddi sorun. Konaklama konusunda en az 1 yıl yurtta kalmanızı tavsiye ederim. Yurt ortamında Türkiye’nin farklı yerlerinden bir dünya arkadaşlarınız olacak. Aynı zamanda iyi bir çevre oluşturabileceksiniz. Yurt ararken önceliğiniz KYK olsun. Başvurular başladı bildiğiniz gibi. Diğer yurtları önceden araştırın hatta imkanınız varsa yurtları gidip bizzat görün, sonra “Burası neresi?” sorusunu sormayın!!!

→ Buraya kadar olan maddeler memleketten ayrılmadan yapılması gerekenlerdi.

6- Üniversiteye gittiniz ve kayıt oldunuz. Yapılması gereken ikinci şey kampüsün/fakültenizin içini bir güzel bellemeniz yani ne nerede, nereye nereden gidilir öğrenmenizdir. Kütüphane, öğrenci işleri, yemekhane, bölümünüz, dekanlık vs. Hatırınızdan çıkarmayın: bir muhiti öğrenmenin en iyi yolu orada kaybolmaktır 😉

7- Evet, üniversitede binalarını hatim ettiniz, şimdi sırada şehir var. Vikitravel’dan, Ekşi sözlükten, gittiğiniz şehrin belediye sitesinden şehirle ilgili detaylı bilgi toplayın ve bunları ajandanıza not düşün. Tekrar ediyorum: Bir şehri öğrenmek istiyorsan orada kaybolacaksın J

8- Sıra geldi ulaşım sorununa: Her şehrin farklı bir uygulaması oluyor: İzmir’de Kentkart, İstanbul’da Akbil vs. Bu ulaşım kartlarınızı en kısa zamanda edinin. İmkânı olan, kampüs içinde yurtta kalan veya yakınlarda bir yerlerde oturan varsa BİSİKLET edinsin. Evet, ne diyorduk velespit için: ÇEVRECİ, SAĞLIKLI, EKONOMİK :)= Ben Ünide 3 bisiklet eskittim, iki tanesi maalesef çalındı, adamakıllı kilit kullanın ve eşşeği sağlam kazığa bağlayın! Pardon bisikleti diyecektim 😛

9- Kayıt, yurt, ulaşım işleri tamamlandı ve dersler başladı değil mi? Öğrenci işlerine gidin, yarı zamanlı iş için form doldurun. Okul bünyesinde öğrenci işlerinde veya kütüphanede çalışabilirsiniz. Bunun size en büyük katkısı Amerikalı Conilerin Social Network dediği iyi bir çevre sağlamasıdır.

10- Sırada bölümünüzün velinimetleri var: Bölümünüzün Erasmus/Farabi/Mevlana Koordinatörlerini bulun, onlardan hangi programlara nasıl, ne zaman başvurulur öğrenin. Dikkat: Bazı fırsatlar sadece kapıyı 1 kere çalar J

11- Rektörlükte SKS Başkanlığı var. Onun içinde de Dış İlişkiler Ofisi. Oraya gidin, bilgi alın. Erasmus Öğrenim veya Stajı, Farabi veya Mevlana gibi programlara başvuru şartları, sınavları vs. hakkında bilgilenin. Vaktinde gelen edit: Work and Travel, Erasmus Öğrenim veya Stajı, Mevlana veya Farabi gibi programlar sadece üniversite öğrencisiyken yapılır ve yapmayan bilemez, bilebilemez J

12- Eğer konaklayacağız adres belliyse memleketten ayrılmadan, eğer belli değilse gittiğiniz şehirde kendi adınıza biran önce kartvizit bastırın. Kartvizitte İsim, soy isim, üniversite-bölüm bilgileriniz, cep telefon numaranız ve e-posta adresiniz yer almalıdır. 1000 adet kartvizitin maliyeti 30 TL gibi cüzi bir rakamdır. (Adres bilgisi opsiyoneldir, koymak zorunda değilsiniz.) Unutmayın bir kartvizit bir hayat kurtarır. 

13- Kartvizit de tamam. Şimdi sırada öz geçmişiniz var. Öz geçmişe yazacak iş tecrübeniz olmayabilir ama yine de olsun. İnternetten öz geçmiş örneklerinizi inceleyin ve sizi anlatan bir sayfalık ilk öz geçmişinizi oluşturun. İş tecrübesi kazandıkça öz geçmişinize eklersiniz. Akılda tutun: Herhangi bir iş yerine gittiğinizde masaya CV ve kartvizitinizi koyduğunuzda işveren/patron sizin ne kadar hazırlıklı ve ciddi olduğunuzu görecektir. 

14- İş başvurusu mu dediniz? Daha önce de bahsetmiştim: Yakından uzağa ilkesi: İş, staj gibi şeyleri en yakın çevrenizden aramaya başlayın. Üniversiteye başvurdunuz, okul çevresindeki iş yerlerinin yollarını aşındırdınız. Eğitim fakültesini kazandıysanız özel ders için sağa sola ilan bıraktınız, dershanelerle görüştünüz vs. Hayati uyarı: Kaplumbağaya bakın: Sadece kafasını yuvasından dışarı çıkarttığı zaman yol alıyor. Kafanızı dışarı çıkarın çekirgelerim 😉

15- Makine mühendisliğini mi kazandınız, makine mühendisleri odası başkanlığına gidin, tanışın CV’nizi bırakın. Hemşirelik mi kazandınız, hastaneye gidin, gönüllü staja başlayın. Veterinerlik mi kazandınız, bir baytarın yanında çalışın! Gittiğiniz üniversitede fuarlar düzenleniyorsa fuarlarda stantlarda çalışın. Bölümüz yabancı dil olmasa bile diliniz iyiyse tercümanlık yapın. Turizm şehriyse gölge rehberlik yapın vs. Bana güvenin, çok şey öğreneceksiniz!!!

16- Öğrenci kulüplerine, topluluklarına girin, sorumluluk alın. Seminerlere, sempozyumlara, projelere katılın. Derneklere ve vakıflara gönüllü olun. Kısacası bir şeyler yapın sevgili dostlar! Koşan ceylan yatan aslandan iyidir!

17- Bilgisayarı icat eden adam oyun için icat etmediği gibi interneti bulan da facebook için icat etmedi. Bilgisayarı bir şeyler öğrenmek için, interneti de araştırma ve iletişim için kullanın. Farkında mısınız, dünya artık global bir köye döndü 😉

18- Şu dilinize sahip çıkın: Bundan kastım İngilizce, Almanca gibi yabancı diliniz değil; bilakis Türkçeniz… Bol bol okuyun, yazı çalışmaları yapın. Ana dilimizi doğru yazın ve doğru konuşun. Hatta diksiyon kursu-eğitimi alın. “Kendi dilini bilmeyen başka dili öğrenemez.” Bernand Shaw 

19- Akademisyenlik düşünen ya da yurtdışına burslu yüksek lisansa gitmek isteyen arkadaşlar notlarını yüksek tutsunlar. Hayatta bazı şeylerin telafisini yoktur 🙂

20- “Carpe Diem! Yaşadığınız anı kavrayın çocuklar, zaman varken tomurcukları toplayın!” Ölü Ozanlar Derneğindeki öğretmen John Keating’den bu alıntıyla yazıya son vermek istiyorum. Üniversitede elbette yan gelip yatmayacak ve yukarıdaki saydıklarımın çoğunu yapacak ve aynı zamanda gezip tozacak, en güzel yıllarınızı en güzel şekilde değerlendireceksiniz. İçinizden Couchsurfing’le turist ağırlayacak, Interraille Avrupa’ya açılacak arkadaşlarınız olacak… İpek böceği olun, kozanızı yırtın ve gerektiğinde de yırtık (girişimci) olun 😀

→  Bu seneden itibaren yaptığınız her şey sizin bundan sonraki yıllarınızı etkileyecek. Dünya nüfusu bu şekilde arttıkça ve teknoloji gelişmeye devam ettikçe işsizlik daha da ciddi bir boyut kazanacak. Ama korkmayın, şu üç noktayı aklınızdan çıkarmayın:

I. Alanınızın uzmanı olun. Bölümünüz, branşınız, mesleğinizle ilgili her şeyi bilin. Bu mesleği dünyanın her yerinde yapacak kadar iyi olun!!! Çok iddialı oldu ama imkânsız diye bir şey yoktur 😉

II. Farklı olun. Mesleğinde herkes iyi olabilir ama siz hem en iyisi olun hem de bir farkınız olsun. Ne bileyim, Almanca öğretmeniyseniz İngilizceniz de iyi olsun vs. Sizi özel kılan farkınızdır. İnsanlara şu mesajı verin: ‘Aramızda kocaman bir fark var’ J

III. Üçüncüsü ve benim için en önemlisi: HEDEFSİZ gemiye hiçbir rüzgâr fayda etmez. Amacınız üniversiteden mezun olup diploma sahibi olmak olmasın. Hedef dediğin net, somut, ulaşılabilir olsun. Örneğin ‘5 yılda sonra Bosch’ta Proje geliştirme bölümünde endüstri mühendisi olarak çalışacağım’ gibi nokta atışı olsun. Beyninize neyi telkin ederseniz sizin için onu yapacaktır. LÜTFEN KULLANIN (KAFANIZI:)

→  Benim aktaracaklarım şimdilik bu kadar sevgili genç arkadaşlarım. Yine de başka sorusu olan varsa bana özelden veya genelden mesaj atsın, arasın, daha da çok yardımcı olmaya çalışayım. Kısaca benden faydalanın da bir işe yarayayım =D 

→  Son sözüm bir yıl daha hazırlanmak durumunda olan arkadaşlara! Lütfen moralinizi bozmaya çalışan insanları kale almayın, gerekirse .iktir edin! (Pardon biri RTÜK mü dedi? :P) Bu sizin hayatınız, sizin mücadeleniniz. Kulaklarınızı tıkayın ve hayallerinizin peşinde koşmaya devam edin!!! Şayet ki “Yok sen kazanamadın, komşu kızı Ayşe, Fatma, Hayriye kazandı” filan diyen olursa ben o komşu kızlarını bir güzel ziyarete giderim. Bu cümleleri kuranlara “Sınava kendin gir, sen de kazan o zaman!” deyin. Lanet olsun dostum, başkalarının sizin hakkınızdaki düşünceleri sizi ilgilendirmesin, sizi sizin kendi hakkınızdaki düşünceleriniz ilgilendirsin!!! Kimseye sizin adınıza şunu yapamadı dedirtmeyin. Gidin ve o şey ne ise yapın! Korkmayın, ben buradayım, benim numaramı verin. Bu kişiler ananız, babanız da olsa, ben bir güzel ayar çekerim şekerim J

→  Hayatta en önemli şey MUTLU olmaktır. Bu da başkalarına değil size bağlı. Kendinize şu 3 soruyu sorun:

1- Nasıl hissediyorum?
2- Neye ihtiyacım var?
3- Ne yapmak istiyorum?

İçinizden biri olan ve sizi çok iyi anlayan Ahmet Hocanız nam-ı diğer Herr Akyol…

Şimdi de gidin ve bayramın tadını çıkarın…

Sevgiyle kalın sevgi pıtırcıklarım 🙂 🙂 🙂

Kafayı Kullanma Kılavuzu V- Okul İçin Değil Yaşam İçin Öğren!

Öğrenci:”Hocam, Almanca üniversite giriş sınavında çıkar mı?”

Ahmet Hoca: “Çıkmaz, ama hayatta karşına çıkar!”
(Kaynak: Almancadan dilimize giren kelimeler [etimolojik sebepler], Türkiye’deki Alman firmaları [ekonomik sebepler], Almanya’daki Türk nüfusu – sosyolojik sebepler).

Öğrenci:”Peki, hocam, Almanca üniversitede ders olarak karşımıza gelir mi?”

Ahmet Hoca: “Okuyacağın bölüme göre değişir ama şimdiden bir şey söylemek imkansız.”

Öğrenci:”Haaa, hocam, ben yatayım o zaman.”

Evet değerli dostlar, sevgili öğrenciler! Bu yazıma öğretmenliğe başladığımdan beri dönem başlarında duyduğum bir soruyla giriş yapayım dedim. Konuya önce Almancadan gireceğim, sonra diğer branşlara getireceğim. Öğrencilerimizin LYS’ye girdiği/ girmek üzere olduğu şu günlerde yazımın faydalı olacağı kanaatindeyim 🙂

Eyy öğrenci, hayatta her şey not demek değil. Bunu sakın unutma! Sana verilen bilgiler sadece karne alıp sınıf geçmen için değil seni hayata hazırlamak içindir. Eğer her şeyi biliyorum, Almanca benim ne işime yarayacak diye düşünüyorsan şu sözü bir kenara yaz: “Bildiğini bilenin arkasından git, bildiğini bilmeyeni uyar, bilmediğini bilene öğret, bilmediğini bilmeyenden uzak dur.” Konfüçyüs.

Senin notunun karnede 100 olması Almancayı bildiğin anlamına gelmediği gibi karnedeki notunun düşük olması da Almancayı bilmediğin anlamına gelmez. Sen işini görecek kadarını bil yeter. Geleceğin sana neler getireceğini bilemezsin. Yapman gereken tek şey hazırlıklı olmak. İşte bu yüzden sen, sana verileni öğren, beynine kazı, arkana bile bakma.

Dilimiz biraz sivri olduysa affola! Devam edelim. Neden sizlere bunu anlatmaya çalışıyorum peki?

1. Teknoloji böyle hızla gelişmeye devam ettikçe ve nüfus arttıkça işsizlik daha da büyük bir sorun haline gelecek.

2. Hemen her şehirde üniversite açılması ve her hangi bir istihdam planının bulunmaması mezun işsizliği daha da zirveye taşıyacak.

Peki bu durumdaki çözüm önerilerimiz ne?

Millet Mersin’e giderken siz tersine gidin. Hocam ne alaka şimdi dediğinizi duyar gibi oldum 😛

Sevgili gençler, popüler mesleklerin peşinden koşmayı bırakın. Siz bana gelin ben size mevcut durumun analizini yaparım. Dünü ya da bugünü düşünerek hayatınızı planlamayın, siz yarın’sınız. Attığınız her adımı “Ben, beş, on yıl sonra nerede olacağım” diye atın. Bu açıdan size şu alanları araştırmanızı, puanınızın yettiği taktirde bu bölümleri yazmanızı tavsiye edeceğim (sıralama rastgeledir) :

– İş güvenliği uzmanlığı
– Kalite Mühendisliği
– Raylı Sistemler Mühendisliği
– Sivil Havacılık
– Uluslararası Lojistik, Finans ve Hukuk
– Gastronomi
– Ombudsmanlık (ara buluculuk)
– Organik Tarım 
– E-Ticaret

Tabii biz bunları anlatıyoruz ama sorun da yaşamıyor değiliz. Örneğin siz gençlerin o taze beyinlerine bilgi aktarmak kolay. İçinizden birine uluslararası lojistiği tavsiye ediyorum. Gidip heyecanla ailenize bu bölümden bahsediyorsunuz. Ama gelin görün ki ebeveynler lojistiği kargoculukla karıştırıp size paket mi taşıyacaksın diyor. Ya da gastronomiyi tavsiye ediyoruz. Sağdan soldan gastronominin kelime anlamını (gastronomi: yemek düzeni ve sistemi. kaynak: TDK online sözlük) dahi bilmeyen cahiller tarafından mutfakta domates mi doğrayacaksın ön yargılarıyla karşılaşıyorsunuz. Toplumdaki bu cahillerden lütfen uzak durun, muhatap olmayın (Bkz. İlber Oltaylı modu:) Siz isteyin yeter ki ben örnekleri çoğaltırım: Organik tarım okuyan çiftçi olacak diye bir kural yok. Zaten her kim bunu söylüyorsa o bölümü okumamış, ne okuması kapısının önünden bile geçmemiştir. Reklam ve pazarlama bölümünü tabela yapmak zannedenler var!!! Yıl olmuş 2016, adam kıç cebinde akıllı telefon taşıyor, sosyal medyayı kullanıyor ve hala reklamdan anladığı tabela oluyor J Kendilerine hayatta başarılar diliyoruz 🙂

Neyse arada hocam, bize bu anlattıklarınızı anne ve babalarımız da anlatın diyorsunuz. Ben anlatırım sevgili canlar da karşıdaki anlamıyor. Onlar dünya düzeninin kendi gençliklerindeki gibi olduğunu sanıyor. Üniversite mezunu, diploma sahibi insan hemen iş bulur zannediyorlar… Ama uyaralım: O zamanlar ne internet ne de facebook vardı J Oğlum mühendis olsun, kızım öğretmen olsun, yeğenim avukat olsun, yavrum memur olsun…. Heeee olsun ….

Arkadaşlarımdan bazıları ya da bir çoğu üniversite mezunu, öz geçmişleri sağlam, yabancı dilleri var ama neden asgari ücretle çalışmak zorundalar? El cevap: Çünkü piyasa diplomalı genç işsiz kaynıyor. Senin beğenmediğin asgari ücrete bala üşüşen sinek gibi üşüşecek genç işsiz kaynıyor bu ülke. Bu durumda sorulması gereken soru şu: Madem dört yıllık örgün bir eğitimden mezun olup asgari ücretle çalışacaksın, üniversiteye gitmeden çalışmaya başla! Yok olur mu senin diğer arkadaşlarından eksiğin ne? Onlar gidiyorsa sen de gitmelisin (iç ses ve aile üyeleri).
Ahmet Hoca: Hayatta başarı risk almaktır 😉

Liseden mezun oldun, YGS/LYS’de barajı aştın, Anadolu üniversitesi Açık öğretim fakültesinden dış ticaret, lojistik, işletme yazdın. Bir taraftan da işe girdin…

Bunu herkes göze alamaz, alan da uzun vadede emeğinin karşılığını alır, haaa burdan bir kez daha söyleyeyim! Arkadaşların üniversiteye giderken gezerken sen çalışmak zorunda kalacaksın şampiyon! Ama dört yıl sonra onlar senin olduğun noktadan işe başlayacaklar. Bu durumda egonu/nefsini ayaklar altına al, iyice çiğne ve hedefine odaklan.

Sen kafası çalışan biriysen çalıştığın firmada 4 yılda terfi alırsın, şefliğe yükselirsin, mağaza müdürü ya da müdür yardımcısı olursun, maaşın da artar gider. Sen yine kafası biraz daha çalışan biriysen bu dört yıl içinde ehliyetini alırsın, bilgisayar kursuna gidersin, dil öğrenirsin, pasaportunu alırsın, yurt dışına çıkarsın, kendini aşarsın… Tabii bir taraftan da açık öğretim fakültesinden diplomanı da alırsın…

Evet, söylediklerimizin başarılması imkansız mı? Elbette değil! Sadece süreç odaklı olmak ve sabırlı, özverili çalışmak gerekiyor.

Peki hem dört yıllık örgün eğitime gidilip hem yukarıda saydıklarım gerçekleştirilemez mi? Hayhay efendim, neden olmasın… Yapan yapıyor, iş kafaya koymakta, arkası gelir…

Unutmadan: Türkiye gelişmekte olan bir ülke. Aslında ülkemizde yapılacak çok şey var. Biraz meraklı ve araştırmacı olup yenilikçi bir fikirle piyasa çıkarsanız köşe olursunuz. Yani koşullardan şikayet etmeyi bırakın da kendinizi geliştirmeye bakın! Özetle değiştirebileceğiniz şey koşullar değil sadece ve sadece kendinizdir.

Burada neden mi bahsediyorum? Elbette kendi işinizin patronu olmanızdan! İmkansız demeyin, deneyin. Bırakın abuk sabuk TV programları izlemeyi de kafanızı kullanın 😉

Sizin ebeveynleriniz ve çevrenizdekiler kimi örnek alıyor bilmem ama ben kendime facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’i örnek alıyorum. Kendisi benden sadece 1 yaş büyük ve dünyanın en genç zengini. Kişisel mal varlığı nisan itibariyle 48.2 milyar dolar. Yanlış anlaşılmasın, adamın parasında gözümüz yok, işinin patronu olması beni cezbediyor 😉

Neyse…

Baktım ki yazdıkça yazıyorum, burada keseyim:) Bir sonraki yazımda devam edeceğim;)

Yazarın notu: Sınavın tekrarı vardır, hayatın tekrarı yoktur! Hayatınızı sıra dışı yapın sevgi pıtırcıklarım ve an’ı yaşayın..:)

Sevgilerle

Ahmet Hocanız….

Nam-ı diğer Herr Akyol