Kafayı Kullanma Kılavuzu XXXIV – Almanya’yı Kullanma Kılavuzu

Herkese merhaba,

Kafayı Kullanma Kılavuzu XXXIV – Almanya’yı Kullanma Kılavuzunda sizlere Almanya’ya öğrenci olarak veya uzun süreli geldiğinizde halletmeniz gereken bürokratik işlemlerle alışma sürecini kolaylaştıracak tecrübelerimi paylaşmak istiyorum. Almanya konusunda net bilgi vermek bir yana dursun kişisel tecrübelerin kişiden kişiye değişebileceği ve Almanya’nın 16 eyalatten oluştuğu aklınızın bir köşesinde bulunsun lütfen. Uygulamalar, fiyatlar, istenen belgeler, kurumların isimleri, bürokratik işlemler eyaletten eyalayete değişiklik gösterdiğinden “Bu, kesin böyledir” demek yerine bilgiyi teyit etmenizi tavsiye derim. O halde başlayalım.

Türkiye’den yurt dışına bakınca her ne kadar ülkemiz kötü, diğer ülkeler iyi görünse de her ülkenin iyi ve kötü yönleri olduğunu unutmayın lütfen. Yurt dışına taşınınca her şeyin güllük gülistanlık olacağını ve her şeyin yolunda gideceğini düşünüyorsanız pembe gözlüklerinizi çıkarın ve gerçeklik gözlüklerinizi takın, derim. Sorunsuz, her şeyin mükemmel olduğu ve yolunda gittiği bir ülke yok arkadaşlar! Öyle bir ülke olsa olsa ütopya zaten. Benim kimseye “aman yurt dışına gitmeyin, orada yaşamayın” gibi bir cümle kurmaya hakkım olmadığı gibi “mutlaka gidin görün bakın Avrupa şöyle, Amerika böyle” gibi cümleler de kurmaya hakkım yok. Ben tecrübelerimi aktarayım, olur da bir gün Erasmus, EVS, Au-Pair, yüksek lisans, doktora, iş gibi farklı sebeplerle yolu Almanya ile keşisenler olursa bir faydam olsun. 🙂

1. Anmeldung: Almanya’da resmi dairelerde işinizi kolaylıkla halletmek istiyorsanız Türkiye’de ikametgâh kaydı dediğimiz belgeyle işlemlere başlamanız gerekiyor. Bu belgeyi almak için oturacağınız evin bulunduğu semtteki yetkili kuruma (Bürgerbüro, Bezirksamt vb.) gitmeniz gerekiyor. İlk haftalarda hangi resmi daireye giderseniz gidin, pasaportunuz, vesilalık ve biyometrik fotoğraf, bir miktar para mutlaka yanınızda olsun. Anmeldung için de mutlaka pasaportunuzu ve konakladığınız yerden alacağınız belgeyi (bu kira sözleşmesi olabilir, öğrenciyseniz yurttan aldığınız belge olur) ibraz etmeniz ve bir miktar para ödemeniz (Hamburg için 6€) gerekir. Siz siz olun, randevu almadan Almanya’da ne bir doktora ne de resmi bir daireye gidin. İnternetten randevunuzu aldıktan sonra vaktinde orada olursanız memurlar/çalışanlar sadece sizinle ilgilenir ve sakin sakin sadece sizin işlemlerinizi yaparlar. Adres kaydı işlemini hallettiyseniz insanlık için küçük, kendiniz için büyük bir adım attınız demektir. Almanca bilmiyorsanız, İngilizceyle idare etmeye çalışın. İngilizce de bilmiyorsanız yanınıza Almanca bilen birini alın. Almanca bilen bir tanıdık yoksa derdinizi yazın, internetten Almancaya çevirin. “Yabancı dil gerçekten çok önemli, Almanya’ya gelmeden önce yabancı dil öğrenin” vs. dememe gerek yok herhalde. 😀

Anmeldung’tan birkaç gün sonra evinize bir posta gelecek, bu postada size ait vergi numarası yer alacak. Bu numara banka hesabı açtırırken sizden istenecek, bilginiz olsun. Sonraki günlerde ise evinize bir de Türkiye’deki TRT payına benzer Rundfunkbeitrag mektubu gelecek. Almanya’da hane başına düşen bu vergiden (17.50€) kurtuluş yok gibi ancak evinde kaldığınız arkadaş veya kira sözleşmesine imza atan kişi bu vergiyi ödüyorsa mektuba o kişinin işlem numarasını yazıp geri yollamanız gerekmektedir.

2. Banka Hesabı: Anmeldung’u hallettikten sonra sırada banka var. Türkiye’deki bankacılık sisteminin kıymetini Almanya’ya gelince nasıl anladım, anlatamam be dostlar. 😀 En son 2013’te Almanya’da Sparkasse’de hesabım vardı. 8 yıl aradan sonra tekrar banka hesabı açtırmam gerekti ve Alman bürokrasisi beni kanser etti. 🙁 Altı üstü bir banka hesabı değil mi? Yok, öyle değil! Hesap açtırmak için randevu alın, randevu saatinde orada olun, yanınızda Anmeldung ve pasaportunuz olsun. Hesap açıldıktan sonra size hesap cüzdanı vs. veriyorlar ve bankamatik kartınızın postayla evinize gelmesini bekliyorsunuz. Buraya kadar sorun yok. Ancak postayla önce bankamatik şifresi geliyor, sonra da kart. Yani, neden, niye, nasıl? Aynı anda yollasalar olmaz mı? Yok, olmaz. Sistem bu! Dijital bankacılık kullanayım, işlerimi hemen halledeyim dedim, onda da adamlar iki defa posta yolladılar, biri uygulamayı kurduktan sonra hesabı doğrulamak için diğeri ise şifre için. Evet, evet, yanlış okumadınız, cep bankacılığı şifresini mektupla ulaştırdılar. Ulan, Mars’a koloni kuracak yıla geldik, postayla şifre yollamak nedir, ya? Almanya’nın dijitalleşme yolunda çok acil ve büyük adımlar atması gerekiyor. Bu yüzden de şirketler deli gibi yazılımcı ithal ediyor. Temennim, devlet dairelerine de dil bilen yazılımcı gençlerin istihdam edilmesi ancak Alman bürokrarisi buna hazır mı sorgulamak lazım. Bir de bizdeki e-devlet, e-nabız, mebbis, e-okul gibi uygulamaların hayatımızı nasıl kolaylaştırdığını bir daha anladım. Neyse, bu kez n26 denen dijital bankadan banka hesabı da açtım ki birçok avantajı var, özellikle PayPal hesabı da açın ve işlerinizi hızlandırın. n26’nın şubesi olmadığı için hesabı internetten kendiniz açıyorsunuz ve kimlik doğrulaması için video görüşmesi yapıyorsunuz. Yine pasaportunuz yanınızda olsun. n26 bankamatik kartını kredi kartı gibi kullanma şansınız da var. Ben çok ama çok sevdim, size de tavsiye ederim (hesap açmak ücretsiz ve aylık aidat vs. yok). Buraya tıklayarak hesap açarsanız bana da ufak bir katıkınız olur: https://app.n26.com/referral/ahmeta4578 (bknz. Hocaya sahip çıkalım) =D

3. Sağlık Sigortası: Arkadaşlar, yurt dışında sağlık sigortası çok ama çok önemli ve 80 küsur milyonluk Almanya’da sağlık sigortası olmayan yoktur herhalde. Sağlık sigortası olmadan herhangi bi doktora veya eczaneye gittiğinizde masraflar çok çıkacağı için bunu yaptırmanız Almanya’da atacağınız en önemli adımlardan biridir. Ben Erasmus öğrensiyken AOK denen bir sigorta yaptırmıştım (aylık 75€) ancak ebeveynlerinden birisi Türkiye’de SSK’lı olan üniversite öğrencileri SSK Müdürlüğünden alacakları T/A11 belgesiyle Almanya’da da ücretsiz olarak sigortadan yararlanabiliyorlar. Ya da benim gibi şu an yurt dışı öğretmenliğine gelen memurlar da TA6 belgesiyle tüm aile üyeleriyle birlikte bu imkandan yararlanıyorlar. Buna nasıl seviniyorum, tahmin ederseniz. Yurt dışında yaşarken gerçekten en kötü durumlardan biri hastaneye düşmek, herhangi bir ameliyata vs. ihtiyaç duymaktır. Böyle bir durum herkesin başına gelebileceğinden sağlık sigortası olmazsa olmazdır. Bunun dışında özel sigortalar vs. var ancak araştırın, ondan sonra yaptırın derim. Çok da ucuza kaçmayın. Sağlık sigortasıyla ilgili olarak şunu da ekleyeyim, burada çalışıyorsanız gelirinizden kesilen bu rakamı alenen bilirsiniz, bu rakam gelirinize göre değişir ve maalesef size çok gibi görünebilir. Ancak Türkiye’de net maaşımız bize verildiği için aylığımızdan yapılan kesintilerin ne kadar olduğunu veya nereye gittiğini genelde bilmeyiz. Almanya bu konuda daha şeffaf olduğu için maaşınızdan yapılan kesintiler yol, su elektrik olarak size geri dönecektir. 😀 Sağlık sigortası yaptırmak için yine randevu alın ve randevuya giderken pasaport, Anmeldung, fotoğraf vs. yanınızda olsun. Sağlık sigorta kartınız postayla evinize gelecektir. Kart hemen gelmezse ve öncesinde fotoğrafınızı yapıştırıp tekrar geri yollamanız gereken bir mektup gelirse şaşırmayın, sebebini sormayın. Mektubu doldurup geri yollayın. Er ya da geç sağlık sigorta kartınız gelecektir.

4. Oturum izni: Evet, başımızın belası, yurt dışında ve özellikle Almanya’da size göçmen olduğunuzu, daha doğrusu ikinci sınıf vatandaş olduğunuzu köküne kadar hissettiren kurum-devlet dairesi. Türkiye’den yurt dışına çıkmak zaten dert (pasaportuydu vizesiydi, uçak biletiydi, euro-dolar kuruydu) bir de Almanya’da üstesinden gelmeniz gereken bir sürü işlem ve kaçılmanız son Ausländerbehörde (yabancılar dairesi). “Ne yani, o kadar ecnebinin yaşadığı Almanya’da ne kadar kötü olabilir” diye sorabilirsiniz. Yani, cevabım: “Düşmanım bile düşmesin” olurdu. Türkiye’den Almanya’ya vize alarak geliyorsunuz ve vizeniz bittikten sonra da burada konaklama süreniz devam ediyorsa genelde ya vizenizi uzatmanız ya da oturum izni almanız gerekiyor. Buraya kadar sorun yok, çünkü yasalar ortada, bu işlemi halletmeniz gerekiyor. Yine randevu almanız gerekiyor, randevu saatinde yabancılar dairesinde olsanız bile, saatlerce ayakta beklemeniz gerekebilir, tonla evrak istenecek, hepsini eksiksiz götürseniz bile memurdan dolayı sorun çıkabilir, memur sizi geri çevirebilir. Bunlar artık olağan şeyler, o yüzden kişisel algılamayın, sabırlı olun. Almanya’nın bu kadar göçmen kabul edip hem de bu şekilde işleri zorlaştırması tarafımca hâlâ anlaşılamayan bir durum. Bu yüzden yabancılar dairesi ve oradaki memurlar açık ara Almanya’da en fazla nefret edilen devlet dairesi ve devlet dairesi çalışanları. Randevu almayı başardıysanız oturum iznine başvurmak için pasaport, kira sözleşmesi, Anmeldung, banka hesap cüzdanı, sağlık sigortası, iş sözleşmesi, son üç aylık bordro, biyometrik fotoğraf, bir miktar para (140€ civarı), öğrenciyseniz öğrenci belgesi vs. hazırlamanız gerekiyor. Tüm evrakları teslim ettiyseniz ve oturum izni aldıysanız tebrikler, Türkiye’deki kimlik kartı büyüklüğündeki kartı cebinize koydunuz demektir. Artık, pasaportunuz yayınınızda olmadan rahat rahat dolaşabilir, başka ülkelere seyahat edebilir, Türkiye’ye giriş çıkış yapabilir, Türkiye’den çıkışta yurt dışı harcı (50TL) ödemekten kurtulursunuz. 😉

5. Ulaşım & Telefon Hattı: Buraya kadar zaten epey koşturmanız ve belki de bir sürü telefon görüşmesi yapmanız gerekiyordu. Biraz sona kalsa da bu madde de önemli. Eğer ufak bir Alman şehrine gitmişseniz yukarıdaki işlemleri halletmek için herhangi bir toplu taşıma gerekmediği gibi resmi daireler arası yakın mesafe olduğu için aynı gün içerisinde birçok işinizi halledebilirsiniz (bknz. Kassel, bknz. Magdeburg). Ancak Berlin veya Hamburg gibi büyük Alman şehirlerinde toplu taşıma kullanmadan bir yerden bir yere ulaşmak ve işlemleri halletmek sorun olabilir. İlk anda yapmanızı tavsiye ettiğim şehrin birçok noktasında bulunan ücretsiz bisikletleri kullanmanız. Bunun için banka hesabı açtırdıktan sonra uygulama indirip, hesap oluşturmanız. Gerçekten müthiş bir uygulama ve şehir içinde bu bisikletlerle ulaşım sorununuzu bir nebze olsun çözebilirsiniz.  Gideceğiniz mesafe gerçekten uzaksa veya bisiklet sürmesini bilmiyorsanız aylık ulaşım bileti almanız gerekecek. Erasmus öğrencileri için adı sömester bileti olan ulaşım kartı için 200€ ödüyorsunuz ve 6 ay boyunca sınırsız olarak o şehirdeki otobüs, banliyö, tramvay, metro, vapur tüm toplu taşıma araçlarını gönlünüzce kullanabiliyorsunuz. Bununla birlikte öğrenci değilseniz, aylık abonelik kartı almanız mantıklı olabilir, Hamburg’ta kişi başı 94€ bu kartlarda tüm eyaletde bütün toplu taşıma araçlarını sınırsız kullanma hakkı sunuyor. “Hocam, Almanya’da araba ucuz değil mi, hemen gider araba alırım” diyorsanız bilmeniz gereken Türkiye ehliyeti Almanya’da sadece 6 ay geçerli. Sonrasında ehliyetinizi Almanya ehliyetine çevirmeniz gerekiyor ki bu da ilk yardım kursu almanızı (50€), göz testi yaptırmanızı (8-9€), yazılı ve uygulama sınavlarına girmenizi ve başarılı olmanızı gerektiriyor (toplam masraf 650€).

Telefon hattına gelince Almanya’da Aldi, Lidl, Penny, Netto gibi A101, Şok, BİM vari marketlerde satılan ön ödemeli (kontörlü) hatlar satın alabileceğiniz gibi Ayyıldız, Türkei-SIM, vb. hatlar da satın alabilirsiniz. Almanya operatörlerini kullanan bu anlaşmalı şirketler Türkiye’yi cep telefonundan tarifeler kapsamında aramanızı sağlıyor. Ben Erasmus zamanında Türkei-SIM hattı almıştım, hâlâ aynı hattı kullanıyorum ve aylık 25€.

6. Free Walking Tour, Buddy Program, Stammtisch, Kütüphane ve Havuz: Evet, gurbetin en zor kısımlarından biri de yalnızlık çekmektir. Bürokratik işlemler, konaklama, ulaşım vs. bir şekilde halledilir ancak çevre edinmek ve sosyalleşmek özellikle Almanya gibi bir ülkede oldukça zordur (Erasmusçu tayfa hariç). Almancanızın veya İngilizcenizin çok iyi olması, dünyayı gezmiş olmanız, alanınızda uzman olmanız, mesleki tecrübeniz, hayat deneyiminiz, cebinizdeki paranızın sizi Almanların kankası yapacağını filan düşünüyorsanız şimdiden büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaksınız haberiniz olsun. Yok, hayır, bunun sizin Türk olmanızla filan alakası yok, daha çok yabancı olmanızla alakası var. Tabii zaman her şeyin ilacı ve şimdi vereceğim tavsiyelerle bir nebze de olsa şehri ve insanları hızlı tanıyabilirsiniz.

Free Walking Tour (ücretsiz şehir turu) ile o şehrin yerlisi ve sizin gibi yeni olan diğerleriyle veya turistlerle birlikte belli bir yerde ve saatte buluşarak şehrin tarihi yerlerini önemli noktalarını 1 gün boyunca geziyorsunuz. Bu şehir turlarına ulaşmak çok kolay, internetten kayıt yaptırmanız yeterli. Farklı insanlar tanımak için her hafta farklı ekiplerle bu turları yapmanızı mutlaka tavsiye ederim.

Sırada Almancası Stammtisch/Sprach Cafe/Conservation Club vs. olan buluşmalar var. Buradaki mantık belli bir mekanda belli bir saatte buluşan insanların değişik dillerin konuşulduğu masaların etrafında buluşarak hem tanışmaları hem de pratik yapmaları. Siz Almanca masasına oturduysanız Almanca, İngilizce masasına oturduysanız İngilizce, İspanyolca masasına oturduysanız İspanyolca konuşmalısınız. Türkiye’de yaygın olmasa da Almanya’da gerçekten yaygın ve arkadaş bulup Almanca konuşmak için iyi bir yöntem. 🙂

Buddy Programına yine internet sitelerinden bulabileceğiniz gibi özellikle Erasmus için Almanya’ya geldiyseniz üniversite binalarının girişindeki panolara ilan bırakarak başvurabilirsiniz. Buddy programının mantığı şu: Almanca öğrenmek isteyen siz ve Türkçe öğrenmek isteyen bir Alman haftada bir iki kez bir cafede vs. buluşarak karşılıklı dil öğrenmeniz ve öğretmeniz.

Buraya kadar şehri tanıdık, çevre edindik, bol bol pratik yaptık. Şimdide uzun vadeli yurt dışında yaşamak isteyen ve yabancı dilini daha da geliştirmek isteyenlere en önemli tavsiyem şehir kütüphanesine yıllık abone olmaları. “Bu devirde kim kütüphaneye gider hocam, internetten ben öğrenirim” de diyebilirsiniz ancak Almanya’daki halk kütüphanelerinde sadece kitap yok, yüzlerce DVD, CD, öğrenme materyalleri gibi Türkçe, İnglizce ve daha birçok dilde sınırsız kaynak var. Özellikle gürültüsüz ortamda ders çalışmak isteyenler veya etrafında ders çalışan insanların olduğu yerlerde daha da motive çalışanlar için kütüphaneler biçilmiş kaftan ve öğrenciler için yıllık 20€, yetişkinliker için 45€.  

Almanya’nın soğuk kış aylarında açık havada spor yapmak zor, spor salonları da bana göre değil diyenlerdenseniz havuza yıllık abonelik yaptırın. Yetişkinler için yıllık abonelik fiyatı en fazla 150€ ve aboneliğiniz tek bir havuz için değil o şehirdeki tüm açık-kapalı/yazlık-kışlık havuzlar için geçerli. Türkiye’de en ucuz belediye spor salonunun bile aylık 250TL olduğuyla kıyaslarsak Almanya’da havuza gitmeyi dövüyorlar arkadaşlar! 😀 Öğrenciler için yine yüzde elli indirim var. 😉

Almanya’da ve yurt dışında yaşamaya dair aktaracak çok şeyim var ancak şimdilik burada kalalım. Daha önce hiç yurt dışına çıkmamış insanların dünyanın geri kalanıyla ilgili ahkâm kesmeden önce mutlaka hayatlarının bir bölümünde yurt dışında yaşamalarını gönülden dilerim. Yurt dışında yaşadıktan sonra Türkiye’ye dönüp tekrar yaşamaya başladıklarında ancak kıyaslama yapabileceklerini düşünüyorum. 1-2 haftalığına turist olarak Almanya’ya gelmek veya akrabaları ziyaret etmekle Almanya’yı filan çözdüğünü inananlarla 1-2 haftalığına Antalya’da her şey dahil otelde kalarak ülkemizi deniz-kum-güneşten ibaret sanan Almanlar arasında hiçbir fark yok. Bir ülkede yaşadım demek için ev ve iş arayın, ne demek istediğimi anlarsanız.

Ve eğer uslu bir çocuk olursanız bir gün Almanya’yı bile görebilirsiniz.

Saygılar,

Ahmet AKYOL

KKK XXXIII Hangi Dili Öğrenmeliyim?

Kafayı Kullanma Kılavuzu XXXIII Hangi Dili Öğrenmeliyim?

Öğrencilerimden ara sıra bana yöneltilen bir soruya cevap vereceğim bu yazıda: “Hangi dili öğrenmeliyim?” Bana bunu soran öğrencilerime ben de şunu soruyorum: Otogara gittiğinde “Hocam, hangi otobüse bineyim” diye soruyor musun? Hangi otobüse bineceğin nereye gideceğinle ilgili değil mi? Yani, amacın, aracı belirliyor. “Toplu taşımayla giderim” diyorsan otobüse bin, zaman senin için değerli ve hızlı gitmek istiyorsan uçağa bin, toplu taşıma kullanmak istemiyorsan araç kirala, araba kullanmayı bilmiyorsan taksiye bin, paran yoksa yürüyerek git. 😀

Gelelim ikinci soruya: “Hocam, Çince hakkında ne düşünüyorsunuz?” Çince tabii ki bir örnek burada, siz Korece, Fransızca, Rusça, Arapça, İspanyolca olarak da düşünebilirsiniz soruyu. Cevabım “Güzel bir dil”. 😀 Yani benim Çince hakkında ne düşündüğümden çok sizin Çinceyi ne kadar bildiğiniz ve onunla ne yaptığınız önemli değil mi? Bir dili öğrenmeye karar vermeden önce o dil ile ne yapacağınızı düşünmeye de biraz zaman ayırmak faydalı olur diye düşünüyorum. Yok, sadece izlediğiniz dizileri veya filmleri orijinal dilinde izleyip anlamak için Çince öğrenmek istiyorsanız o dil sizin için hobi olur. Bir dili öğrenmek için zaman, emek ve gerektiğinde de para harcamanız gerektiği gerçeğinden yola çıkarak sırf zevk için dil öğrenenlere helal olsun! Bence dil öğrenme olayına yatırım olarak bakalım ve ileride biz bu dilden ekmek yiyelim. 🙂 Ben yabancı dillerden konuya girdim ancak siz bunu Pascal, Basic, C, C#, C++, Java, JavaScript, Cobol, Perl, PHP, Python, Ada, Fortran, Delphi ve Swift vs. yazılım dilleri olarak da düşünebilirsiniz.

Gelelim şimdi dille ilgili kafalardaki sorulara. “Dil öğrenmenin önündeki en büyük zorluk nedir?” Karar! Evet, bir dil öğrenmeye karar vermek bu sürecin ilk ve en zor adımıdır. 20-30 yıldır ana dilinden farklı bir dilin konuşulduğu bir ülkede yaşadığı hâlde o ülkenin dilini öğrenmemiş bir sürü insan var ve bunun sebebini gerçekten çok merak ettim ve en sonunda bu sonuca ulaştım: Kişi kendi ana dilinde günlük ihtiyaçlarını karşılıyor (alışveriş, berber, terzi, tamirat, iş vs.) ve sosyalleşmesini sağlayabiliyorsa içinde yaşadığı ülkenin dilini öğrenme ihtiyacı duymuyor veya bilinçli veya bilinçsiz o dili öğrenmemeye karar veriyor. Karar vermek en zor kısmı dedim çünkü karar verdikten sonra eyleme geçmek ve dil öğrenmenin gereklerini yerine getirmek gerekiyor. Bu da kişinin alışkanlıklarını değiştirmesi, bir anlamda konfor alanını terk etmesi ve dirsek çürütmesi demek. Kısaca, öğrenmek acı veren bir süreçtir, dil öğrenmek zevkli desek bile pek çok fedakârlık yapıp belli bir seviyeye gelene kadar tabiri caizse tırmalamak gerekiyor.

Pekiyi, herkes her dili öğrenebilir mi? Evet, hemen herkes her dili öğrenebilir. Sonuçta, beynimiz doğuştan dil öğrenmeye kodlanmış olarak geliyor ve hangi dili duyarak büyürseniz otomatik olarak o dilin konuşulduğu kültürle birlikte dilin kurallarını da öğreniyoruz. Örneğin, henüz ilkokula başlamamış, okuma yazma bilmeyen ve doğal olarak bilgisi dersleri almamış bir çocuk şöyle bir cümle kurmaz: “Bu sabah tost içtim, çay yedim.” Çocuk, bu cümlenin yanlış olduğunu bilir, otomatik olarak doğrusunu kullanır, yanlış kullanan birisini ise uyararak doğrusunu söyler. “Dil öğrenmek zor değilse neden her dili öğrenemiyoruz?” İşte bu bizi yukarıdaki otogar örneğimize geri getiriyor: Amaç belli ama araçlar birden fazla olduğu için amaca giden yolda doğru aracı kullanmak gerekiyor. Otobüs: dil kursu; taksi: özel ders; uçak: o dilin konuşulduğu ülkede yaşamak; yürümek: evde tek başına. 😀

Yabancı dil öğrenme sürecini gözlemlediğim kişileri iki gruba ayırabilirim: Okullular ve alaylılar. Okullular, belli zaten, kendimin de içinde olduğu dili teorik yani gramer kısmından öğrenerek başlayanlar. Tamamen okul ortamında kitaplardan ve öğretmenlerden öğrenenler. Bu yöntemle öğrenenler yazma (dil bilgisi) ve okuma ile daha çok dile maruz kaldığından gramer konusunda iyi olmalarına rağmen iş, konuşmaya ve konuşulanı anlamaya yani dinlemeye geldi mi sıkıntılar baş gösteriyor. Özellikle hazırlık sınıfında okuyan öğrencilerin veya mükalatlarda yabancı dil konuşması gereken adayların karnına ağrılar gidiyor, boncuk boncuk terliyor ve zekalarını konuşamadığı bir yabancı dil üzerinden değerlendiriyorlar. 🙁 Yapmayın!

Madalyonun diğer yüzünde ise dil öğrenmeye dinleme ve konuşmayla (taklit yöntemi) başlayanlar var. Bu gruptakiler dili öğrenmeye direkt pratik kısmından başlayıp pragmatist öğrenenler, yani faydacılar. Bodrum’da veya birçok turizm kentimizde sadece bir sezon hotelde vs. turistlerle çalışanlar herhangi bir üniversite öğrencisinden çok daha iyi İngilizce konuşur ancak bu İngilizceyi bildikleri anlamına gelmez. Örneğin kişi, kendisine sorulan “How much (ne kadar)” sorusunu anlar ancak bunu yaz desen muhtelemen “hav maç” yazar. Ya da bir para üzerindeki “twenty pounds (yirmi sterlin)” yazısını okumaya geldi mi duyduğu gibi okur: “tventiy pounds (?)”. Her iki durumda göz önüne alındığında hangi yöntem mantıklı diye düşüneblirsiniz. Bana sorarsanız her iki durumda iki ucu boklu değnek. 😀 İlk durumda dinleme ve konuşma cahiliyken ikinci durumda da okuma ve yazma cahilisiniz. En iyi yöntem ortaya karışık, hepsinden olmalı, eşit olmalı. Bir masa gibi düşünün, dört bacağından biri eksik olursa veya bacaklarından birinin uzunluğu diğerlerine göre kısaysa işlevini tam olarak yerine getiremiyor yani topallıyor. 😀 Dilinizi topallatmak istemiyorsanız dinleme, konuşma, yazma ve okuma etkinliklerini gerçekleştirerek öğrenelim.

Kaptırdık madem devam edelim: “Filanca kursa gittim, C1 seviyesinde sertifika aldım.  C1 seviyesinde konuşabilir miyim?” Hahaha, hiç güleceğim yoktu. 😀 Yahu, bu gözler ne sertifikalar gördü ama bu kulaklar ne işkenceler çekti. Yahu, kurstan aldığınız sertifikanın konuşmanızla ne alakası var? Bir de bu kurslarda farklı farklı kurlar var ve öğrenci (pardon müşteri diyecektim) ilk geldiğinde seviye tespit sınavını çoktan seçmeli (test) yapıyorlar. Yani A-B-C-D-E şıklarından doğru olanı seçerek İngilizce seviyene göre kur’a başlatıyorlar. 1 yıl sonra tüm kurlar bittikten sonra da o kur’a göre dili konuşmanı bekliyorlar. Arkadaşlar, samimi söylüyorum ben İngilizce veya Almancamın hangi kur’da olduğunu bilmiyorum, böyle bir kursa filan da gidip belge filan da almadım. Şahsi görüşüm şu: Ben bu dilleri ne kadar biliyorum ve bu diller ne işime yarıyor? Bu dillerden para kazanabiliyor muyum? Bitti. Mesela, Türkçem hangi seviyede? Ana dil seviyesinde. Pekiyi, Türkçeden para kazanabiliyor muyum? Bu sorunun cevabını da sona bırakalım madem. Bu arada arkadaşlarımdan veya öğrencilerimden bana şu soruyu da çok soran oldu: “İngilizcen mi daha iyi Almancan mı?” Cevap veriyorum: Türkçem. =D Yahu, benim İngilizce veya Almanca seviyemi bırakın da siz bu dillerden hangisini biliyorsunuz, bana onu söyleyin hele!

Gelelim ideal dil öğrenme yaşına. Arkadaşlar, bildiğiniz gibi bir şeyi öğrenmenin yaşı yoktur, bu dil öğrenmede de geçerlidir. Elbette kritik evreler vardır, bu evreler geçildikten sonra öğrenmede güçlükler oluyor. Yani 60 yaşındaki bir dedenin İngilizce öğrenme hızı ve seviyesiyle 6 yaşındaki bir torunun İngilizce öğrenme hızı ve seviyesi aynı olmaz. Pekiyi, ne kadar erken o kadar iyi mi? Ben bu konudaki trend’e çok katılmıyorum çünkü özellikle ilkokulda veya ilkokuldan önce çocuklarına yabancı dil derslerinden özel ders aldıranlara katılmıyorum. Çocuk, her şeyden önce kendi ana dilini iyice bir oturtmalı, ondan sonra diğer dillere geçmeli. Kreşlere giden çocuklara da İngilizce ders koyuyorlar ancak çocuk dili gerçekten öğreniyor mu yoksa ezberliyor mu tartışmak lazım. Ayrıca yabancı dil derslerinde yazılı yapılması ve öğrenciler düşük not aldığında dile karşı ön yargı geliştirmesi öğrenme sürecinin önündeki en büyük engel. 🙁 Çözüm basit, yabancı dil dersleri performansa dayalı (dinleme, konuşma, yazma, okuma) değerlendirilmeli. Neyse, bu konu bizi aşıyor. 😀 İdeal dil öğrenme yaşı ortaokul ve lisedir (kendim de bu gruptayım).

Sona doğru geliyoruz, yani çözüm önerilerimize. Uzun pandemi günlerinde evlerimize kapandık ve çok sıkıldık, değil mi? İşin daha da kötüsü pandemi devam ettikçe daha da evlerimize kapanacağız. Yapacak işi olmayanlara, sürekli dil öğrenmeyi erteleyenlere veya yurt dışı hayali kuranlara bundan daha iyi bir fırsat kolay kolay denk gelmez herhalde. Ben de korona sürecinde evinde zaman geçirenlerdenim. Zamanımın çoğunu elimdeki ders materyallerini güncellemeye ayırdım ve Almanca öğrenecekler için Deutsch für Türkische Anfänger ve İngilizce öğrenecekler için Basic English for Beginners’ı sizler için güncelledim. Sunumlar, okuma metinleri cevap anahtarlarına blogumdan ulaşabilirsiniz. “Hocam” internette o kadar kaynak varken siz niye oturup baştan kaynak oluşturdunuz” diye sorabilirsiniz. Bence, dil öğrenmenin önündeki sıkıntılardan bir diğeri de bu: kaynak bolluğu, kişiden nereden başlayacağı konusunda kararsızlığa düşürüyor: Hangi kitap, hangi konu, hangi yöntem vs. Ben sadece tünelin sonundaki ışığı göstermek istiyorum. 🙂 Yani sizler istedikten sonra öğrenmenin önünde herhangi bir engel olduğunu düşünmüyorum.

Nihai soru: “Hocam, ben İngilizce ve Almanca öğrendim ancak İngiltere’ye, Amerika’ya veya Almanya’ya gidemiyorum. Malumunuz, korona var ve vize almak vs. zor. Bu kadar çabam çöpe mi gidecek?” Gerçekten güzel soru! Son bir yıl içerisinde çok fazla remote (uzaktan), home office (evden) veya freelancer (serbest) kavramlarını duyduk. Özellikle internet, bilişim, yazılım alanında çalışanlar için hangi ülkede olduğunun artık bir önemi kalmadı. Yani, Amerika’daki bir şirkette çalışmak için illa ki Amerika’da, Almanya’da bir şirkette için çalışmak için illa ki Almanya’da yaşamanıza gerek yok. “Hocam, o kadar Amerikalı ve veya Alman varken neden Türkiye’den birini seçsinler” diye merak edebilirisiniz. Sonuçta, Türkiye’den birini çalıştırmak şirket için daha ekonomikken, Türkiye’de dolar/avro üzerinden para kazanmak bir çalışan için daha caziptir. 😉 Ve evet geldik Türkçeye. Türkiye’de yaşarken bizim için sıradan gelse de yurt dışında yaşarken ana dilimizi konuşan vatandaşlarımızın olduğu her yerde  gerçekten artı değer. Uygulamalarda, web sitelerinde, ürünlerin kullanma kılavuzlarında, açıklamalarda Türkçe dil seçeneği görmek insanı gülümsetiyor. Ve sonra da “İleride ben de bunun bir parçası olabilirim” dedirtiyor. İngilizce+Almanca+Türkçe, yanına da kodlama+programlama+web tasarım koyunca al sana fırsat. 😉

 Son söz: “Bugünümü, dün yaptıklarım belirledi. Yarınımı, bugün yaptıklarım belirleyecek.”  

Saygılar,

Ahmet Hoca…

80. Reported Speech (Aktarma Cümleler)

KONU

77. PLURALFORMS (Çoğul Biçimler)

SUNUM

KONU

OKUMA METNİ

OKUMA METNİ CEVAP ANAHTARI

76. SO…THAT/SUCH…THAT

SUNUM

KONU

75. QUESTION TAGS (Soru Takıları)

SUNUM

KONU

74. THE DEFINITE ARTICLE (Belirli Tanımlık)

SUNUM

KONU

73. QUANTITY (Miktar)

SUNUM

KONU

OKUMA METNİ

OKUMA METNİ CEVAP ANAHTARI