Kafayı Kullanma Kılavuzu XXIX – Son Sınıfta Açık Öğretim Lisesine Geçilir mi?

2014’te öğretmenliğe başladığımdan beri 11. sınıftan 12. sınıfa geçen birçok öğrencinin sorduğu “son sınıfta açıköğretim lisesine geçilir mi” sorusunu ele alacağım bu yazıda. Yazmak için daha iyi bir zamanlama olamazdı bu korona sürecinde. Zoom üzerinden yapılan dersler olmasa zaten açıköğretim öğrencilerinden pek de bir farkınız yok aslında.

Bugüne kadar birçok öğrenci son sınıfta açı öğretim lisesine geçip geçmeme konusunda benden fikir aldı ancak şu ana kadar sadece iki öğrenci buna cesaret edebildi. Neden sadece iki öğrenci derseniz, örgün öğretimden açıköğretime geçilebilir ancak açıköğretimden örgün öğretime geçilemez. Şimdi bana sizler de şunu sorabilirsiniz: “Hocam, siz olsanız ne yapardınız?” Soruya kişisel cevabımı vermeden önce artı ve eksilerini masaya yatıralım. Böylece sizler de kendi gözünüzde bir değerlendirme şansına sahip olun.

I. Zaman: 12 sınıf öğrencisi, son sene açık öğretim lisesine geçtiğinde kendisine çok zaman kalır. Normal koşullarda sabah 08.30’da başlayan ve 15.45’te biten okul dersleri tüm gününüzü alıyor. Günde 8 saat ders haftada 40 saat ediyor.  Son sınıfta okul derslerine mi çalışacaksınız (tabii eğer çalışıyorsanız) yoksa üniversite sınavına mı hazırlanacaksınız? Bir de dershaneye veya kursa gidiyorsanız çok yoğun bir yıl olacak demektir. Açıköğretim lisesine geçince her şey güllük gülistanlık olacak zannetmeyin çünkü 24 saat boş zaman aynı zamanda sizin düşmanınız da olabilir. “Nası yane” derseniz, zamanın bolluğu sizi tembelleştirebilir: “Şimdi çalışmayayım, sonra çalışırım.” “Bugün çalışmadım ama yarın başlarım” gibi ertelemelerle bir bakmışsınız hiç başlamamışsınız. 🙂 Açıköğretim lisesinde de sınavlar var arkadaşlar. İnternetten sınav örneklerini inceleyebilirsiniz. Kısaca,  açıköğretim lisesine geçen arkadaşlar da ders çalışıp sınavlarını geçmek zorunda.

II. Motivasyon: Okulda, sınıfta düzenli ders çalışan arkadaşlarınızı görüp “onlar çalışıyorsa ben de çalışayım” diyerek kendinizi motive edebilirsiniz. Ancak açıköğretim lisesine geçtikten sonra evde motive olmanız zor olabilir. Tabii bu kişiden kişiye değişebilir. Zira okulda veya sınıfta sınava çalışmayı bırakan arkadaşlarını gören öğrenci “onlar bıraktı, ben de bırakayım, seneye mezuna kalırım” diyebilir (bkn. Sürü psikolojisi) (bkn. Saldım çayıra mevlam kayıra) (bkn. Hiçbir şey yapmamak her zaman en kolayıdır).

III. Tanıtım, Gezi vs.: Son sınıfta üniversitelerden tanıtıma gelenler olduğu gibi bizler de gezi kulübü olarak sizleri üniversitelere götürüyoruz. Açıköğretim lisesinde böyle bir şansınız olmayacak. Ancak şunu diyebilirsiniz: “Hocam, internetten merak ettiğim bölümleri, üniversiteleri araştırırım. Gerçekten ilgim, çeken ve görmek istediğim bir üniversite olursa otobüse atlar gider ziyaret ederim. Bunu yapan öğrenci olursa önünde saygıyla eğilirim.

IV. Öğretmen Desteği: Son sınıfta dershaneye, bir kursa gitmiyorsanız veya özel ders almıyorsanız anlamadığınız konu veya soru olursa bunları açıklayacak birini bulma konusunda sorun yaşayabilirsiniz. Okula devam eden öğrenciler en azından öğle aralarında veya teneffüslerde öğretmenlerine soru sorma şansına sahipler.

V. Ders Çalışma Ortamı: Açıköğretim lisesine geçtiğinizde evde ders çalışma ortamı olmalı. Gürültü, ses, soğuk hava vb. gibi dış faktörlerden dolayı ders çalışamayacaksanız ya halk kütüphanesine gidin yada Starbucks vb. mekanlarda takılın. Son sınıfta okulda olan öğrenciler en azından okulun kütüphanesinde ders çalışabilirler.

VI. Kaynak: Okula devam eden öğrenciler, öğretmenlerinin onlara temin ettikleri kitaplarla (yayınevlerinin örnek olarak okula yolladığı) eksiklerini giderebilir. Açıköğretim lisesine geçen öğrenciler kaynak ihtiyacını ya cebinden para vererek temin edecek veya tanıdıklar aracılığıyla vs. bulacaklar.

VII. Etkinlikler & Sportif Faaliyetler: Eğer lisanslı bir sporcuysanız ve okul takımında filan oynuyorsanız, açıköğretim lisesine geçtiğinizden itibaren bu imkânlardan mahrum kalacağınızı bilin. Ek olarak, birçok öğrenci son sınıfta arkadaşlarıyla birlikte yıllık çıkarmayı, mezuniyet balosuna ve kep atma törenine katılmayı ister. Açıköğretim size bunları sunmaz. Kendi kendinize ekrandan sınav sonuçlarınızı görerek ve AÖ bürosundan diplomanızı alarak mezun olursunuz.

Evet, okul vs. açıköğretim kıyaslamasını yaptıktan sonra sonuca geleyim. Ben özellikle bu yıl açıköğretim lisesine geçerdim. Koronadan dolayı okulun ne zaman kapanabileceği belirsizliği bir yana 12. sınıfta okulun üniversite sınavına hazırlanmada öğrenciye bir şey katmadığına bir öğretmen olarak adım Ahmet gibi eminim. Şimdi bu yazının bu cümlesine takılıp beni eleştirenler çıkabilir. Bana göre 12. sınıf uzatılmış gereksiz bir sene. Lise eskisi gibi 3 yıl olmalı, öğrenci 9. sınıfta bölümünü seçip, 10. ve 11. sınıfta bölümünde üniversite sınavına hazırlanmalı. Mezun öğrencilerimiz benim ne demek istediğimi çok daha iyi anlar: “Almanca dersinde ders işlemeyelim, sınavda çıkmıyor.” “İngilizcede de ders işlemeyelim, o da nasıl olsa sınavda çıkmıyor.” Beden, müzik, resim gibi sosyalleşmeniz ve haftanın stresini atarak estetik yönünüzü geliştirecek derslerde de test çözün. Ulan, ne kaldı geriye?!? Öğretmen dersini derste işler, öğrenci üniversite sınavına evinde hazırlanır. Okula sadece yok yazılmamak ve lise diploması almak için gidiyorsanız diyecek bir sözüm yok tabii ki!

Sona doğru gelecek olursam… Özdisiplini gelişmiş bir bireyseniz, kendinizi yeterince iyi tanıyorsanız, belli bir saatte dersin başına oturup düzenli ders çalışabileceğinize inanıyorsanız açıköğretim lisesine geçin derim. Yok eğer zaman yönetimi konusunda zorluk yaşıyorsanız, okulunuza devam edin. “Hocam, ben hem açıköğretim lisesine geçip hem de mezunlar gibi hafta içi gündüz dershaneye giderim, dershaneden sonra da evde oturur konu tekrarı vs. yaparım, test çözerim” diyorsanız, bu da bir çözüm. Ancak her dershaneye giden üniversiteyi kazanacak diye bir şey yok. Üniversiteyi kazanmak için yapmanız gerekeni zaten biliyorsunuz. 3D: Düzen, disiplin, dakiklik. Dershanelerin önüne eylül ayında asılan üniversiteyi kazanan listesinden başka birkaç tane daha liste var aslında: kazanamayanlar ve seneye tekrar müşterimiz olanlar. =D

Bu yazımızı da son sınıfta açıköğretim lisesine geçen ve tek seferde üniversiteyi kazanan öğrencimin kendi sözleriyle bitirmek istiyorum: “12. sınıfın 2. dönemi açıköğretime geçme kararı aldım. Bu kararı almamdaki en büyük etken okulda geçirdiğim zamanın oldukça verimsiz ve yorucu olmasındandı. Son sınıf olmanın vermiş olduğu rahatlama hissi ile okul yönetiminde de öğrencileri test çözme amaçlı rahat bıraktığının farkına vardım ancak öğrenciler tarafından bu vakit  oyun oynama ve koşturmaca özgürlüğü gibi algılanmıştı. Bilindiği üzere son sene sınıfın çoğunluğu dershanelere kayıt olmuştu ve ben de onlardan biriydim. Okulda geçirilen yaklaşık 8 saat ve ardından dershanede geçirilmesi gereken 3 veya 4 saat çok büyük bir yorgunluk yarattığı için liseye açıktan devam edip kalan vaktimi evde yada dershanede ders çalışarak geçirdim. Kendi kurallarımı kendimin koyabilmesi daha verimli biz zaman yaratmama sebep oldu ve sınavım güzel geçti.”

Yine şeytanın avukatlığını yaptığım bir KKK oldu. Açıköğretim lisesinden veya örgün eğitimden sınava hazırlanan tüm öğrencilerime şimdiden başarılar dilerim.

Saygılar,

Ahmet AKYOL 

Kafayı Kullanma Kılavuzu XI – Nasıl Tercih Yapılmaz?

Herkese merhaba! Bildiğiniz üzere hafta ÖSYM bir Ağustos gecesi üniversite yerleşme/yerleştirme sonuçlarını açıkladı. Kimine geceyi zehir etti, kimine bayram.

Tercihlerle ilgili bu yazımı tercih haftası değil de neden şimdi yazıyorum? Her şeyden önce bu sene ezber bozan bir yıl oldu. ÖSYM iyi ters köşe yaptı. Değişen sınav ve soru sistemi, ertelenen sınav tarihi ve son olarak da yerleştirme sonuçları. Yerleştirme sonuçları elimize analiz edilecek bilgiyi verdi.

Bazılarınız şöyle düşünebilir: “Hocam, siz rehberlik öğretmeni misiniz? Tercihden mercihden ne anlarsınız?” Kısmen haklı olabilirsiniz. Ancak şunun altını çizeyim, benim yediğim kazıklar buradan bizim köye yol olur. 😀 Ben bir değil, iki değil, üç değil tam altı kez üniversite sınavına girdim arkadaşlar. Sırasıyla, 2003’te Ege Üniversitesi İngiliz Dil ve Edebiyatı, 2007’de Dokuz Eylül Üniversitesi Almanca Öğretmenliği, 2008’de Anadolu Üniversitesi Dış Ticaret bölümünü ve son olarak 2017’de ODTÜ İngilizce Öğretmenliğini kazandım. 2004 ve 2005’te herhangi bir programa yerleştirilemedim. Ek tercih de yaptım, 2006’da hiç sınava girmedim. Bugün ais’te girdiğim sınav sayısı bir sayfaya sığmıyor. Sonuçta lisede görev yapıyoruz ve öğrenciler yeterince dönüt sağlıyor.

O halde başlayalım: Varan bir! Arkadaşlar, puana göre tercih yapılmaz! Tercih, sizin sıralamanıza göre yapılır. Adı yüzdelik dilim diye de geçer. Öğrenci, “Hocam, bu puanla nere tutarsa oraya girerim” diyor. Lan, oğlum hayatının en ciddi seçimini böyle mi yapacaksın? İnsan, 12. sınıfın başında kendine bir üniversite, bölüm, net hedefi koymaz mı? Nasreddin Hoca fıkrası gibi ya… Ya tutarsa… Konuyla ilgili yazımı geçen sene paylaşmıştım: Kafayı Kullanma Kılavuzu IV – Doğru Bilinen Yanlışlar.

Şimdi bazı hocalarımı tenzih ederek bir şey söyleyeceğim: Okullardaki ve dershanelerdeki bazı rehberlik öğretmenleri yokatlası açıyor, öğrencinin sıralamasını giriyor ve ekranda listelenen üniversiteleri bunlar tutuyor diye yazdırıyor. Öğrenciye bundan daha büyük bir kötülük olur mu bilmiyorum. Veli cahil, öğrenci cahil, öğretmen daha da cahil! Yahu, öğrenci o bölümle ilgili ne kadar bilgiye sahip? Mezun olunca o alanla ilgili iş bulabilecek mi? Ataması vs. var mı? Böyle rehberlik mi olur? Hele dershaneler! Sırf biz şu kadar öğrenci kazandırdık demek için öğrenciye abudik gubudik yerler yazdırmalar… Yazık bu geleceğe ve gençliğe…. Yapmayın! Bir de tercih uzmanıyım diye öğrenciden az olmayan miktarda para alanlar varmış (Bir arkadaştan duydum. :)) Tamam al da adamakıllı yap işini. Senin puan şurayı tutuyor diye uzmanlık olmaz.

Çocuğu adına tercih yapan, onun adına üniversite, şehir, bölüm seçen velilere zaten diyecek lafım yok. İlla ki bu konuda çocuklarınızla ortak hareket edeceksiniz ancak öğrencinin fikirleri yerine kendi fikirlerine göre tercih listesi oluşturmak neyin kafası? Bugün sizin okuyacağınız şehre, üniversiteye veya bölüme karar verenler yarın evleneceğiniz kişiye, yapacağınız işe, alacağınız eve, bineceğiniz arabaya, yapacağınız veya yapmayacağınız çocuğa ve çocuk sayısına karışır. Kısaca başkalarının hayatını yaşamış olursunuz.

2. Yazmış olmak için tercih yapmak, kazandı desinler diye üniversiteye gitmek. Arkadaşlar size hep söylüyorum: Son sınıfta ders çalışırken bölümleri, üniversiteleri, dersleri, içerikleri, meslekleri araştırın diye. Kısaca önce bilgi sahibi olun, sonra fikir. 12 yıllık eğitiminizi zaten 3-4 saatlik sınava, üniversite tercihinizi bir haftaya sığdırıyorlar. Size bunun ne kadar saçma olduğunu anlatacak değilim ancak siz son sınıf öğrencisi olarak sorunun ne kadar çözümü oluyorsunuz/oldunuz? Açık öğretim fakültesinde aynı bölümler varken örgün öğretimde bu bölümleri okumanın ne önemi var? Eğer üniversite ortamını görmek, aile yanından uzaklaşmak veya hayatınızda değişiklik yapmak isterseniz o başka. 😀

3. Beğenmeme, burun kıvırma, hor görme, aşağılama, tepeden bakma, sırt çevirme, dudak bükme vs. Bu ifadeleri son yıllarda öğrenci davranışlarında görüyorum. Gerçi yıl boyu şahit olduk ama tercih dönemi ayyuka çıkıyor. Lan, nasıl bir ülke olduysak öğrenci veya velisi şehir beğenmiyor: Örneğin Muğla, örneğin İstanbul. Sen nesin de şehir beğenmiyorsun! Muğla’da üniversite mi okudun? Yok. İstanbul’da yaşadın mı? Hiç. Muğla’ya veya İstanbul’a sor bakalım, onlar da seni beğeniyor mu?

Devam edelim. Bölüm beğenmeme: Öğrenciye naçizane bölüm tavsiye ediyoruz: medya ve iletişim, sivil havacılık, bilgisayar programcılığı vs. Aman Tanrım! O da ne? Öğrenci veya velisi bölüme burun kıvırıyor. Gören de Türkiye derecesi yapmış da bölümler arasında kararsız kalmış zanneder. Arkadaşlar ve velilerimiz, komik olmayalım. =D Siz, ilk onda, ilk yüzde, ilk binde, ilk on binde, ilk yüzbinde değilsiniz. Bence ayaklarınız yere bassın ve gerçekçi olun. Size layık olmadığını düşündüğünüz bölümlere bakalım, siz onlara layık mısınız? Koyduk mu lafımızı? 😀 😀 😀

Son ve kanayan yaram: “Ayy, devlet mi? Ben mi? Ben özele gitcem. Benim çocuk özelde okuyor.” İyi halt ediyor. Lan, bu nasıl bir düzen! Ben devletin ilkokulunda, ortaokulunda, lisesinde, üniversitesinde okudum ve şuanda da bir devlet okulunda görev yapıyorum ve bundan da gurur duyuyorum (657’ye tabii bir devlet memurunun haklı sevinci :)) Devlet üniversitesini küçümsemek ne lan? Sen devlet üniversitesini kazanacak puanı aldın mı? Senin sıralaman kaç? Sırf çocuğum özelde okuyor demek için çocuğunu özele gönderen veliler var: Bir çoğu apartman üniversitesi ve tapu kadastro gibi çalışıyorlar: Parayı alıyorlar, diplomayı basıyorlar. Şahsen çocuğum olsaydı ne özele gönderirdim ne de kendim paralı bir üniversitede görev yapardım. Ekmeğin fiyatından bihaber öğrenciden çok şey beklemiyorum. Al yüzü ver yüzü sistem sizi diploma sahibi yapar ama ekonomiye üretici olarak katkı sağlayan daha iyi bir insan yapmaz. Tercih dönemi Youtube reklamlarında adını vermek istemediğim üniversiteden bir gencimiz işini, üniversitesini övdü de övdü. Yalnız iki şey söylemedi: 1. Üniversiteye mezun olan kadar ödediği toplam ücreti. 2. O anki maaşını. O kadar paranız varsa çocuklarınıza nitelik kazandırın, parayla ego ve diploma değil (Bu arada özel veya vakıf üniversitelerinde burslu okuyan Anadolu çocukları var. Onlar içimizden biri, onları tenzih ederim). Peki nedir bu nitelikler?

1. Yabancı dil: Gençler, sizlerle daha önce Kafayı Kullanma Kılavuzu III – Kendi Kendine İngilizce Öğrenme ve Konuşma Sanatı, Kafayı Kullanma Kılavuzu VIII – Neden ve Nasıl Dilci Olunur yazılarımı paylaşmıştım. Nerede, hangi üniversitede hangi bölümü okursanız okuyun 21. yüzyılda bilgiye erişmek istiyorsanız en az 2 yabancı dil öğrenin, bilin ve konuşun.

2. Bilgisayar becerisi: Yahu teknolojiyi benden daha iyi kullandığını iddia eden öğrenci Word’de yazı yazamıyor, Excel’de veri analizi yapamıyor, Powerpoint’te sunum hazırlayamıyor, Moviemaker’ı zaten hiç duymamış. Sosyal medya hesaplarını kullanmak, bilmem şu kadar takipçiye sahip olmak benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Microsoft ofis programlarını veya benzerlerini kursa giderek veya internetten öğrenebilirsiniz. Bunun için de Kafayı Kullanma Kılavuzu IX – Öğrenmeyi Öğrenmek yazımı sizlerle paylaşmıştım.

3. Yurtdışı tecrübesi: Herkesin dilinden düşmeyen bir küreselleşme! Evet, dünya küçük bir köye döndü fakat biz dünyayı ne kadar tanıyoruz? Ne kadarını gördük? “Ya, hocam ya, dolar/euro uçtu, biz nereye uçalım” diye bahane üretmeyin. Kafayı Kullanma Kılavuzu II – Yurtdışı Programları yazımda sizlere bahsetmiştim: Erasmus Öğrenim, Erasmus Stajı, Work and Travel, EVS, Interrail, Camp America vs. mutlaka yapın.

4. İş tecrübesi: Bizim oraların bir lafı var: Herkes ağa olmak istiyor peki bu köydeki inekleri kim sağacak? Arkadaşlar üniversitede (hatta lisede) mutlaka iş hayatıyla tanışın. Yaz tatili okul için vardır, hayat için yoktur. Bir tanıdığın yanında, bir otelde, bir muhasebecide çalışın. Üniversiteye başladığınızda alanınızla ilgili yarı zamanlı bir iş bulun, staj ayarlayın. Bana, “Hocam nereden bulacağım” demeyin. 5-6 saatinizi sosyal medyada geçiriyorsunuz. Bunun için tonla site var. Yoksa gidin siz bir yarı zamanlı iş, staj sitesi kurun. Kendinize, bölümünüze, üniversitenize, şehrinize bir fark katın. Kafayı Kullanma Kılavuzu I – Tecrübelerden Öğren yazımı üniversiteye gitmeden defalarca okuyun 😉

5. İletişim becerileri: Gençler, kendinizi yazılı ve sözlü olarak ifade etme becerinizi geliştirin. Çalışacağınız iş yerlerinde tanımadığınız kişilerle (bunlar müşteriler, misafirler, başka firma çalışanları vs) diyalog kuracaksınız. İnsanlara derdinizi anlatacak, onları dinleyerek sorunlarını çözmeye çalışacaksınız. Daha önce de söylediğim gibi hayat başarısı = insan ilişkileri başarısı. Doğru Türkçe. Dilimizi doğru kullanmanız önemli. Okuyun gençler okuyun. Haftada bir kitap okuyun. Kitap deyince aklınıza sadece test kitapları gelmesin. Üniversitede kitap tartışma kulüpleri kurun, sunum yapın, etkinlikler, seminer vs düzenleyin, yazarları getirin. Ve yazın. Kompozisyon yazın. Kendinizi yazılı olarak da ifade edebilin. Yazım kurallarını ve noktalama işaretlerini öğrenin ve uygulayın.

6. Kodlama: Son ve geleceğin dili arkadaşlar. Yine atı alan Üsküdar’ı geçti. Geç kalıyoruz. Br an önce yeni nesilin kodlama dillerini öğrenmesi lazım. Yurt dışında bazı okullar ilkokul müfredatlarına koydular bile. Fakiriyle dalga geçtiğimiz (bk. Hint Fakiri) Hindistan gençlerini yazılıma yönlendiriyor. Olay gayet basit: Bir oda, birkaç bilgisayar ve bir avuç genç. İşte size maliyeti. Nano teknolojiyi, yapay zekayı, 3 boyutlu yazıcıyı, yenilenebilir enerji sistemlerini, elektrikli otomobilleri, uzak teknolojilerini ve drone’ları size bırakıyorum.

Süslü laflara, boş motivasyon cümlelerine yer yoktu bu yazıda. Yalın gerçekler olduğu gibi size sunuldu yine. Beni ve yazıyı eleştirebilirsiniz, kızabilirsiniz. Bırakın şimdi acıtsın sözlerim ama sonra hep güldürsün. Atina’nın başına musallat olan at sineği Sokrates gibi sizleri rahatsız etmeye devam.

Sizleri, bu ülkeyi ve mesleğini seven öğretmen Ahmet Akyol…

Kafayı Kullanma Kılavuzu V- Okul İçin Değil Yaşam İçin Öğren!

Öğrenci:”Hocam, Almanca üniversite giriş sınavında çıkar mı?”

Ahmet Hoca: “Çıkmaz, ama hayatta karşına çıkar!”
(Kaynak: Almancadan dilimize giren kelimeler [etimolojik sebepler], Türkiye’deki Alman firmaları [ekonomik sebepler], Almanya’daki Türk nüfusu – sosyolojik sebepler).

Öğrenci:”Peki, hocam, Almanca üniversitede ders olarak karşımıza gelir mi?”

Ahmet Hoca: “Okuyacağın bölüme göre değişir ama şimdiden bir şey söylemek imkansız.”

Öğrenci:”Haaa, hocam, ben yatayım o zaman.”

Evet, değerli dostlar, sevgili öğrenciler! Bu yazıma öğretmenliğe başladığımdan beri dönem başlarında duyduğum bir soruyla giriş yapayım dedim. Konuya önce Almancadan gireceğim, sonra diğer branşlara getireceğim. Öğrencilerimizin LYS’ye girdiği/ girmek üzere olduğu şu günlerde yazımın faydalı olacağı kanaatindeyim. 🙂

Eyy öğrenci, hayatta her şey not demek değil. Bunu sakın unutma! Sana verilen bilgiler sadece karne alıp sınıf geçmen için değil seni hayata hazırlamak içindir. Eğer her şeyi biliyorum, Almanca benim ne işime yarayacak diye düşünüyorsan şu sözü bir kenara yaz: “Bildiğini bilenin arkasından git, bildiğini bilmeyeni uyar, bilmediğini bilene öğret, bilmediğini bilmeyenden uzak dur.” Konfüçyüs.

Senin notunun karnede 100 olması Almancayı bildiğin anlamına gelmediği gibi karnedeki notunun düşük olması da Almancayı bilmediğin anlamına gelmez. Sen işini görecek kadarını bil yeter. Geleceğin sana neler getireceğini bilemezsin. Yapman gereken tek şey hazırlıklı olmak. İşte bu yüzden sen, sana verileni öğren, beynine kazı, arkana bile bakma.

Dilimiz biraz sivri olduysa affola! Devam edelim. Neden sizlere bunu anlatmaya çalışıyorum peki?

1. Teknoloji böyle hızla gelişmeye devam ettikçe ve nüfus arttıkça işsizlik daha da büyük bir sorun haline gelecek.

2. Hemen her şehirde üniversite açılması ve her hangi bir istihdam planının bulunmaması mezun işsizliği daha da zirveye taşıyacak.

Peki bu durumdaki çözüm önerilerimiz ne?

Millet Mersin’e giderken siz tersine gidin. Hocam ne alaka şimdi dediğinizi duyar gibi oldum. 😛

Sevgili gençler, popüler mesleklerin peşinden koşmayı bırakın. Siz bana gelin ben size mevcut durumun analizini yaparım. Dünü ya da bugünü düşünerek hayatınızı planlamayın, siz yarın’sınız. Attığınız her adımı “Ben, beş, on yıl sonra nerede olacağım” diye atın. Bu açıdan size şu alanları araştırmanızı, puanınızın yettiği taktirde bu bölümleri yazmanızı tavsiye edeceğim (sıralama rastgeledir) :

– İş güvenliği uzmanlığı
– Kalite Mühendisliği
– Raylı Sistemler Mühendisliği
– Sivil Havacılık
– Uluslararası Lojistik, Finans ve Hukuk
– Gastronomi
– Ombudsmanlık (ara buluculuk)
– Organik Tarım 
– E-Ticaret

Tabii biz bunları anlatıyoruz ama sorun da yaşamıyor değiliz. Örneğin siz gençlerin o taze beyinlerine bilgi aktarmak kolay. İçinizden birine uluslararası lojistiği tavsiye ediyorum. Gidip heyecanla ailenize bu bölümden bahsediyorsunuz. Ama gelin görün ki ebeveynler lojistiği kargoculukla karıştırıp size paket mi taşıyacaksın diyor. Ya da gastronomiyi tavsiye ediyoruz. Sağdan soldan gastronominin kelime anlamını (gastronomi: yemek düzeni ve sistemi. kaynak: TDK online sözlük) dahi bilmeyen cahiller tarafından mutfakta domates mi doğrayacaksın ön yargılarıyla karşılaşıyorsunuz. Toplumdaki bu cahillerden lütfen uzak durun, muhatap olmayın (Bkz. İlber Oltaylı modu) 🙂 Siz isteyin yeter ki ben örnekleri çoğaltırım: Organik tarım okuyan çiftçi olacak diye bir kural yok. Zaten her kim bunu söylüyorsa o bölümü okumamış, ne okuması kapısının önünden bile geçmemiştir. Reklam ve pazarlama bölümünü tabela yapmak zannedenler var!!! Yıl olmuş 2016, adam kıç cebinde akıllı telefon taşıyor, sosyal medyayı kullanıyor ve hala reklamdan anladığı tabela oluyor. 🙂 Kendilerine hayatta başarılar diliyoruz. 🙂

Neyse arada “hocam, bize bu anlattıklarınızı anne ve babalarımız da anlatın” diyorsunuz. Ben anlatırım sevgili canlar da karşıdaki anlamıyor. Onlar dünya düzeninin kendi gençliklerindeki gibi olduğunu sanıyor. Üniversite mezunu, diploma sahibi insan hemen iş bulur zannediyorlar… Ama uyaralım: O zamanlar ne internet ne de facebook vardı. 🙂 Oğlum mühendis olsun, kızım öğretmen olsun, yeğenim avukat olsun, yavrum memur olsun…. Heeee olsun ….

Arkadaşlarımdan bazıları ya da bir çoğu üniversite mezunu, öz geçmişleri sağlam, yabancı dilleri var ama neden asgari ücretle çalışmak zorundalar? El cevap: Çünkü piyasa diplomalı genç işsiz kaynıyor. Senin beğenmediğin asgari ücrete bala üşüşen sinek gibi üşüşecek genç işsiz kaynıyor bu ülke. Bu durumda sorulması gereken soru şu: Madem dört yıllık örgün bir eğitimden mezun olup asgari ücretle çalışacaksın, üniversiteye gitmeden çalışmaya başla! Yok olur mu senin diğer arkadaşlarından eksiğin ne? Onlar gidiyorsa sen de gitmelisin (iç ses ve aile üyeleri).
Ahmet Hoca: Hayatta başarı risk almaktır. 😉

Liseden mezun oldun, YGS/LYS’de barajı aştın, Anadolu üniversitesi Açık öğretim fakültesinden dış ticaret, lojistik, işletme yazdın. Bir taraftan da işe girdin…

Bunu herkes göze alamaz, alan da uzun vadede emeğinin karşılığını alır, haaa burdan bir kez daha söyleyeyim! Arkadaşların üniversiteye giderken gezerken sen çalışmak zorunda kalacaksın şampiyon! Ama dört yıl sonra onlar senin olduğun noktadan işe başlayacaklar. Bu durumda egonu/nefsini ayaklar altına al, iyice çiğne ve hedefine odaklan.

Sen kafası çalışan biriysen çalıştığın firmada 4 yılda terfi alırsın, şefliğe yükselirsin, mağaza müdürü ya da müdür yardımcısı olursun, maaşın da artar gider. Sen yine kafası biraz daha çalışan biriysen bu dört yıl içinde ehliyetini alırsın, bilgisayar kursuna gidersin, dil öğrenirsin, pasaportunu alırsın, yurt dışına çıkarsın, kendini aşarsın… Tabii bir taraftan da açık öğretim fakültesinden diplomanı da alırsın…

Evet, söylediklerimizin başarılması imkansız mı? Elbette değil! Sadece süreç odaklı olmak ve sabırlı, özverili çalışmak gerekiyor.

Pekiyi, hem dört yıllık örgün eğitime gidilip hem yukarıda saydıklarım gerçekleştirilemez mi? Hayhay efendim, neden olmasın… Yapan yapıyor, iş kafaya koymakta, arkası gelir…

Unutmadan: Türkiye gelişmekte olan bir ülke. Aslında ülkemizde yapılacak çok şey var. Biraz meraklı ve araştırmacı olup yenilikçi bir fikirle piyasa çıkarsanız köşe olursunuz. Yani koşullardan şikayet etmeyi bırakın da kendinizi geliştirmeye bakın! Özetle değiştirebileceğiniz şey koşullar değil sadece ve sadece kendinizdir.

Burada neden mi bahsediyorum? Elbette kendi işinizin patronu olmanızdan! İmkansız demeyin, deneyin. Bırakın abuk sabuk TV programları izlemeyi de kafanızı kullanın. 😉

Sizin ebeveynleriniz ve çevrenizdekiler kimi örnek alıyor bilmem ama ben kendime Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’i örnek alıyorum. Kendisi benden sadece 1 yaş büyük ve dünyanın en genç zengini. Kişisel mal varlığı nisan itibariyle 48.2 milyar dolar. Yanlış anlaşılmasın, adamın parasında gözümüz yok, işinin patronu olması beni cezbediyor. 😉

Neyse…

Baktım ki yazdıkça yazıyorum, burada keseyim. 🙂 Bir sonraki yazımda devam edeceğim. 😉

Yazarın notu: Sınavın tekrarı vardır, hayatın tekrarı yoktur! Hayatınızı sıra dışı yapın sevgi pıtırcıklarım ve an’ı yaşayın..:)

Sevgilerle

Ahmet Hocanız….

Nam-ı diğer Herr Akyol