Kafayı Kullanma Kılavuzu XXVIII – Öğrenci-Gençlik-Yurt içi-Yurt dışı Değişim Programları

Öğrencilerin mezun olduktan sonra özgeçmişlerine yazmaları gereken ve mülakatlarında karşılarına çıkan o sorun: “iş deneyimleriniz”. Eğer bana soracak olursanız, “Hocam, nasıl tecrübe kazanırız” diye, bundan önceki 27 kafayı kullanma kılavuzunu okursanız sorunuzun cevabını almış olursunuz. Sahip olduğum tüm tecrübeyi zaten yazıya aktardım. En son paylaştığım Kafayı Kullanma Kılavuzu XXVII’de “Work and Travel’de İngilizce öğrenilir mi” sorusuna cevap vermiştik. Sadece Work and Travel değil aynı zamanda Erasmus stajı, Summer Camp of America ve Erasmus öğrenim hakkında da detaylı bilgi vermiştim. Bu arada geçen 30 gün içerisinde gün be gün akyolahmet.com’da İngilizce sekmesinde şu ana kadar otuz konunun materyallerini paylaştım, yani üzerime düşen görevi yerine getirdim. Pekiyi, ya siz?

1. Farabi: Farabi, buraya aldığım istisna programlardan çünkü bu program yurt dışı değil yurt içi değişim programı. Farabi değişim programı YÖK’ün yaşama geçirdiği, önlisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin Türkiye’deki başka üniversiteler arasında bir ya da iki dönem değişim öğrencisi olmalarını sağlıyor. Bu program sayesinde üniversitenizin anlaşmalı olduğu diğer üniversitelerde öğrencilik yapma şansına sahip olabilirsiniz. Farabi, sadece lisans öğrencilerini değil aynı zamanda ön lisans öğrencilerini de kapsıyor. Not ortalaması yine önemli bir kriter arkadaşlar. Üniversiteyi kazandığınız zaman bölümünüz ilk hafta size oryantasyon düzenlemezse Erasmus öğrenimde olduğu gibi bölümdeki Farabi koordinatörünüzü bulun ve kendisinden detaylı bilgi alın. Farabi’yi bir örnekle açıklayalım ki akıllarda kalıcı olsun: Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde İngilizce öğretmenliği öğrencisisiniz. Gerekli koşulları sağladıktan sonra Gazi Üniversitesine Farabi programıyla gidebilirsiniz. Gittiğinizde kaçıncı dönemdeyseniz o dönemin derslerini almak, sınavlarını vermek ve varsa zorunlu proje, tez, staj vs. yapmak zorundasınız. Yani kısaca Farabi için Erasmus’un Türkiye versiyonu diyebiliriz. Aklınıza şu gelebilir: “Hocam, halihazırda zaten üniversiteyi kazanmışım, niye gidip rahatımı bozayım?” Gerçekten güzel soru, yani yirmili yaşlarında mesleğe başlayıp altmışlı yaşlarda aynı meslekten ve iş yerinden emekli olan tam bir X kuşağı kafası sorusu. 😀 Farklı bir üniversite veya şehirde bir dönem bile eğitim görmek size yeni kapılar açabilir. Örneğin staj veya yarı zamanlı bir iş bulmak istediniz. Muğla’da bu imkâna ulaşamayabilirsiniz ancak Ankara size bu konuda çok daha fazla kapı açacaktır. İlla olaya staj veya iş olarak da bakmayın. Bazı illerimizin sosyo-kültürel seviyesi diğerlerinden daha aşağıda. Örneğin Bilge Adam veya Microsoft’tan eğitim almak istediniz ancak üniversiteyi okuduğunuz şehirde bu kurs/imkân yok. O zaman Farabi’yle şehir değiştirin ve gittiğiniz şehirde ihtiyacınız olan eğitimi alın. Bu arada Farabi için burs bile alıyorsunuz ve aylık ortalama 500 TL.

2. Mevlana: Evet, Avrupa için Erasmus, Türkiye için Farabi dedik ancak bunların dışında herhangi bir ülke için öğrenci değişim programına katılmak isterseniz ne olacak? Örneğin, uzak doğu dillerinden birine merak saldınız ve hedefiniz gelecekte Güney Kore’de çalışmak veya yüksek öğrenime gitmek olsun. Sizin derdinize Mevlana programı çare oluyor. Mevlana programı, Türkiye hariç, Avrupa ve diğer ülkeleri de kapsıyor. Koşullar aslında yine aynı, Erasmus’ta olduğu gibi not ortalamanızın tutması  ve okul bünyesinde gireceğiniz dil sınavından geçerli puanı almanız gerekiyor. Aynı şekilde üniversiteye başladığınız zaman Mevlana’dan sorumlu koordinatörünüzü bulun ve ondan gerekli bilgileri öğrenin. Mevlana programını da sizi yurt dışına bursla gönderiyor. Aklınıza şu soru gelebilir: “Pekiyi, hocam ben önce Erasmus stajına, sonra Farabi’ye, daha sonra Erasmus öğrenime, ve son olarak Mevlana programına katılabilir miyim?” Gerçekten güzel soru, katılmamanız için herhangi bir sorun yok, sadece bölümünüzün anlaşmalı olduğu üniversitelere gideceğiniz sınıf ve dönemin çakışmaması gerekiyor. Bölüm başkanlığı sanırım bunu düşünmüştür. Yine de çok merak edenler, herhangi bir üniversiteyi arayıp Erasmus ofisinden bilgi alabilirler. “Mevlana okulu uzatır mı?” Şansınızı çok zorlamayın arkadaşlar, Erasmus’ta da Farabi’de de olduğu gibi değişim programlarında gittiğiniz üniversitede üzerinize düşen görevleri yaptığınızda sınıfı geçersiniz, yani okulunuz uzamaz.

3. AIESEC: Fransızca bir kısaltma olan AIESEC’in açılımı Association internationale des étudiants en sciences économiques et commerciales’dır ve Türkçe anlamı “Uluslararası Ekonomik ve Ticari Bilimler Öğrencileri Birliği”dir. Adından da anlaşılacağı üzere program tamamen öğrenciler tarafından yönetilmektedir ve bünyesinde bir sürü faaliyet barındırmaktadır. Özellikle sayısal ve eşit ağırlık alanlarından üniversiteye yerleştiyseniz AIESEC’te size göre fırsatlar olabilir. AIESEC sadece yurt içinde eğitim olanağı sunmuyor aynı zamanda uluslararası staj yapma imkânı da sunuyor. Bir önceki yazımda Erasmus stajından bahsetmiştim ancak Erasmus stajı sadece Avrupa Birliği ülkelerini kapsadığından Avrupa dışında başka bir ülkede staj yapmak istediğinizde yetersiz kalıyor. İşte AIESEC bu boşluğu çok iyi tamamlıyor. AIESEC’in benim açımdan dezavantajları da var. Her şeyden önce, eğitim fakültesi öğrencilerine pek uygun değil ve bünyesinde yaptığı birtakım sınavlar için ücret ödemeniz gerekiyor. Üniversitede gittiğim ilk tanıtım toplantısında bu bilgiyi aldıktan sonra daha başta yolları ayırdım. 🙂 Ancak dediğim gibi, mühendislik, işletme, uluslararası lojistik, finans yönetimi gibi bölümlerde okuyan arkadaşlar yurtdışında staj deneyimi kazanmak istiyorlarsa önce araştırarak bilgi sahibi olsunlar, sonra tanıtım toplantısına giderek kafalarındaki soru işaretlerini gidersinler ve sonunda fırsatını bulurlarsa Çin’dir, Japonya’dır, Rusya’dır, yapıştırıp gitsinler. 😉 “Hocam, yalnız ben Konya’nın Karapınar ilçesindeki Selçuk Üniversitesi Karapınar Aydoğanlar Meslek Yüksek Okuluna yerleştim. Orada AIESEC’in olanaklarından nasıl yararlanabilirim” diyorsanız, bu da AIESEC’in bir diğer dezavantajı çünkü Türkiye’de sadece İstanbul, Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Denizli, Eskişehir, Gaziantep, Gazimağusa (K.K.T.C.), Isparta, İzmir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Sakarya, Samsun ve Trabzon şehirlerinde aktif birimleri bulunmaktadır.

4. AEGEE:  Yine bu sıralamada istisna olan bir başka program AEGEE. Öncelikle Fransızca açılımını ve anlamını verelim: Association des États Généraux des Étudiants de l’Europe yani kısaca Avrupa Öğrencileri Forumu. AEGEE’nin güzel tarafı, katılım için para ve sınav zorunluluğu olmadığı gibi birebir bölümünüzle veya derslerinizle alakası yok. Daha çok üniversite öğrencilerinin bir araya gelip sosyalleşmeleri sağlayan bir gönüllü gençlik topluluğu. İzmir’de AEGEE’nin Bornova’da düzenlediği tanıtım toplantısına da gitmiştim ancak bana çok hitap etmediğine karar vermişim ki bir daha yolum kesişmedi. Ancak AEGEE’nin Summer University denilen gençlik değişim programına katılan arkadaşlarım oldu. Genellikle Polonya’ya gittiler. Katılım için gerekli masrafları cebinizden ödüyorsunuz ancak ne Summer Camp of America ne de Work and Travel kadar tuzlu olur. Özellikle yeşil pasaportu olanlar vize engeline takılmayacakları için direkt biletlerini alabilirler.  Summer University dediysek üniversiteyle bir alakası yok, sadece adı öyle. Genellikle yazın Avrupa’daki ülkelerde gençler 2 haftalık değişim için bir araya geliyorlar. Almanya’da EVS yaparken AEGEE gençlik değişimlerinin çok ciddiye alındığını görüp şaşırmıştım çünkü benim İzmir’de gördüğümden çok daha profesyoneller yapıyorlardı bu işi. Ya da Alman olup her şeyi ciddiye aldıkları için de olabilir. 😀 AEGEE, maalesef AIESEC’te olduğu gibi her şehirde bulunmuyor. AEGEE’nin bulunduğu şehirlerimiz ise şöyle: Adana, Ankara, Çanakkale, İstanbul, İzmir. Bu arada ek bilgi, Erasmus için İzmir’e gelen öğrenciler de bu AEGEE takımıyla takılırlar. Pratik yapacak yabancı arkadaş arıyorsanız, şansınızı deneyin derim.

5. International Voluntary Work Camps (Uluslararası Gönüllü Çalışma Kampları): Evet, gayet iyi gidiyoruz ve geldik şimdi okuldan bağımsız ne transkript ne de dil sınavı isteyen uluslararası gönüllü çalışma kamplarına. Şimdi, sevgili gençler, kamp dediysek ne olur bildiğiniz çadır kampı sanmayın. Programın adı Summer Camp of America’da olduğu gibi içinde “kamp” kelimesi geçiyor diye gittiğinizde çadırda kalacağınızı aklınızdan çıkarın. Kalsanız da bu etkinliklerin bir parçasıdır. Korkmayın yani. =D Şimdi, bu program için yine yeşil pasaportu olanlar şanslı çünkü program ücreti olan 225 Euro’yu ödedikten sonra biletinizi hemen alabilirsiniz. Bundan anlaşılacağı üzere pasaport, vize, uçak bileti masrafları size ait ancak programa katıldığınızda yeme-içme ve konaklama gibi masraflar proje ev sahibinin sorumluluğunda. “Hocam, ben henüz üniversiteye başlamadım, ancak artık yaşım 18 oldu, pasaport-vize işini de hallederim. Ben bir an önce yurt dışında bir etkinliğe katılayım” diyorsanız, işte bu program tam size göre. Nasıl başvurulur, detayları nelerdir? Arkadaşlar, İstanbul’da bulunan GENÇTUR, Türkiye’de bu işin uzmanı. Ben henüz bu programa katılmadım ancak GENÇTUR, EVS’ye gönderici kuruluşumdu. Mekan Taksim’de (How can I get to Taksim?) =D Bu arada bu program için 16 yaş ve üzeri katılım mümkün. Yani üniversite öğrencisi olmanız da gerekmiyor, yirmili yaşlarda da. Kısaca, pasaport, vize, program ücreti ve uçak bileti hazırsa parayı veren düdüğü çalıyor. 😀 GENÇTUR’un web sitesini inceleyerek detaylı bilgi alabilirsiniz. Gelecekte bu programla İspanya’da, belki Barcelona’da bir arkeolojik bir kazıya katılma ve içimdeki Indiana Jones’u ortaya çıkarma şansım olur. 😀 Eğer üniversite çoktan bitmiş, artık yurt dışına bir gideyim ancak herhangi bir tur şirketiyle tura katılan, her gördüğü binanın önünde fotoğraf selfie çekinen instagram bağımlılarıyla veya her gördüğünü satın almak isteyen alışveriş manyaklarıyla gezmeyeyim, gitmişken de diğer ülkelerde başka insanlara bir araya gelip ortaya bir emek koyayım ve kültürlenip döneyim diyorsanız pasaportu (10 yıllık 1155 TL), vizeyi (Schengen vizesi 80€), uçak biletini yazırlayın. “Ahmet, hoca para yok” diyorsanız, “bu yıl iPhone’nunuzu yinelemezseniz de olur” diyorum. Bu arada iPhone, Apple ve Steve Jobs ile bir sorunum yok. =D

6. Interrail: İçinizdeki Evliya Çelebi’yi ortaya mı çıkarmak istiyorsunuz? Tek bir tren biletiyle bir sürü Avrupa ülkesini baştan başa gezeyim mi diyorsunuz? O zaman Interrail’i araştırıp öğrenme vakti geldi. Interrail tek bir biletle sizin belirlediğiniz ülke grubunda ve zaman aralığında Avrupa’da trenle seyahat etme özgürlüğü sunuyor. Maalesef içimde kalan ve henüz yapmadığım bir olay ancak ileride bir gün mutlaka yapacağım çünkü ölmeden önce yapılacak 100 şey listemde en yukarıda bir yerde duruyor. 🙂 Ben EVS sonrası Interrail biletiyle geze geze Türkiye’ye dönme hayalleri kuruyordum ancak nasip olmadı. 🙁 Buradan anlaşılacağı üzere Interrail’de artık yaş sınırı kalktı ancak 17-26 yaş arasındakilere bilet doğal olarak daha ucuz (186 euro’dan başlayan fiyatlarla). Buradan sizlere tavsiyem sırf Interrail için bilet alıp Avrupa’ya gitmektense Erasmus stajı, Erasmus öğrenim veya EVS için orada bulunuyorken bu maceraya atılmanız. Tekrardan vize vs. ücreti ödemenize gerek kalmayacağı gibi Türkiye’deki kur farkından dolayı bilet size daha ucuza gelecektir. Örnekle açıklayayım; Erasmus stajı için Belçika’ya gittiniz ve stajınız bittiğinde kendinize 2 haftalık bir zaman belirleyip bu zaman aralığında trenle Belkiça’dan başlayarak diğer ülkelere seyahat ederbilirsiniz. Cebinizde pasaport, vizeniz ve Interrail biletiniz olduğu sürece herhangi bir seyahat engeliyle karşılaşmayacaksınız. “Hocam, ben yine de Türkiye’den biletimi alıp geze geze Avrupa’ya gitmek istiyorum” da diyebilirsiniz. O zaman size tekrar GENÇTUR’u önereceğim. Ya da Türkiye’den uygun bir uçak bileti bulup yurt dışına uçun, oradan Interrail biletinizi alın, geze geze Türkiye’ye dönün. Interrail’de dikkat etmeniz gereken ilk kural hafif seyahat etmenizdir. Bütçenizi de tamamen kendiniz belirleyeceğiniz için az eşya, bol hareket kuralını unutmayın. Konaklamayı en ucuza denk getirmek için ya çadırınız ve uyku tulumunuz yanınızda olsun, ya hostel dediğimiz uygun fiyatları yerlerde konaklayın ya da tren yolculuklarını geceye denk getirin ve trende uyuyun ya da hava alanı veya istasyonlarda uyuyun. Dediğim gibi, Interrail biraz maceraperestlerin işi, çok detaya ve her şeyi planlamaya gerek yok. Sevdiğiniz insanla yaparsanız, hayatınızın en iyi tecrübelerinden olacağı gibi, sevmediğiniz birisiyle yaparsanız yine unutamayacağınız kötü bir tecrübe olacaktır. Sonuçta ne derler bilirsiniz: İnsan ya seyahatte ya ticarette tanınır. 😉

7. EVS: Madem yukarıda değindik bu EVS dosyasını detaylıca ele alalım. Önce İngilizce açılımı ve anlamı: European Voluntary Service, yani Türkçesi Avrupa Gönüllük Hizmeti. Bu yazıya aldığım istisna programlardan biri olduğunu hemen en başta belirteyim. Birincisi üniversite öğrencisi olmanıza kesinlikle gerek yok, ikincisi 18-30 yaş arasında olmanız kâfii. Ben EVS’yi uzun dönem ve üniversite mezuniyetinden sonra yaptım. Buradan şunun bilgisini vereyim: EVS hem kısa dönem (2 ay) hem uzun dönem (azami 12 ay) bir program. Katılım içim herhangi bir ücret ödemeniz gerekmediği gibi, vize, uçuş, yeme-içme, konaklama, sağlık sigortası, dil kursu ve şehir içi ulaşım, evinizde kullandığınız internet dâhil tüm masraflarınız Avrupa Birliği fonu tarafından karşılanıyor. Ayrıca aylık 300 euro cep harçlığı alıyorsunuz.

Avrupa Gönüllülük Hizmeti, tüm AB ülkerini kapsadığı gibi AB’ye aday ülkeleri de kapsıyor. Doğal olarak ülkemize de EVS için gelen birçok gönüllü mevcut. Pekiyi, neler gerekli? Her şeyden önce Türkiye’den bir tane gönderici kuruluş, gitmek istediğiniz ülkeden bir ev sahibi kuruluş, gittiğinizde yer alacağınız bir proje, pasaport, motivasyon mektubu, başvuru formu. Benim gönderici kuruluşum yukarıda değindiğim gibi GENÇTUR idi, gönderici kuruluşun sizin yaşadığınız şehirde olmasına gerek yok. Onlarla internet ortamında veya telefonla iletişime geçebilirsiniz. Gönderici kuruluşa kesinlikle para ödenmez, aynı şekilde de ev sahibi kuruluşa da para ödenmez! Bir EVS’cinin tüm masrafları AB hibe fonlarından karşılanır çünkü. Ben Magdeburg’ta lkj’de Pathfinder projesine kabul aldım. Projeyi ise internetteki veri tabanından e-posta göndererek buldum. Branşım Almanca olduğu için ben Almanya’yı tercih ettim ancak siz başka ülkeleri de değerlendirebilirsiniz.

EVS’de haftalık azami 35 saat çalışma süresi var, ancak bu çalışma ağır emek gücü gerektiren işler değil. Örneğin ben ofis ortamında bilgisayarda dernek ve proje hakkında çıkan haberleri tarıyor, bunları proje koordinatörlerine rapor olarak sunuyordum. Gençlere yönelik yaptığımız kişisel gelişim seminerlerinde ise energizer veya ice breaker denilen kaynaşma oyunları vs. oynatıyordum. EVS’in bana en büyük katkısı elbette önce dil alanında oldu. Sonrasında Almanlarla dernek ortamında proje odaklı çalışma fırsatını yakaladım. Magdeburg’daki tek Türk EVS’ci bendim ancak diğer ülkelerden gelen başka gönüllülerle bir aile gibi olduk. Yani başka kültürleri tanımak için de çok güzel bir olanak. EVS boyunca bir sürü tatile denk geldim ve yıllık izin gibi verilen uzun tatillerde çok seyahat ettim. 12 ay AB’de yaşayanlara oturum izni veriliyor ve oturum izni aldıktan sonra istediğiniz AB ülkesine elinizi kolunuzu sallayarak gidebiliyorsunuz. Daha önce de söylemiştim, yurt dışına çıkmama bahanesi olarak bana parayı söyleyenler çok oldu, ancak köprünün altından geçen sular gibi kaçırılan nice fırsatlar olduğunun farkında mısınız?

Pekiyi, EVS’de başka ne tür projeler olabilir? Her şeyden önce proje konuları çok geniş ve binlerce proje var. Proje konusu sizin ilgi alanınıza girmeli veya gelecekte yapacağınız mesleğe doğru bir adım olmalı. Örneğin, okul öncesi veya İngilizce öğretmenliği düşünüyorsanız bir kreşte bir yıl gönüllü olarak çalışmak hem sizin yabancı dilde çok pratik yapmanızı hem de mesleki tecrübe kazanmanızı sağlar. Aslında bu olay Amerika’da “gap year” (boşluk yılı) ve Almanya’da “Verlängerungsjahr” (uzatma yılı) olarak bilinir. Gençler üniversiteye başlamadan önce bir yılını okuyacakları mesleğe yakın işlerde gönüllü olarak çalışırlar ve o bölümlerin kendilerine uygun olup olmadıklarını yaşayarak öğrenirler. Hatta Almanya bu işi çok ciddiye alıp EVS haricinde Alman hükümeti ve eyaletler tarafından finanse edilen ve Alman vatandaşlarına yönelik olan BFD (Bundes Freiwilliger Dienst [Federal Gönüllü Hizmeti]) ve FSJ’yi (Freies Soziales Jahr [Gönüllü Sosyal Hizmet Yılı]) her yıl uygular. Başka bir örnek daha vermek isterim; bir Alman genci bizdeki önlisansta yer alan iki yıllık yaşlı bakım hizmetleri okumaya karar verdi (Almanya’da Fachhochschule’de 3 yıl). Kıçına motor takılmış gibi koşa koşa üniversiteye başlamıyor; önce bir yıl boyunca bir huzurevinde yaşlılarla bir yıl gönüllü olarak çalışıyor. Bu esnada okumaya karar verdiği bölümün ona uygun olup olmadığına görüyor. Uygun olmadığına karar verirse değişikliğe gidiyor. Yani tecrübe sahibi olarak, iş içinde iş yaparak böyle bir karar alıyor. Çok mantıklı değil mi? 🙂

Sonuçta şunu söyleyerek bu maddeyi sonlandırayım: EVS’yi üniversite öncesi yapmanızı kesinlikle tavsiye ederim, ben Almanya’da birçok lise mezunu 18 yaşında gönüllü gördüm. Ve projenizin üniversitede okuyacağınız bölümle ilişkisi olsun, veterinerlik düşünüyorsanız hayvan barınağında çalışmak gibi. EVS’de gittiğiniz ülkede okumanın yollarını araştırın hatta gidin üniversitelerde detaylı bilgiler alın, yüz yüze konuşun. Tabii, Türkiye’den 18 yaşında liseyi bitirip Avrupa’ya tek başına gidecek kaç kişi çıkar, orasını bilemem tabii, çünkü biz 3 saatlik üniversite sınavına sülalecek (!) giden bir milletiz. 😀 Ya da üniversite mezuniyetinden sonra gidenler mutlaka yüksek lisans imkanlarını, özellikle bursları çok iyi araştırsınlar. EVS’den sonra çok daha iyi bir adım atabilirsiniz kariyer yolculuğunuzda.

8. Au-Pair: Kardeşi olup ona bakmayan yoktur herhalde! Kardeşiniz yoksa bile komşunuzun çocuğuna, kuzeninize vs. bir süre dadılık yapmışınızdır. Au-Pair için modern mürebbiyelik diyebiliriz. Ülkemizde çok bilinmese de yurtdışında oldukça yaygın. Farklı bir ülkede bir ailenin çocuğuna bakıcılık yaparken ailenin yanında konaklıyorsunuz. Genelde Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ana dili İngilizce olan ülkeler tercih edilse de diğer ülkelere de başvuru yapabilirsiniz. Örneğin bir arkadaşım Almanya’da Au-Pair olmuştu.

Efendim, söylemeye gerek yok, Au-Pair’de kızlar öncelikli, erkekler üzgünüm ancak bazı ülkeler (Amerika) Türkiye’den erkek (!) Au-Pair kabul etmiyormuş. Au-Pair için üniversite mezuniyeti veya diploma şart değil ancak gittiğiniz ülkenin dilini bir nebze de olsa bilmeniz gerekiyor. Work and Travel vize görüşmesinde olduğu gibi konsolosluk çalışanı size İngilizce sorular soracaktır. Ayrıca, ailelerle internetten görüntülü görüşerek birbirinizi tanıma süreciniz olacak. Ancak çok akıcı bir İngilizceye gerek yok, kendinizi tanıtın, karşı tarafı anlayın yeter. Çünkü Au-Pair olarak gittiğiniz ülkede ev sahibi aile sizi dil kursuna göndermekle mükellef. Pekiyi, evde kalıp, çocuğa bakıp sadece dil mi öğreniyorsunuz? Au-Pair’lik yaparken bulduğunuz bir eğitim kurumunda eğitiminize devam etmeniz de mümkün. Sonuçta aile size çocuğa baktığınız haftalık 45 saat süre için 195 dolar ödeme yapıyor. Tabii bu ücret Amerika için geçerli, ülkeden ülkeye çalışma saatleri ve ücretler değişebiliyor, bunu da internetten araştırarak öğrenebilirsiniz.

 Au-Pair programından yararlanmak için aracı şirketlere başvurmak gerekiyor. Şirketler sizi bu süreçte yönlendiriyor. Şirketlerin alacağı ücrete gelirsek şirketler ortalama 1000 veya 1100 dolar gibi bir ücreti sizden talep edeceklerdir. Ayrıca Au-Pair olarak Amerika’ya gitmek için J1 (Job 1) vizesi dediğimiz vizeyi almak gerekiyor. Bunun maliyeti ise 160 dolardır. İstanbul’daki Truva Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı’nı an itibariyle Amerika’da Au-Pair olan arkadaşım Büşra Engin tavsiye etti. Bu arada Büşra’nın Au-Pair’lik sürecini Büşra Engin Youtube kanalından takip edebilirsiniz. Sorularınız olursa yorumlarda kendisine sorabilirsiniz.

Aklınızda şu soru varsa cevaplayayım: “Hocam, ben Au-Pair olarak 1 yıllığına gittim ancak sürem dolunca geri gelmek zorunda mıyım?” El-cevap: Hayır, J1 vize tipinizi öğrenci vizesine çevirebilirsiniz. Bunun için biraz önce bahsettiğim gibi herhangi bir yüksek öğrenim kurumuna kayıt yaptırmanız gerekiyor. Aile bu süreçte size maddi olarak yardımda bulunacaktır. Au-Pair olarak giden ancak bir daha Türkiye’ye dönmeyen arkadaşlarım oldu mesela. 😀 “Hocam, yaş kriteri var mı?” El-cevap: Evet, var. Au-Pair olmak için 18-27 arasında olmanız gerekiyor. Ve özellikle Amerika’daki aileler Au-Pair’in ehliyeti olmasını zorunlu tutuyorlar. O yüzden Au-Pair’lik düşünüyorsanız, ehliyetinizi alın çünkü Amerika’da toplu taşıma Avrupa’daki gibi yaygın değil, aile size bir araç tahsis edebilir ya da ilk aylığınızla gider 500 dolarlık bir araba satın alabilirsiniz. Şaka değil!!! Benzin zaten sudan ucuz. 😛 “Hocam 1 yıllık süreyi 2 yıla uzatmam mümkün mü?” El-cevap: Evet, bu mümkün, ancak bu süreçte ülkeye giriş çıkış yapamıyorsunuz (Vay özgürlükler ülkesi Amerika :D). “Pekiyi, hocam, yanında konakladığım ve çocuğuna baktığım aile problem yaşarsam evimi (doğal olarak iş yerimi) değiştirebilir miyim?” Evet, bu da mümkün. sonuçta kimse sizi silah zoruyla orada tutmuyor, isterseniz tamamen Türkiye’ye de dönebilirsiniz.

Evet, sona gelecek olursak… Gördüğünüz üzere katılabileceğiniz bir sürü program hakkında detaylı bilgi vermeye çalıştım sizlere. Bu bilgilerde değişiklik olabilir, o yüzden güncel bilgiye internetten araştırarak ulaşmanızı tavsiye ederim. Unuttuklarım veya atladıklarım varsa affınıza sığınırım. Yukarıda birkaç şirket isminden bahsettim. Bu şirketlerin benim bu yazıyı kaleme aldığımdan haberleri bile yok, o açıdan aklınıza “Hocam, yazıya sponsor veya reklam almış, bu yazıda ürün yerleştirme var” diye düşünceler gelmesin. akyolahmet.com sonsuza kadar ücretsiz kalacak ve asla reklam almayacak çünkü kralların reklama ihtiyacı yoktur. 😀

Saygılar,

Ahmet AKYOL

Kafayı Kullanma Kılavuzu XXV – Yurt Dışı vs. Türkiye

Birçok öğrencimin ve onların velilerinin aklındaki en büyük sorulardan bir tanesini ele alacağım bu yazıda. Üniversiteyi bitirdikten sonra diplomayla alanında iş bulabilir mi mezun öğrencimiz? Bulamazsa yurt dışında yaşaması daha mı iyi? Yurt dışında iş bulması ve yaşaması ne kadar mümkün?

Yazının başında uyarayım, kesinlikle ürün yerleştirme olmadığı için beyin göçü reklamı yapmayacağım, ayrıca Amerika şöyle iyi, Almanya böyle güzel; Türkiye tu kaka demeyeceğim. Yapmaya çalışacağım şey sahip olduğum tecrübeyi sizlere faydalı olacak şekilde paylaşarak benim geçtiğim yollardan geçecek gençlerimize örnek olmak.

Bu yazıda yurt dışında eğitimden bahsetmeyeceğim çünkü daha önceki Kafayı Kullanmak Kılavuzu X – Yurt Dışında Eğitim’de bu konuya detaylı yer vermiştim. Hangi ülkede ne amaçla bulunduğumu ise Kafayı Kullanmak Kılavuzu XXI – Neden Work and Travel, Erasmus & EVS Yaptım’ta paylaşmıştım.

Kafayı Kullanma Kılavuzu XXV – Yurt Dışı vs. Türkiye’nin amacı daha önce yurt dışına hiç çıkmamış ancak üniversiteden mezun olduktan sonra yurt dışına göç ederek orada çalışmayı düşünenlere ayna tutmak. Tecrübelerimi Amerika ve Almanya’ya dayandıracağım çünkü yurt dışında en uzun süre yaşadığım yerler orası: 2011’de Amerika’da Work and Travel, 2012-2013 Almanya’da Erasmus ve EVS. Eminim, benden daha uzun süre Amerika ve Almanya’da yaşamış insanlar benden daha farklı fikirler de beyan edebilirler, sonuçta herkes hayatı kendi penceresinden gördüğünden deneyimlerimiz de nesnel değil özneldir.

O halde başlayalım. Nasıl ki bir binayı, o binayı hiç görmeyen birine tasvir etmemiz gerektiğinde binanın içinden dışarı çıkmamız, binanın sadece ön cephesini görmek yeterli olmadığı için arka cephesini, sağını solunu ve her şeyden öte çatısını görmek için daha yüksek bir binanın üzerine çıkmak ve çevresini görmek için binadan uzaklaşmak gerekiyorsa içinde yaşadığımız ülkeyi tanımak için de ülke dışına çıkıp uzaktan bakmak gerekiyor. Ve ne kadar çok ülkeye giderseniz o kadar çok iyi tanıyorsunuz ülkenizi. Yok, efendim, bunu sadece Türkiye üzerinden değerlendirmeyelim. Herhangi bir ülkenin herhangi bir vatandaşı için de aynı durum geçerlidir. Kendi milletimizi de böyle tanırız aslında. Farklı bir ülkede yaşarken o ülkenin vatandaşlarıyla kendimizi sürekli kıyaslamaya başlarız ve onlarda olup bizde olmayan özelliklerle bizde olup onlarda olmayan özellikleri karşılaştırarak bir değer yargısına ulaşırız.

Pekiyi, üniversiteyi bitirdik, yurt dışında bir firmaya başvurduk, kabul de aldık, çalışmaya gittik. Bizleri en çok ne zorlar?

1. Yabancı dil: Anlatmaya gerek yok, hepiniz biliyorsunuz, Türki Cumhuriyetlere veya Azerbaycan’a gitmiyorsanız, çalışmaya gittiğiniz ülkenin dilini çok iyi bilmeniz sizin için şart, şart olmadığı durumlarda ise avantajdır. “Hocam, benim emmoğlu Rusya’da bir şirkette çalışıyor, tek kelime Rusça filan da bilmiyor. Ne var ki, ben de gider çalışırım” diyorsanız, yolunuz açık olsun, emmoğluna da selam söyleyin. 😀 Yurt dışında birçok Türk firması var ve orada zaten Türklerle işçi olarak mevsimlik çalışıyorsunuz ve genelde bu firmalar inşaat firmalarıdır. Benim akrabalarımdan da vardı bu şekilde çalışan ancak uzun vadede bir iş bulmanız ve o ülkede kariyer yapmanız ana dilinizle çok mümkün değildir. Benim demek istediğim Korecenizle Güney Kore’de Samsung’ta mühendis olarak çalışabilmek. O yüzden diploma köleliğini bir tarafa bırakıp bilginize yatırım yapın ve aklınızda ‘yurt dışında şu ülkede çalışım fikri‘ varsa üniversitede o dili öğrenin, hatta o ülkeye gidin, staj veya Erasmus vs. yapın.

2. İş Tecrübesi: Daha önceki birçok Kafayı Kullanma Kılavuzunda iş tecrübesinin öneminden bahsetmiştim. Size Yurt Dışı vs. Türkiye kıyaslaması yapayım: Tükiye’de üniversite öğrencisi iş tecrübesi kazanmak için üniversiteden mezun olmayı beklerken yurt dışında öğrenciler okurken çalışmaya başlar. Türkiye’de anne-babalar her ay çocuklarına para yolladığı için öğrenci bir iş bulup para kazanmaya veya iş hayatını öğrenmeye ihtiyaç duymaz. Kafayı Kullanma Kılavuzu Hayat Çok Mu Zor’da değindiğim gibi, sırf okula gidip gelerek ders dinleyerek yorulduğunu iddia eden öğrencilere acıyorum çünkü iş hayatına atıldıklarında çok zorlanacaklar. Sadece 1 gün bile herhangi bir iş yerinde veya tarlada vs. çalışmamış olanlar varsa ve mezun olduktan sonra diplomayla masa başı iş bekliyorlarsa sonları hayal kırıklığı olacak. Evet, Amerika ve Avrupa’daki veliler acımasız çünkü çocukları 18 yaşına geldiklerinde onların arkasından çekilerek hem onları okumak hem de okurken çalışmak zorunda bırakıyorlar ancak çocukları mezun olduktan sonra ışığı gören tavşan gibi bakakalmıyorlar. Daha önce de dediğim gibi okul hayatı fragmandır, iş hayatı filmdir. Siz asıl filme hazırlanın.

3. Kültür: Yabancı diliniz çok iyi olabilir, üniversitede okurken birçok işte çalışmış, stajlarınızı yapmış ve deneyim kazanmış olabilirsiniz ancak yurt dışında çalışırken aşina olmanız gereken asıl özellik kültüre aşinalıktır. Daha önce gitmediğiniz bir ülkenin kültürüne o ülkeyle ilgili dizi, film, belgesel, video izleyerek, kitap, dergi, gazete okuyarak, internetten araştırma yaparak, o ülkenin Youtuber’larını takip ederek, çevrimiçi arkadaş edinerek vs. aşina olabilirsiniz. Bu şekilde ön bilginiz olursa kültür şoku yaşamazsınız. Birkaç örnek verelim. Millet olarak bireysel özgürlükle toplumsal özgürlüğü hep karıştırırız. Bizde bireysel özgürlük “toplum içerisinde, sokakta istediğimi yaparım, kimse bana karışmaz, kural tanımamazlık olarak algılanırken toplumsal özgürlük diğer insanların eleştirilerine göre davranışlarımızı veya yaşam tarzımızı kısıtlamak anlamına geliyor. Bir Amerikalı bireysel özgürlüğü doğrultusunda istediği giyinip istediği yaşam stilini sürdürürken biz bunu toplum ne der diyerek kendimizi kısıtlamaya gidiyoruz.  Ancak toplumsal özgürlük sokağa çöp atmamayı gerektirirken biz bunu bana kimse karışamaz deyip kuralları çiğnemek olarak algılıyoruz.  Yani bir Türk kafasıyla Amerika’da ve Almanya’da sorun yaşayabilirsiniz, siz kırmızı ışıkta beklerken polis yoksa ve araç gelmiyorsa da bekleyin. Bireysel hayatınızı da istediğiniz gibi yaşayın. Merak etmeyin, konu komşu yurt dışında bir şey demez, erkeklerin küpesine, kızların etek boylarına karışmazlar. Buradaki örnekleri çoğaltmak mümkün ancak ben kısa kesiyorum. Eğer ön yargınız varsa, korkuyorsanız, gidin, görün ve yurt dışında yaşayın ancak korkularınızla kabuğunuzda yaşamayın.

4. İklim: Son altı yıldır Bodrum’da yaşayan ve Bodrum’un hakkını veren birisi olarak böyle bir coğrafya, böyle bir doğa kolay kolay bulunmaz. Neredeyse 300 gün güneş görüyoruz, deniz mis, hava temiz. Nisanda yüzmeye, mayısta kampa, haziranda tekne turuna gidiyoruz. Pusulamızı bir anda Kanada’ya çevirelim ve altı ay kışın nasıl geçtiğini hayal edelim. 🙂 O kadar da uzağa gitmeye gerek yok aslında, örneğin Almanya’yı göz önüne getirelim. Eylül dedi mi kış başladı demektir. Aralıkta saat 14:30’da sokak lambaları yanar ve yürürken gri havadan içinizi kasvet basar. Altı ay güneşi unutun diyorum size! Çok iyi hatırlıyorum, Magdeburg’ta EVS yaparken balkona domates fidesi dikmiştim, fide büyüdü, domates verdi ancak ağustos ayına geldiğimizde bile hâlâ kızarmamıştı. Birinin kafasına taş niyetine atabilirdiniz yani. 😀 Erasmusa özellikle kış dönemi (1. Dönem) eylül ayında gidenlerin en çok zorlandığı ve geri dönüp gelmek istedikleri sebeplerinden biridir hava koşulları. “Ama hocam, Hollywood filmlerinde hep okyanus kıyılarında hava güzel, ortam güzel, kızlar güzeldi” diyorsanız Google amcayı açın ve ABD’nin kaç eyaletten oluştuğunu ve Hollywood’un yer aldığını coğrafyayı inceleyin. Akabinde bir de New York’u inceleyin. Yazın nemi, kışın ayazı sizi acı gerçeklerle tanıştırır. Hayaller Miami, hayatlar Sibirya yani. 😀

5. Yeme-İçme: Türkiye gerek coğrafi konumu gerek bünyesinde barındırdığı farklı kültürler sayesinde bence dünyadaki en geniş  gastronomiye sahip. Yani o kadar güzel yemeklerimiz var ki  UNESCO tarafından 33 ülkeden 47 şehrin içinde yer aldığı “Dünya Yaratıcı Şehirler Ağı”na gastronomi kategorisinde dahil edilen Gaziantep, Hatay ve Afyonkarahisar gibi illerimiz var. Siz bir Hataylı olarak Amerika ve Almanya’ya giderseniz ve yemek yapmayı bilmiyorsanız yandı gülüm kağıt helva! Amerika = Fast Food + Pizza. Almanya = Sosis + Patates. 😀 Ben yemek yapmayı neden Almanya’da öğrendim sanıyorsunuz? Keyfimden mi? Yahu, hadi dediniz, acıkınca giderim, dönerciye yerim mis gibi döner. O da her zaman olmuyor çünkü adamların çalışma saatleri var. Evet, evet, yanlış okumadınız. Almanya’da 7/24 açık restoran bulamazsınız. Varsa da ya pizzacıdır yada fast food. Bizim kadar zengin mutfağa sahip ülkeler yok mu? Elbette var ancak yurt dışında restoranda yemek yiyerek hayatın sonu gelmez, hem mide hem bütçe erken çöker, haberiniz olsun. Şimdi canım acayip etli etmek çekti bu kadar yemekten söz edince. 😀

6. İnsan İlişkileri: Yurt dışında bu konuda hem iyi hem kötü tecrübelerim oldu. İyi tarafı, kimse kimseye karıştığı yok gerçekten, imajınız, ilişki durumunuz… Hatta siz siz olun, samimi değilseniz kimseye maaşını, evli olup olmadıklarını, çocuk sayısını, çocuğu yoksa niye yapmadığını, evi-arabası olup olmadığını sormayınız. Ya sorup da napacaksınız zaten, nüfus müdürü müsünüz, vergi uzmanı mısınız, adamın maaşını öğrenip gelir vergisini mi hesaplayacaksınız, nedir yani? Öteki taraftan, bir Almanla arkadaş olmak için biraz süre geçmesi gerektiğini unutmayın. “Ayy, ben eve çaya davet ederim, o da beni kahve-kek’e davet eder. Komşuya bir tepsi börekle giderim, o da bana bir kutu Noel kurabiyesiyle gelir” diyorsanız, yok öyle bir şey.

7. İş Hayatı: Bu son madde ile kapanış yapacağım çünkü yazımızın amacı yurt dışında çalışmak. Gençler, “Bir tanıdık bulurum, milletvekili yakınımı ararım, belediye başkanı akrabam bana hemen bir iş ayarlar.” Lütfen bunların ülkemiz sınırları içerisinde kaldığını kabul edin ve yurt dışında “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” düsturunu belleyin. Yaptığınız işte iyiyseniz, işinizi hakkını vererek yapıyorsanız, hangi ülkede olursanız olun takdir edilirsiniz. Maalesef işin gerektirdiği bilgi, belge ve tecrübeye sahip olmadan işin sunduğu olanaklara odaklanan bir sürü niteliksiz ve ne iş olursa yaparım abilerle ablalar dolu ülkemizde. Önce bir alanda kendinizi eğitin, sonra yurt dışında çalışma hayali kurun.

Geldik nihai sorulara: “Hocam, en sevdiğiniz ülke hangisi? Hangi ülkede yaşamak isterdiniz? En rahat hangi ülkede yaşanır? Girişimcilik için doğru ülke neresi?” Sevgili gençler, hepsinin cevabı Türkiye! Şimdi diyeceksiniz, “İyi de hocam, o zaman niye herkes yurt dışına kapağı atmaya çalışıyor.” Bu, kişisel bir tercih ve her tercih bir vazgeçiştir. Yurt dışına taşınıp orada yaşamaya başlayan insanların kazandıkları kaybettiklerine değiyor demek ki. Unutmadan, Türkiye dışında hangi ülkeye giderseniz gidin, ikinci sınıf vatandaşsınız. Ayrıca, kendinizi en iyi ana dilinizde ifade edebilirsiniz, en rahat kendi kültürünüzde ve coğrafyanızda sevdiklerinizle birlikte yaşarsınız. “Eee hocam, iş yok, işsiz mi kalalım” sorusuna cevabım yurt dışına taşınmadan da yabancı firmalar için çalışabilirsiniz. Bence o ülke mi bu ülke mi Türkiye mi diye sormak yerine şu soruyu sorun: “Yurt dışında bir firma sizi niye işe alsın? Firmaya hangi değeri katacaksınız? Firmadan beklentilerin var ancak firmanın senden beklentileri ne olacak?” “Türkiye’de girişimciliğin önü kapalı, ondan yurt dışına gideceğim” diyorsanız yurt dışında olanı ülkemize getirin. Türkiye’de bir ürün geliştirip yurt dışına ihraç edin, ülkeye döviz girsin. Bunların hepsi girişimcilik. Kısaca, yurt dışında iş bulup çalışma hayali kurmadan önce yurt içinde ayaklarınız yere bassın. İş yoksa iş yaratın, herkes şikayet ediyorsa siz çözüm üretin, sorunun değil, çözümün bir parçası olun. Örneğin bu yazıyı okuyup bitirdikten sonra kariyer.net’te CV oluşturun ve biraz zaman ayırarak piyasada ne tür eleman arandığına bakın. Belki de iş çoktur ama sizde iş yoktur!

Saygılar,

Ahmet Hoca