Kafayı Kullanma Kılavuzu XXIII – Mezuna Kalmak

Bodrum Anadolu Lisesi görev yaptığım üçüncü orta öğretim kurumu ve 12. sınıflar son yedi yıldır girdiğim sınıflar arasında hep yer aldı. 12. sınıflarda en çok duyduğum ifade “Hocam, biz mezuna kalacağız” oldu. Pekiyi, nedir bu mezuna kalmak, nasıl kalınır, niçin kalınmaz? İşte bu sorulara KKK XXIII’te cevap bulacağız.

İsminde Anadolu/Fen Lisesi geçen tüm okulların akademik başarıyı ön planda tuttukları ve hedeflerinin öğrenciyi dört yıl sonra bir üst kurum olan üniversiteye yerleştirmek olduğunu düşünürsek Türk Eğitim Sisteminin sınıfta kaldığını istatistiksel olarak ispatlayabiliriz: 2019 yılında TYT’ye 2 milyon 390 bin 491; AYT’ye 1 milyon 880 bin 800 aday girdi. TYT’de 150 barajını geçen adayların sayısı 1 milyon 761 bin 392; 180 barajını aşmayı başaranların sayısı ise 1 milyon 275 bin 957 oldu. Demek ki sınava girenlerden 1.114.534 aday baraj altında kalarak direkt mezuna kaldı. Pekiyi, barajı aşan ve tercih yapanların kaçı yerleşti? Yükseköğretim Kurumları Sınavı (2019-YSK) yerleştirme sonuçlarına göre 753 bin 461 aday tercihlerinden birine yerleşti. Tercih yapmaya hak kazanan, tercih yapan ya da yapmayan öğrenci sayısı da 522.496 olarak 1.114.534 rakamına eklenebilir. (Kaynak olarak https://dokuman.osym.gov.tr/pdfdokuman/2019/YKS/sayisalbilgiler18072019.pdf inceleyebilirsiniz).

Daha lise birin başında çiçeği burnunda liseli öğrencimiz üniversiteye gideceğini kafaya koymalı ve 4 yıllık süreci ona göre inşaa etmeli. Meslek liselerini bu gruba dahil etmiyorum çünkü onların hedefi öğrenciyi üniversiteye yollamak değil belli bir alanda meslek sahibi yapmak. Haa, bu konuda ne kadar başarılılar tartışılır ancak, Anadolu/Fen Liseleriyle aynı kategoriye koymuyorum.

Lise 1 bitti, lise 2 bitti, lise 2’nin sonunda sayısal, eşit ağırlık, sözel ve yabancı dil olarak bölüm seçtiniz. Lise 3 de bitti ve geldiniz lise 4’e yani otobana girmeden önceki son çıkışa: D. Lise son sınıfın daha başında haziran ayının ikinci veya üçüncü haftasonu üniversite sınavının olacağından haberdardınız. Amacınız yıl sonunda TYT/AYT’yi geride bırakarak bir an önce kapağı üniversiteye atmaktı. Ancak gördüğüm kadarıyla bir çoğunuz için bu planlar suya düştü ve üniversite kazanma hayali bir sonraki seneye ertelendi. Tabii, üniversiteyi (bkn. Dokuz Eylül Üniversitesi Almanca Öğretmenliği) 22 yaşında kazanmış biri olarak bu yazıyı kaleme almak kendimle çelişiyor gibi görünse de liseden mezun olduğum yıl (2003) ilk girişte üniversiteyi kazanmıştım (bkn. Ege Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı).

Pekâlâ, öğrenci nasıl ve neden mezuna kalır? 4 yılda kateteceği mesafeyi bir yılda katetmeye çalışır da ondan. Lise 1-2 ve 3’te gerekli öğrenmeler gerçekleşmemişse, sadece not için çalışıp sınıfı geçmek veya takdir/teşekkür almak için ezber yaparak geçmişseniz, son sınıfta hem okul dersleri hem üniversite sınav hazırlığı (dersane, kurs vs.) size ağır gelebilir. O halde, bunun sorumlusu lise müfredatı veya üniversite sınav sistemi midir? Elbette hayır! Bunun sorumlusu sizsiniz. Kendi tembelliğinizin sorumluluğunu sisteme atarak başkalarını kandırabilirsiniz ancak kendinizi kandıramazsınız. Lise sonda da pekâlâ istediği üniversiteyi ve bölümü kazanan birçok öğrenci var. Onlar başardığına göre siz de başarabilirsiniz!

Pekiyi, ben mezuna kalır mıydım? Ya da neden kalmazdım? Ben mezuna kalmazdım çünkü 1 yılımı daha ders çalışarak geçireceğime hedefim üniversite ise bir an önce üniversiteye başlardım. “Ama hocam, ben istediğim puanı alamadım, TYT’de baraj altında kaldım, 4 yıllık bir bölüm gelmiyordu” gibi serzenişlerde bulunacaksanız size soracağım soru şu olurdu: “Lise hayatınız boyunca ne yaptınız?”

Mezuna kalmazdım çünkü eğer hazırlık olan bir bölüme yerleşirseniz 1 yılda oradan gidecek, etti mi size 2 yıl. Dahası, dört yıllık bir bölümü yıl kaybetmeden bitirseniz bile mezuniyetten sonra KPSS ile hemen atanacağınızın veya özel sektörde iş bulacağınızın bir garantisi var mı? Erkek öğrenciler için sürece bir de askerliği eklerseniz ülkemizde çalışma hayatına başlama yaşı gittikçe sonraki yıllara kayıyor.  

Şimdi çözüm önerilerine gelecek olursak… Şapkanızı önünüze koyun ve mezuna kalmadan üniversite sınavına kazanmak için kolları sıvayın. Tarihler henüz 24 mart’ı gösteriyor ve YKS 20-21 haziranda gerçekleştirilecek. Her kriz yeni bir fırsat yaratır: Hazır Corono virüs salgınından dolayı okullar eğitime ara vermişken evinizi/odanızı, masanızı bir dersaneye çevirin. Kalan yaklaşık 3 ay’ı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışın.

Üniversite sınavına ilk girişinizde 4 yıllık (lisans) bir fakülte yerine 2 yıllık (önlisans) bölüm veya açık öğretim fakültesinden (uzaktan eğitim) bir bölüm de kazanabilirsiniz. İnanın bana dünyanın sonu değil, hayat bir şekilde devam ediyor. 2003’te üniversiteyi kazanmama rağmen kayıt bile yaptıramamıştım ve 2007’de tekrar kazanıp üniversiteye başlayana kadar geçen yıl bana farklı bir kulvar açtı, bunun sonucunda ve turizmle ve iş hayatıyla o şekilde tanıştım. Geriye dönüp baktığımda kayıp diye düşündüğüm şeylerin aslında kazanç olduğunu gördüm. Buraya kadar ifade ettiklerim ilk girişinde üniversite sınavı kazanma hedefi olanlara yönelikti. Şimdi gelelim “kesin mezuna kalırımcılara, saldım çayıra mevlam kayırıcılara…”

Gençler, en güzel yıllarınızı boşa harcamayın. Lise son sınıftayken ve üniversite hayalinizi bir sonraki seneye ertelediyseniz dâhi bir yılınızı çöpe atmayın, kendinize yatırım yapın. Özellikle Bodrum gibi denizin ve doğal olarak turizmin, limanın olduğu bir şehirde birçok iş imkanının farkına varın. Liman başkanlığına gidin, gemi adamı belgesi nasıl alınır, kaptanlık kursu var mı, koşulları nelerdir gibi şeyleri araştırarak meslek sahibi olmak için üniversite diplamasını almadan önce kendinizi yetiştirmeye bakın. Kaptanlık, denizde bir iş hayatı ilginizi çekmiyorsa ilginizi çeken bir alanda bir meslek/yetiştirme kursu bulun. Örneğin, halk eğitim merkezinde aşçılık kursuna gidin, dalış brövesi alın, yelken sporu için kurs bulun vs. Yok, illaki üniversiteye gidecekseniz ve iş hayatına üniversiteden sonra başlayacaksanız bile dediklerimi gerçekleştirirseniz daha üniversitede okurken birçok fırsat karşınıza gelecektir.

Sonuç: İster lisans, ister önlisans, ister açık öğretim fakültesi mezunu olun, sürekli ve inanılmaz hızlı değişen çağımızda diploma sahibi olmak da bir yere kadar. Bakın, bir epidemide tüm dünya ekonomik bir durgunluğa girdi ve birçok insan ya işini kaybedecek yada çalışma şartlarını değiştirerek evden (home-office) ve internetten (online/freelancer) çalışacak. Bu halde, nereden hangi diplomayla mezun olursanız olun en çok odaklanmanız gereken niteliğiniz UYUM YETENEĞİ olmalı. 21. yüzyıl çevremizdeki değişime yetişmekte zorlandığımz, dünyanın eskiye oranla gittikçe farklılaştığı bir dönem. İş yapma şekillerimiz, alışkanlıklarımız, günlük rutinlerimiz bu denli değişirken yapmamız gereken kendimizi değişime hazırlamak. “Hocam, ben nereden başlayayım” diye soruyorsanız, “kendinizi 21. yüzyıl vatandaşı yapmak için gerekli niteliklere yatırım yaparak başlayın” derim. Bundan önceki kafayı kullanma kılavuzlarında bunun cevabını vermeye çalıştım. O halde bu yazıyı okuduktan sonra harekete geçme zamanı…

Ahmet Hocanız

Kafayı Kullanma Kılavuzu XXII – Almanca Kaba Mı?

Bu soru bana kaç kere soruldu, inanın bilmiyorum ancak “Almanca kaba” diyenlere ben de şunu sormak istiyorum: “Siz kaç kelime Almanca biliyorsunuz?” Ne oldu, ses gelmiyor:D Uğur Mumcu boşuna dememiş, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” diye. Ancak ülkemizde her konuda olduğu gibi yabancı dil konusunda da durum aynı: bilgi yok, fikir çok!

Efendim, ben konuya Almancadan girdim ama şu ana kadar aynı duruma Fransızca, Rusça veya Arapça için de şahit oldum. Filanca dil çok fantastik ama şu dil çok dandik. Bu cümleleri kuran kişilere sorulacak soru belli: Kıyaslama yapabilecek o kadar o yabancı dile hakim miyiz? Ya da şöyle soralım: Kendi ana dilimizi ne kadar iyi okuyor, yazıyor, anlıyor, Türkçede kendimizi yazılı ve sözlü ne kadar iyi ifade edebiliyoruz? En son okuduğu kitap ilkokuldaki Cin Ali serisi ya da üniversite sınavına hazırlanırken çözdüğü test kitaplarından ibaret olanlar yabancı dil konusunda profesör öz güvenine sahipler, kendilerinden çok eminler. (Evet, evet, bir cahil gördüm sankiJ)

Bir anımdan bahsedeyim: Yine bir gün öğretmenler odasında bir öğretmen arkadaşımız (branşı Türkçe/Türk Dili ve Edebiyatı), “Fransızca çok kaba bir ve Fransızlar da çok kaba insanlar” demişti. Ben de kendisine şu iki soruyu sordum: 1. “Hocam, siz hiç Fransızca biliyor musunuz? 2. “Siz kaç Fransız tanıdınız?” Oduna vursam ses gelirdi ancak hocamızdan ses soluk çıkmadı. (Dikkat, Ahmet Akyol lafı koyabilirJ) O halde kaba dil yoktur, efendme söyleyeyim, hiç bir dil kaba değildir. Dil bir iletişim aracıdır ve konuşmaya yarar. Bir dili bilmediğimiz onun bize kaba gelmesi anlamına gelmez. Örnek vermek gerekirse, bir Amerikalı, “Oh God, Turkish is too tough (Tanrım, Türkçe çok kaba) ” dese ne hissederdik? Hemen savunmaya geçerdik değil mi? Hayır, Türkçe öyle değil böyle, böyle değil şöyle, bla bla bla…

Pekiyi, Türkler Almancaya neden kaba diyor? Çünkü Türk milleti olarak çok savaş filmi izliyoruz da ondan. Şimdi şunu sorabilirsiniz: “Hocam, savaş filmlerini Almancaya nasıl bağladınız?” Sebebi basit: İkinci Dünya Savaş filmlerini izleyen tarih ve savaş meraklısı vatandaşlarımız Almancayı fimlerde duyduklarından ibaret sanıyorL Örnekleyeyim, Alman komutan bir askere emir veriyor: “Halt (dur), Achtung (dikkat), Feuer (ateş).” Sizce savaş psikolojisinde olan birinin normal ses tonuyla ve sakin bir şekilde konuşmasını mı beklersiniz? Adı üzerinde Dünya savaşı oluyor, herhalde komutan avazı çıktığı kadar bağıracak. Velhasıl Almanca bundan ibaret değil.

Bir başka iddia ise Almancanın köpek dili olması. Vallai bunu da öğrencilerimden duydum ve çok şaşırdım. “Ne demek bu” diye epey kafa yordum. Sonra sebebini buldum: Yeteneksiz Türkiye gibi televizyondaki programlarda eğitmenler köpeklere Almanca komutlar veriyormuş: setz (otur), fass (yakala), kriech (sürün), bleib sitzen (oturmaya devam et), aus (bırak), komm (gel) vs.  Malumunuz, Almanlarda da köpek cinsi çok olduğundan (bkz. Alman kurud, Rottweiler, Dobermann vb.) eğitim dilinin Almanca olması normal değil mi?

Şimdi iti köpeği bir tarafa bırakalım da önümüze bakalım. Neden Almanca öğrenmeli, nasıl Almanca öğrenmeli, Almanca ne işime yarar gibi sorunların cevaplarına odaklanalım. İlk sorunun cevabından başlamak gerekirse Alma hükümeti 1 Mart 2020 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere nitelikli işçi göçmen yasasını Meclisten geçirdi. Bu şu demek: Almanya belli başlı alanlarda nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyuyor. Bu açığını da yurt dışından nitelikli işçi alımı yaparak kapatmaya çalışacak. Hâl böyleyken her krizin (Almanya için) bir fırsat (Türkiye gençliği için )yarattığının farkında olun.

Şöyle bir örnek vermek gerekirse Türkiye’de herhangi bir bölümden mezun oldunuz ancak iş bulamadınız. Ya da iş buldunuz ancak maaşınız umduğunuz gibi değil. (şu anda eğitim sisteminde bulunan herhangi bir öğrenciyi/genci böyle bir son bekliyor olabilir). Ülk değiştirin arkadaşlar! Geleceğinizi bugünden yaratmak için harekete geçin.

Pekiyi, nasıl Almanca öğrenilir? Dil kursuna gidilmesi gerekir mi? Bu soruyu genelleştirelim: herhangi bir dili öğrenmek için dil kursuna gitmek gerekir mi? Dil kursunun artı ve eksilerini ortaya kolayım: 1. Dil kursları öz disiplini olmayanları disipline edebilir, öğretmenin verdiği ödevleri yapmak, belli gün ve saatte belli bir konuya çalışmak gibi. 2. Sınıfta bir rekabet ortamı oluşursa daha fazla çalışma isteği duyabilirsiniz. 3. Etkileşim: Kursta öğretmen ve sınıf rkadaşlarınızla etkileşime geçer, başkalarının yaptığı hataları görür, kendi hatalarınızı düzeltirsiniz. Öğretmeninizle soru cevap yapma şansınız olur. İyi bir öğretmen size dili sevdirebilir, dil öğrenmek için merak duygunuzu harekete geçirebilir veya dil öğrenmenin püf noktalarını gösterip deneyimlerini sizinle paylaşabilir. Olumsuz taraflarına gelecek olursak… 1. Dil kursları en nihayetinde birer ticarethanedir, kâr amacı güderler ve sizin bir dili öğrenmenizden çok cebinizdeki parayı almaya bakarlar. 2. Para vererek ve dil sertifikası veya diploması aldığınızda akıcı bir şekilde dil konuşacağınızı düşünüyorsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. 3. Dil kursları ne en iyi ne de en kötü örenciye göre ders anlatır, orta yolu bularak yola devam ederler. 4. Öğrenme bireyseldir ve herkes kendi öğrenme şekline göre öğrenir ancak kurslarda ana ders materyali olarak kitaplar kullanılır. Ve daha önceki kafayı kullanma kılavuzunda (XII) bahsettiğim gibi hiçbir dili konuşmayıkitaplardan öğrenemezsiniz.

Gelelim özel derse. “Ahmet Hocadan ders alırım, altı ay sonra onun gibi konuşurum.” Yok ya! Biz bu işe yıllarımı vermişim, daha da veriyorum, her gün materyal ve konu hazırlığı yapıyorum, bilmediğim kelimelerin anlamlarına bakıyorum, Almanca radyo-şarkı dinliyorum, dizi-film izliyorum.

Pekâlâ, “Nereden başlıyayım” diye düşünüyorsanız “Netflix’ten başlayın” derim. Arkadaşlar, Netflix’ti taradım ve isizin için şu dizi, film ve programları çıkardım: Dark, Perfume, Skylines, Dogs of Berlin, How to sell drugs online, tehlikeli oyun, Criminal Almanya, Holiday secrets. Filmler: Kidnapping Stella, Berlin Calling, Motti Wolkenbruch, 3 Türken 1 Baby, O geri döndü, Isi & Ossi, Sessiz bir dans. Program: Nail it: Almanya.  (isimlerin Türkçe veya İngilizce olduğuna bakmayın, hepsi orijinal Alman yapımları). İnternettebaşka dizi, film ve programlar var ancak Netflix bize güzel bir hizmet sunuyor. Her gün bir bölüm dizi izleyin ancak ilk izlediğinizde (orijinal dil Almanca) alt yazıyı kapatın. Sezonu bitirdikten sonra Almanca alt yazılı izleyin. Daha sonra tekrar izlediğinizde Türkçe alt yazılı izleyebilirsiniz.

 Netflix’ten sonra sıra podcast’e geldi. Hangi dili öğrenirseniz öğrenin akıllı telefonunuza spotify’ı indirin ve Spotify’dan bol bol kulaklıkla almanca dinleyin. Spotify’da neler mi varsanız: Deutschlandfunk, DW langsam Gesprochene Nachrichten, Deutsch lernen Audio, Learn German with Lingua Boost (İngilizce Anlatım). Liste uzar gider… İyisi mi siz arama motoruna Deutsch, Germani almanca yazarak size en uygun olanından başlayın.

Youtube: Arkadaşlar, Almancada en baba konu anlatımlı kitabı sıksanız öğrenmeniz gereken 100 konu çıkar. Günde sadece 1 konuyu yazarak çalışsanız ve o konuyla Youtube arama çubuğuna yazarak çıkan videoları izleseniz dahi 1 saatinizi alır. Denemesi bedava 🙂 Ben biraz önce Youtube’a Zahlen (sayılar) yazdım ve ilk sayfada çıkan 10 kadar videonun toplam süresine baktım, 38,42 dakika. 24 saatimizin 1 saatimizi hayatımızı değiştirecek bir dil öğrenmeye ayırabiliriz, değil mi?

Netflix cepte, Spotify cepte, Youtube cepte. Pekiyi, ya pratik? Valla, size size şöyle yurt dışına tatile gidin, böyle Malta’da bir dil okuluna gidin, Cambly’e şu kadar para bayılın demeyeceğim. Tüm dünyanın adına internet dediği aleme giden Google hazretlerini açıyoruz ve oradan interpals.net’e tıklıyoruz (interpals’i hiç kullanmadım ancak kullanan insanların tavsiyesi üzerine yazıyorum), profil oluşturuyoruz ve bizimle pratik yapacak insanları ekliyoruz. Özellikle çevrimiçi oyun oynayarak gruplarda başka milletlerden insanlarla discord üzerinden konuşuyor (siz hâlâ Skype’de mi kaldınız? :D) Benim tavsiyem Google hangouts. Sosyal medyadan edineceğiniz arkadaşlarla görüntülü de olsa konuşun. Dil kurslarına, yurt dışı dil okullarına vereceğiniz parayla evinize internet bağlatın, Netflix’e abone olun. İnanın, size aylık maliyeti 100 TL gibi cüzi bir rakamdır. Zaten herkesin cebinde akıllı telefon var, ben daha ne diyeyim…

Sevgili dostlar, ben Almanca üzerinden yazımı devam ettirdim ancak siz hangi dili öğrenmek isterseniz isteyin, yöntem aynı: Yeter ki gerekirse 1 saat erken kalkın ve düzenli olarak (yani her gün) yabancı dil öğrenmek için çaba harcayın. Almanca için kaynak isteyenler bana ulaşabilir. Bilgi, belge ve tecrübelerimi seve seve paylaşabilirim. Pekiyi, bunu neden mi çok önemsiyoum? Yabancı dil (İngilizce ve almanca) benim hayatımı tamamen değiştirdi ve bana daha iyi bir yaşam sundu. Benim hayatımı değiştirdiyse sizinkini de değiştirebilir.

Beni var eden dillerin anısına…

Ahmet Hocanız

KKK XXI – Neden Work and Travel, Erasmus & EVS Yaptım?

Bu yazımızda Türk lise ve üniversite öğrencisinin profilini çizmeye çalışacağım ancak önce başlıktaki sorumuza cevap verelim.

          Arkadaşlar, ben üniversiteyi (bkz. Ege Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı) 2003 yılında ve 18 yaşımda kazanmama rağmen o sene başlayamadım (konuyu merak edenler için KKK XIX – Başarısızlıklarım & Kendimle Yüzleşme). Üniversiteye 22 yaşımda başladığım için üniversiteli arkadaşlarımdan üniversiteye dair birçok şey öğrenmiştim. Tabiri caizse üniversiteye kayıt yaptırmadan üniversiteli olmuştum. Hatta 2007’de Dokuz Eylül Üniversitesi Almanca öğretmenliği bölümünü kazanmadan önce 2006 yılında Buca Eğitim Fakültesinde derse bile girmiştim (Teşekkürler Harun Köykün:) Lisedeyken de Selçuk Üniversitesi Uluslararası ilişkiler bölümünde okuyan kuzenim Ali Eşen sayesinde Alaaddin Keykubat kampüsünü epey ziyaret etmişliğim vardı;) Tabii bu süreçte üniversitelileri ve üniversite hayatını gözleme şansım oldu. Üniversite dediğin özünde bir bina idi, öğrenciler ve hocalar vardı. Liseden farkı, kıyafet, traş, devam zorunluluğu yoktu. Yine de bir nevi eğitim kurumuydu, atla deve değil.

          Neyse, 18-22 yaş arası Bodrum’da turizmde geçen dört yıllık süreden sonra üniversiteye başladığımda “Şunları şunları mutlaka yapacağım” dediğim bir liste hazırladım kafamda. O zaman farkında değildim ancak bildiğiniz kariyer planı oluşturmuşum ben:) Elbette üniversiteye başlamadan 19 yaşımda ehliyetimi ve 22 yaşımda da bilgisayar ve İngilizce sertifikalarımı almıştım.

          Üniversiteye başladığım ilk yıl hedefim o yaz yurt dışına çıkmaktı. Bu noktada Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve İnciraltı yurdundan arkadaşım Hayri Dağlı beni Avrupa Birliği Gençlik değişim programlarıyla tanıştıran isim oldu. Avusturya’da yapılacak o zamaki ismiyle “Eylem 1.1”e katıldım. Yıl 2008 idi ve ben artık yurt dışı açılımını gerçekleştirmiştim. Teşekkürler Hayri Dağlı:)

          Bir sonraki yıl e-posta kutuma düşen bir mesaj beni oldukça heyecanlandırmıştı çünkü Ankara’da bir dernek Romanya’da düzenlenecek başka bir Eylem 1.1 için katılımcı arıyordu. Başvuru yaptım ve kabul edildim. Ayrıca, hayatım boyunca en kolay vizeyi veren İzmir-Romanya konsolosluğuna da teşekkür ederim. Sonraki yıl Gaziantep’teki başka bir dernekten Lihtenştayn’da düzenlenecek Training 3.1 isimli diğer bir program için e-posta aldım. O zaman e-posta gruplarına üye olmak yeterliydi;) Böylece Ankara’da buluşup tanıştığım ve program süresince çok iyi arkadaş olduğum Mustafa Erdoğan’la vize işlemlerini hallettikten sonra 2010 yılında ikinci sınıftayken Lihtenştayn’ı da gördük:) İkinci sınıfın sömestrında İzmir Özdere’de Rotary Kulübünün organize ettiği RYLA etkinliğinde İtalya’nın Sicilya adasında gerçekleştirilecek RYLA Med etkinliğine katıldım. Tüm masrafların Rotary Güzelyalı şubesi tarafından karşılandığı bu etkinlikte farklı milletlerden yaklaşık 30 kişi toplamda iki hafta geçirdik.

          Her şey iyiydi, güzeldi de Almanca öğretmenliği okuduğum için bir an önce Almanya’ya gitmek istiyordum. Bölümdeki hocalarımdan bizim bölümde Erasmus ya da bizden daha önce Erasmus’a giden hiç kimse olmadığını öğrenmiştim. 2010 yılı Mart ayında Çanakkale’deki bir ÇYDD çalıştayında arkadaşım Bilal Yeşilmen ”Ahmet, ben Erasmus’a başvurdum ve kabul aldım. Sen neden başvurmuyorsun” diye sordu. Ben de dedim “böyle böyle..” “Yahu öyle şey olur mu, sen dekanlıkta bu işlere bakan memuru bul ve ona danış” diyerek beni harekete geçirdi. Sonraki gün İzmir’e döner dönmez öğrenci işlerine gittim ve bölümümüzün Almanya’da üç farklı üniversite ile Erasmus anlaşması (Bilateral Agreement) olduğunu öğrendim. Sınava 3 gün kala başvuru yaptım. Erasmus dil sınavına doğal olarak Almancadan girdim ve en yüksek puanı alarak bölümümden Almanya’ya Erasmus öğrencisi olarak giden ilk öğrenci oldum:)

          Tabii, Erasmus’tan önce 2011’de üçüncü sınıfın sonunda Work and Travel ile Amerika’ya uzandım. Aslında ben Camp America’ya başvurmuştum ancak o programa kabul edilmeyince şirket (Partner Educational-İzmir) bana ”New York’ta pedicab driver (bisiklet taksi şoförü) olarak çalışır mısın” diye sordu. Dedim “Siz, hastaya ilaç mı soruyor sunuz?”:) Elbette bu işe de balıklama atladım çünkü üniversitede hem bisiklet topluluğundaydım hem de aktif bir bisiklet kullanıcısıydım. Work & Travel’da bu işi aklıma düşüren ilk kişi de arkadaşım Celal Tosun idi. Teşekkürler Celal:)

          Evet, sırasıyla Avusturya (2008), Romanya’da (2009) Eylem 1.1; Lihtenştayn’da (2010) Traning Course 3.1; İtalya’da (2010) RYLA Med; Amerika’da (2011) Work & Travel ve Almanya’da (2012) Erasmus yaptım ve üniversite bu süreçte nasıl bitti anlamadım:) Pekiyi, ama sırada ne vardı? EVS!

          EVS (European Voluntary Service [AGH-Avrupa Gönüllülük Hizmeti]) üniversite sonrası benim için nokta atışı olmuştu. Bu program 28 Avrupa Birliği ve AB’ye aday ülkelerde kısa veya uzun dönem (2-12 ay arasında) tüm masraflarınızın karşılandığı bir gençlik değişim programı. Pekiyi, EVS neleri karşılıyor: uçak bileti, vize, sağlık sigortası, konaklama, şehir içi ulaşım ve dil kursu. Üstüne üstlük aylık 300 avro da cep harçlığı veriyor. Magdeburg’taki Pathfinder projesine kabul alana kadar abartmıyorum ancak 1000 kadar farklı proje için derneklere e-posta atmışımdır. Yani EVS’i ya yapacaktım ya da yapacaktım! Kafaya bunu koyduğumdan mütevellit yaptığım şey kırk kapıyı birer kez değil, bir kapıyı kırk kez değil, kırk kapıyı kırk kez çalmak oldu.

          Pekiyi, katıldığım tüm programlar bana ne kattı? Kendime olan güvenimi iyice perçinledi. Yabancı dil seviyemi anlatmaya gerek yok, iyice geliştirdi. Farklı milletlerden bir sürü insanla tanıştım, farklı kültürleri deneyimledim. Bol bol seyahat ettim ve para da kazandım, hayallerimi gerçekleştirdim. Özellikle Eramus’u ve EVS’i Almanya’da yaptığım için kendimi dolaylı olarak mesleğime de hazırlamış oldum (bkz. KPSS – Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi).

          Ancak birçok üniversite öğrencisi yukarıda saydıklarımı neden yapmadan mezun oluyor? Cevabınız acaba “Ama hocam, yurt dışına çıkmak için para lazım” ise yanılıyorsunuz. Çünkü şu ana kadar size asla paranız olması gerektiğinden bahsetmedim. Üniversitede ihtiyacınız olan üç şey: 1. Girişimcilik. 2. Mücadele Ruhu. 3. İnsan İlişkileri Yönetimi. Katıldığım programların, projelerin ve aldığım bursların hiçbirisini üniversite derslerinde öğrenmedim. Üniversite teorik olarak belki çok şey kattı ancak ben hayata dair bilgileri yine hayatın kendisinden yani insanlardan, derneklerden, vakıflardan, kulüplerden, seminerlerden öğrendim. Şu an sizin bu yazıyı okurken yaptığınız gibi:)

          Toplum baskısını hayatımızın her alanında hissediyoruz ancak belki de bizi en çok zorlayanı lise yılları ve doğal olarak ergenlik çağı. Lise öğrencisi bence ergenliğin gerektiği gibi yaşayamıyor. Her şeyden önce herkesin akademik olarak başarılı olması ve iyi bir üniversitenin iyi bir bölümüne girmesi bekleniyor. Öğretmenler ve ebeveynler öğrencileri yarış atı olarak görmekten ileri gidemiyorlar. Okuduğunuz dergi-gazete-kitaptan; takip ettiğiniz Youtuber’a; izlediğiniz dizi-filme; dinlediğiniz müziğe; kız-erkek-arkadaş ilişkilerine; lisede ve üniversitede seçeceğiniz bölüme-şehre-mesleğe; hobilerinize ve yaptığınız spora kadar herkes sizi kalıplara sokmaya çalışıyor. Haa, bir de her hafta girmeniz gereken 14 farklı 40 saat ders, yapmanız gereken performans ve proje ödevler, sınavlar vs… E-okul, okul üniforması, törenler de cabası.

          4 yıl boyunca yukarıdaki sürece maruz kalmış bünyeler üniversiteye kapağı attıkları zaman lisede geçen yılların acısını hunharca çıkarmaya başlıyor. Ben yurtta kalırken aralıksız 24 saat uyuyan öğrenci, sabahlara kadar devam eden batak turnuvaları, bilgisayar & PS oyunları gördüm. Hatta Buca Eğitim Fakültesinde okuyup 4 yıl boyunca zahmet edip Karşıyaka’yı görmeden mezun olan öğrenci tipine de rastladım.

          Gençler, silkinin ve kendinize gelin. Üniversite yan gelip yatma ve 4 yıl sonra diploma alma yeri değildir. Üniversitelerde ortalama 30.000-40.000-50.000 öğrenci olduğunu düşünürsek hiç kimse size fırsatları altın tepside sunmaz. Böyle düşünüyorsanız, üniversiteye gitmek yerine ailenizin olduğu şehirde bir iş bulun ve açık öğretimden bir bölüme kayıt yaptırın. En azından dört yıl sonra elinizde bir diploma ve biraz para olur.

          Şimdi gelelim ailelerin iç yüzüne. Şu cümleyi bir yerlerden hatırlıyor musunuz: “Sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum.” “Ya, sana bir şey olursa?” İstanbul’da okuyamazsın, orası çok kalabalık”,”Erzurum’a gitme, orası çok uzak”. Liste uzar gider. Bu gruptaki öğrencilerse işi en zor  olanlar çünkü onlar Erasmus vs. yapmak istiyorlar ancak anne-babaları onlara engel oluyor. Engel olmalarından kastım bildiğiniz duygusal sömürü yapıyorlar. Psikolojide bu olaya “Gaslighting” deniyor (merak edenler araştırabilir), bense sevginin bencilliği diyorum. “Hocam, sevginin bencilliği mi olur” diye sorabilisiniz. Olur efendim, bal gibi de olur. Örnek vermem gerekirse, gencimiz Au-Pair yapacak olsun, ailesi onu vazgeçirmek için farklı argümanlara başvuruyor. “Sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum.” Meali: “Sana bir şey olursa ben el aleme ne derim?” Ya da “El alem bize ne der?” Antitez: Türkiye’de size bir şey olmuyorsa Avrupa’da bir ülkede kolay kolay bir şey olmaz. Ben şu ana kadar yurt dışında değişim programlarına katılıp başı belaya giren bir arkadaşımı duymadım. O yüzden korkmayın, Interrail yapın, 10 kişilik hostel odalarında kalın, kimse sizin büzüşmüş böbreğinizi, sararmış dişinizi çalmaz:D

          “Ya sana bir şey olursa?” Meali: “Senin başına bir şey gelirse ben bu acıya katlanacak kadar güçlü değilim.” Antitez, çocuklar evebeynelerine değil, evebeynler çocuklarına muhtaç. Sayın anne ve babalar, çocuklarınızın arkasından çekilin de ayakları üzerinde dursunlar! “İstanbul’da okuyamazsın çünkü orası çok kalabalık.” Meali: “Ben seni İstanbul’da yaşayabileceğin kadar kendine güvenen biri olarak yetiştirmedim. Muhtemelen ben de İstanbul’a gidip şu an orada okuyamaz veya yaşayamazdım.” Antitez: Üniversiteyi ikamet ettiğiniz şehirde, örneğin Bodrum’da okusanız bile askerlik, memuriyette zorunlu hizmet veya herhangi bir iş için bırakın Tükiye’yi dünyanın neresine gideceğini tahmin edebilen var mı? Bodrum’daki Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Denizcilik Yüksekokuluda kaptanlık okusanız bile, mezun olup iş bulduktan sonra büyük ihtimal ülkeler arası seyahatler yapacaksınız. Sizi uluslararası kara sularında göreceğiz (bakın, bu kıyağımı da unutmayın, size yeni bir kariyer planı sundum:)

          Uzun lafın kısası, içiniz karardıysa çözüm önerilerimizi sunalım:

1. Üniversiteye adım attığınız andan itibaren asla dersten çıkıp direkt yurda gitmeyin. Ben ders çıkışı ya ÇDYY’ye; ya EÇEV’e; ya TEMA’ya; veyahut Goethe Enstitüsüne giderdim. Gidecek bir bulamazsanız dahi, üniversiteyi okuduğunuz şehri gezin, tarihi yerlerini ziyaret edin, bir kurs, etkinlik, sergi bulun, ona gidin.

2. Bölümünüzdeki Erasmus koordinatörüyle tanışın, dış ilişkiler ofisinden yurt dışı programlarına dair her şeyi öğrenin (Erasmus öğrenime katılım koşulları, Erasmus stajında hangi ülkeler var, Mevlana değişim programı ne kadar burs veriyor, Erasmus öğrencilerine nasıl tutorluk yapılır vs.)

3. Fakültenizin öğrenci işlerine gidin ve okul bünyesinde yarı zamanlı iş için başvuru formu doldurun. Aileniz her ay size para yollasa bile siz yine de beni dinleyin ve çalışın çünkü para bir şekilde bulunur ancak hayat için tecrübe kazanacak vakit her zaman bulunmaz.

          Beni ben yapan tüm projelere, etkinliklere, seminerlere, konferanslara değişim programlara katılmamı sağlayan, bunlardan beni haberdar eden, yönlendiren herkese çok teşekkür ederim.

          Sevgiler,

          Ahmet Hoca…

Kafayı Kullanma Kılavuzu XX – Eğitim Sistemi Seni Hayata Hazırlar mı?

Ben: “Ne yapıyorsun?”

Öğrenci: “Hocam, soru çözüyorum.”

Ben: “Ama dersimiz şu anda Almanca.”

Öğrenci: “Olsun Hocam, Almanca gereksiz bir ders.”

Ben: “😳”

Bu durumda Türk eğitim sisteminde yetişen bir öğrenciye diyecek pek de bir şey yok aslında. Çünkü öğrenci 10. sınıfta bölüm seçtikten sonra bazı dersleri önemli, bazılarını ise önemsiz olarak kafasında sınıflandırıyor. Bazı veli, öğretmen ve özel (paralı) okul yöneticileri de öğrencilere bu bakış açısını telkin ettiklerinden ön yargılar iyice derinleşiyor. Öğrencinin üniversite sınavında gireceği dersler belli olduğuna göre biz de kendimizi gereksiz dersin gereksiz öğretmeni kategorisine alıp “Ne yapalım, öğrenci haklı; sistem bunu dayatıyor” deyip kenara mı çekilelim? Ne münasebet canım! O zaman karşı atağa geçme zamanı!

Hiç kimse herhangi bir iş yerine üniversiteye hazırlanırken çok soru çözdü diye işe alınmamıştır (alındıysa da valla ben ne gördüm ne duydum) ancak iyi derecede İngilizce, Almanca, bilgisayar kullanma becerisi, iş tecrübesi, yurtdışı deneyimi, spor-kültür-sanat alanında belli bilgi, belge ve donanıma sahip olduğu için işe alınanı çok gördüm. O açıdan buradan sonraki sözlerim sadece üniversite sınavına hazırlananlara değil hayata hazırlananlara!

Sınavı kazandıktan sonra eylül ayında üniversiteye kayıt yaptıracaksınız ve büyük ihtimalle hazırlık sınıfı okumanız; en azından hazırlık atlama sınavına girmeniz gerekecek. Hadi hazırlığa takılmadınız diyelim, bölümünüzde İngilizce ders olacak karşınıza gelecek. Hadi ders olarak karşınıza gelmedi diyelim, üniversite eğitiminiz boyunca hiç mi Erasmus öğrenim, Erasmus stajı, yurtdışı projesi, Work and Travel, Camp America, Interrail, International Work Camp, Mevlana, EVS (bkz. Kafayı Kullanma Kılavuzu II – Yurt Dışına Nasıl Çıkılır?) gibi programlara katılıp yurtdışını deneyimlemeyeceksiniz? Hadi burada saydığım hiçbir uluslararası programa katılmadınız, kendinizi Türkiye’de geliştirdiniz diyelim (evet, pekâlâ mümkün),  gelecekte uluslararası bir firmada kariyer de mi düşünmediniz? Hadi diyelim Türkiye’de herhangi bir uluslararası bir firmada çalışmayı düşünmediniz; ileride belkide Türkiye’de alanınızda iş bulamadınız yada emeğinizin karşılığını alamadınız, başka bir ülkede çalışmayı da mı düşünmediniz? Bunları düşünmediyseniz bari şu üç soruyu düşünün:

  1. Piyasada bu kadar üniversite mezunu işsiz varken liseden mezun olacak bir genç üniversite kazanmak için niye bu kadar emek harcar?
  2. Asgari ücretle üniversite mezunu çalıştırılan bir ülkede niçin üniversite okumak isteyesiniz?
  3. İş hayatı üniversite mezunlarından ne bekliyor?

Ne oldu, sorular ağır mı geldi? O halde cevaplamanıza yardımcı olayım:

1. 18 yaşına kadar ailesiyle yaşamaya alışmış insanlar üniversiteyle beraber aileden uzakta yaşama fırsatını elde ederler. Özellikle ilk defa ailesinden uzaklaşan gençler ufaktan yetişkinliğe adım atarlar. Kısaca, önce sahip olduklarının kıymetini anlarlar, sonra da farklı koşullara adapte olmayı öğrenirler, olgunlaşırlar. Sınırlı miktarda parayla (bkz. Kafayı Kullanma Kılavuzu XIV – Zaman ve Para Nasıl Yönetilir) ay sonunu getirmeye çalışırlar. Üniversitenin size diplomadan fazlasını sunacağını hedefleyerek üniversiteye gidin. Sadece diploma sahibi olmak için üniversite okumak istiyorsanız size daha iyi bir önerim var: bir işe girin ve açık öğretim fakültesinden 4 yıllık bir bölüm okuyun. Üniversite, bir gencin kendisini gerçekleştirebileceği, yönünü çizebileceği, hayallerinin peşinden koşabileceği mükemmel bir durak. Durak diyorum çünkü kariyeriniz lisede başlar, üniversitede ve iş hayatında devam eder. Daha önceki Kafayı Kullanma Kılavuzlarında bahsettiğim liseden mezun olurken sahip olmanız gereken nitelikleri tamamlamadan üniversiteye başladıysanız, üniversite bu eksiklikleri gidermek için doğru adres. Üniversitede mutlaka yapın dediklerim şunlar: Erasmus öğrenim, Erasmu stajı, yurtdışı projesi, Work and Travel, Camp America, Interrail, International Work Camp, Mevlana, EVS, kendi alanınızda iş deneyimi, derneklere ve öğrenci kulüplerine aktif katılım, sorumluluk üstlenme. “Hocam bu dediklerinizi iş hayatına başladıktan sonra yaparım” diyenlere “Hayalperest olmayın” derim. Her şey yerinde ve zamanında güzel 🙂

2. Evet, maaş önemli çünkü ülkemizde kafalar üniversite girene kadar sınav odaklı, sonrasında da maaş odaklı çalışıyor. Kariyerinize üniversiteden sonra başlarsanız birçok iş yeri size asgari ücret teklif edecektir. Siz kabul etmeyip çalışmasanız bile yerinize çalışabilecek işsizler ordusu ellerinde CV’leri ile hazır beklemektedirler. Evet, üniversiteye gidin, gidin ancak her şeyi üniversiteden veya devletten ummayın. Üniversiteye adımınızı attıktan sonra imkanlara ulaşmak için siz harekete geçin, birilerinin sizin yerinize fırsatları hazırlayıp altın tepside sunmasını beklemeyin! Uzun lafın kısası: lise bitti, e-okul, üniforma, veliden izin belgesi, performans ödevi, haftada 5×8=40 saat ders dönemi kapandı, üniversite dönemi başladı 😉 Rahat olun, üniversitede çok zamanınız olacak, yeter ki siz bu zamanınızı etkili kullanın ve 4-5 yıl içerisinde kendinize yaptığınız yatırımın karşılığını bir ömür boyu alın. Maaş odaklı çalışan kafaları bir tarafa bırakıp mesleğinizde derinleşmeye bakın. Yaptığınız işi dünyanın herhangi bir yerinde yapacak kadar iyiyseniz (bkz. profesyonel olmak) para arkadan gelecektir.

3. İş hayatı gençlerden çok şey bekliyor ancak bunların hepsi zamanla şirket içi eğitimlerle, kurslarla, kitaplarla, seminerlerle tamamlanacak şeyler. Yine de az ama öz bir liste sunmak gerekirse sorun çözme, bütünü görme, öncelik sonralık sıralaması, zaman ve kaynak yönetimi, sosyal sorumluluk, girişimcilik, inovasyon, iletişim, inisiyatif alma vb. diye liste uzar gider ancak internetten bunu kendiniz araştırın. Herhangi bir işe girdiğinizde birkaç ay gibi kısa bir süre içerisinde ne kadar çok şey öğrendinize hayret edeceksiniz. 4 aylık bir iş deneyimi size 4 yıllık bir üniversiteden daha fazlasını verebilir çünkü artık teoriden pratiğe geçtiniz demektir. Denemesi bedava 🙂 Siz bir iş yerine giderken şu üç özelliği kendinizde götürün: I) İyi bir insan olun. II) Karakteriniz sağlam olsun. III) Dürüst olun.  Neden? Çünkü eğitim herkese verilir, yatırım karaktere yapılır!

Şimdi yazımızı toparlayacak olursak Türk eğitim sistemi sizi sınavlara hazırlar (belki) ancak Ahmet Akyol sizleri hayata hazırlar. Herkes üniversiteye gitmek zorunda değil ancak bir şekilde hayatını kazanmak zorunda. O zaman sormanız gereken asıl soru şu: Hayata ne kadar hazırsınız? O halde, yukarıda saydığımız olumsuzluklara rağmen lise mezunu biri neden üniversiteye gitmeli? Gitmeli ve alanında iyi bir iş sahibi de olmalı ki sizin kardeşiniz, komşunuzun oğlu, kuzeniniz, doktor olduysanız bir hastanız, öğretmen olduysanız bir öğrenciniz, belki bir tanıdık sizi kendine rol model alsın. Unutmayın, insanlara hiçbir şey söylemeden de onlara çok şey anlatabiliriz. Ve bazen o insanlar karanlık bir gecede bizlere yok gösteren kutup yıldızı gibidirler. Siz kimin kutup yıldızısınız?

Son olarak üç soruyla yazımı noktalayacağım:

  1. Üniversite sınavına çalışırken son nefesini verseydin ne hissederdin?
  2. İnsanlar cenazene katılsaydı ne hissederdin?
  3. Sen kendi cenazene katılsaydın ne hissederdin?

Bu soruların üzerinde biraz düşünün ve eğer üniversite okumak gerçekten sizin kendi hayalinizse üniversite kazanmak için mücadele edin; yoksa başkasının hayalini gerçekleştirmek için değil!

Sevgiler,

Ahmet Hocanız…

Kafayı Kullanma Kılavuzu I – Tecrübelerden Öğren

Merhaba gençler!

Geçen hafta ÖSYM, üniversite sonuçlarını açıkladı.

Ben de naçizane bayram tadında bir yazı kaleme almak istedim:)

‘Üniversitede işiniz kolaylaştıracak bir takım tecrübe aktarımı’ diyelim biz buna. 

Okulda bazı sınıflarda sunum yaptım, bazı arkadaşlarınızla da birebir konuştum.

Bakalım neler söyleyeceğim:

1- Kazandığınız şehre/üniversiteye gitmeden şehri, üniversiteyi ve bölümü internetten bir araştırın, ne var ne yok. Şehirde yapılacaklar, derslerin içerikleri, akademik kadroyu filan bir inceleyin, bir ön bilginiz olsun. Vaktinde gelen bilgi doğru bilgidir J

2- Birden fazla kurum burs vermekte. Gideceğiz şehirde burs veren kurumların listesini çıkarın ve burs başvurusunda hangi evraklar isteniyor öğrenin. Erken kalkan yol alır J

3- Memleketten ayrılmadan önce bir evrak dosyası oluşturun ve bu dosyada her evrakın birkaç nüshası bulunsun: Kimlik fotokopisi, vesikalık, nüfus kayıt örneği, okuyan diğer kardeşlerin öğrenci belgeleri, ikametgâh belgesi, anne-baba maaşlı çalışansa maaş bordroları vs. NOT: Önemli olan geleceği bilmek değil ona hazırlıklı olmaktır J

4- Gideceğiniz üniversite veya şehirde tanıdık, hısım, akrabalarınız varsa bu kişilere ulaşın ve birebir tecrübelerinden faydalanın. Unutmayın! Akıllı insan kendi aklını, daha akıllı insan başkalarının aklını kullanır J

5- Üniversitede özellikle Anadolu’dan gelen öğrencilerimiz için konaklama ciddi sorun. Konaklama konusunda en az 1 yıl yurtta kalmanızı tavsiye ederim. Yurt ortamında Türkiye’nin farklı yerlerinden bir dünya arkadaşlarınız olacak. Aynı zamanda iyi bir çevre oluşturabileceksiniz. Yurt ararken önceliğiniz KYK olsun. Başvurular başladı bildiğiniz gibi. Diğer yurtları önceden araştırın hatta imkanınız varsa yurtları gidip bizzat görün, sonra “Burası neresi?” sorusunu sormayın!!!

→ Buraya kadar olan maddeler memleketten ayrılmadan yapılması gerekenlerdi.

6- Üniversiteye gittiniz ve kayıt oldunuz. Yapılması gereken ikinci şey kampüsün/fakültenizin içini bir güzel bellemeniz yani ne nerede, nereye nereden gidilir öğrenmenizdir. Kütüphane, öğrenci işleri, yemekhane, bölümünüz, dekanlık vs. Hatırınızdan çıkarmayın: bir muhiti öğrenmenin en iyi yolu orada kaybolmaktır 😉

7- Evet, üniversitede binalarını hatim ettiniz, şimdi sırada şehir var. Vikitravel’dan, Ekşi sözlükten, gittiğiniz şehrin belediye sitesinden şehirle ilgili detaylı bilgi toplayın ve bunları ajandanıza not düşün. Tekrar ediyorum: Bir şehri öğrenmek istiyorsan orada kaybolacaksın J

8- Sıra geldi ulaşım sorununa: Her şehrin farklı bir uygulaması oluyor: İzmir’de Kentkart, İstanbul’da Akbil vs. Bu ulaşım kartlarınızı en kısa zamanda edinin. İmkânı olan, kampüs içinde yurtta kalan veya yakınlarda bir yerlerde oturan varsa BİSİKLET edinsin. Evet, ne diyorduk velespit için: ÇEVRECİ, SAĞLIKLI, EKONOMİK :)= Ben Ünide 3 bisiklet eskittim, iki tanesi maalesef çalındı, adamakıllı kilit kullanın ve eşşeği sağlam kazığa bağlayın! Pardon bisikleti diyecektim 😛

9- Kayıt, yurt, ulaşım işleri tamamlandı ve dersler başladı değil mi? Öğrenci işlerine gidin, yarı zamanlı iş için form doldurun. Okul bünyesinde öğrenci işlerinde veya kütüphanede çalışabilirsiniz. Bunun size en büyük katkısı Amerikalı Conilerin Social Network dediği iyi bir çevre sağlamasıdır.

10- Sırada bölümünüzün velinimetleri var: Bölümünüzün Erasmus/Farabi/Mevlana Koordinatörlerini bulun, onlardan hangi programlara nasıl, ne zaman başvurulur öğrenin. Dikkat: Bazı fırsatlar sadece kapıyı 1 kere çalar J

11- Rektörlükte SKS Başkanlığı var. Onun içinde de Dış İlişkiler Ofisi. Oraya gidin, bilgi alın. Erasmus Öğrenim veya Stajı, Farabi veya Mevlana gibi programlara başvuru şartları, sınavları vs. hakkında bilgilenin. Vaktinde gelen edit: Work and Travel, Erasmus Öğrenim veya Stajı, Mevlana veya Farabi gibi programlar sadece üniversite öğrencisiyken yapılır ve yapmayan bilemez, bilebilemez J

12- Eğer konaklayacağız adres belliyse memleketten ayrılmadan, eğer belli değilse gittiğiniz şehirde kendi adınıza biran önce kartvizit bastırın. Kartvizitte İsim, soy isim, üniversite-bölüm bilgileriniz, cep telefon numaranız ve e-posta adresiniz yer almalıdır. 1000 adet kartvizitin maliyeti 30 TL gibi cüzi bir rakamdır. (Adres bilgisi opsiyoneldir, koymak zorunda değilsiniz.) Unutmayın bir kartvizit bir hayat kurtarır. 

13- Kartvizit de tamam. Şimdi sırada öz geçmişiniz var. Öz geçmişe yazacak iş tecrübeniz olmayabilir ama yine de olsun. İnternetten öz geçmiş örneklerinizi inceleyin ve sizi anlatan bir sayfalık ilk öz geçmişinizi oluşturun. İş tecrübesi kazandıkça öz geçmişinize eklersiniz. Akılda tutun: Herhangi bir iş yerine gittiğinizde masaya CV ve kartvizitinizi koyduğunuzda işveren/patron sizin ne kadar hazırlıklı ve ciddi olduğunuzu görecektir. 

14- İş başvurusu mu dediniz? Daha önce de bahsetmiştim: Yakından uzağa ilkesi: İş, staj gibi şeyleri en yakın çevrenizden aramaya başlayın. Üniversiteye başvurdunuz, okul çevresindeki iş yerlerinin yollarını aşındırdınız. Eğitim fakültesini kazandıysanız özel ders için sağa sola ilan bıraktınız, dershanelerle görüştünüz vs. Hayati uyarı: Kaplumbağaya bakın: Sadece kafasını yuvasından dışarı çıkarttığı zaman yol alıyor. Kafanızı dışarı çıkarın çekirgelerim 😉

15- Makine mühendisliğini mi kazandınız, makine mühendisleri odası başkanlığına gidin, tanışın CV’nizi bırakın. Hemşirelik mi kazandınız, hastaneye gidin, gönüllü staja başlayın. Veterinerlik mi kazandınız, bir baytarın yanında çalışın! Gittiğiniz üniversitede fuarlar düzenleniyorsa fuarlarda stantlarda çalışın. Bölümüz yabancı dil olmasa bile diliniz iyiyse tercümanlık yapın. Turizm şehriyse gölge rehberlik yapın vs. Bana güvenin, çok şey öğreneceksiniz!!!

16- Öğrenci kulüplerine, topluluklarına girin, sorumluluk alın. Seminerlere, sempozyumlara, projelere katılın. Derneklere ve vakıflara gönüllü olun. Kısacası bir şeyler yapın sevgili dostlar! Koşan ceylan yatan aslandan iyidir!

17- Bilgisayarı icat eden adam oyun için icat etmediği gibi interneti bulan da facebook için icat etmedi. Bilgisayarı bir şeyler öğrenmek için, interneti de araştırma ve iletişim için kullanın. Farkında mısınız, dünya artık global bir köye döndü 😉

18- Şu dilinize sahip çıkın: Bundan kastım İngilizce, Almanca gibi yabancı diliniz değil; bilakis Türkçeniz… Bol bol okuyun, yazı çalışmaları yapın. Ana dilimizi doğru yazın ve doğru konuşun. Hatta diksiyon kursu-eğitimi alın. “Kendi dilini bilmeyen başka dili öğrenemez.” Bernand Shaw 

19- Akademisyenlik düşünen ya da yurtdışına burslu yüksek lisansa gitmek isteyen arkadaşlar notlarını yüksek tutsunlar. Hayatta bazı şeylerin telafisini yoktur 🙂

20- “Carpe Diem! Yaşadığınız anı kavrayın çocuklar, zaman varken tomurcukları toplayın!” Ölü Ozanlar Derneğindeki öğretmen John Keating’den bu alıntıyla yazıya son vermek istiyorum. Üniversitede elbette yan gelip yatmayacak ve yukarıdaki saydıklarımın çoğunu yapacak ve aynı zamanda gezip tozacak, en güzel yıllarınızı en güzel şekilde değerlendireceksiniz. İçinizden Couchsurfing’le turist ağırlayacak, Interraille Avrupa’ya açılacak arkadaşlarınız olacak… İpek böceği olun, kozanızı yırtın ve gerektiğinde de yırtık (girişimci) olun 😀

→  Bu seneden itibaren yaptığınız her şey sizin bundan sonraki yıllarınızı etkileyecek. Dünya nüfusu bu şekilde arttıkça ve teknoloji gelişmeye devam ettikçe işsizlik daha da ciddi bir boyut kazanacak. Ama korkmayın, şu üç noktayı aklınızdan çıkarmayın:

I. Alanınızın uzmanı olun. Bölümünüz, branşınız, mesleğinizle ilgili her şeyi bilin. Bu mesleği dünyanın her yerinde yapacak kadar iyi olun!!! Çok iddialı oldu ama imkânsız diye bir şey yoktur 😉

II. Farklı olun. Mesleğinde herkes iyi olabilir ama siz hem en iyisi olun hem de bir farkınız olsun. Ne bileyim, Almanca öğretmeniyseniz İngilizceniz de iyi olsun vs. Sizi özel kılan farkınızdır. İnsanlara şu mesajı verin: ‘Aramızda kocaman bir fark var’ J

III. Üçüncüsü ve benim için en önemlisi: HEDEFSİZ gemiye hiçbir rüzgâr fayda etmez. Amacınız üniversiteden mezun olup diploma sahibi olmak olmasın. Hedef dediğin net, somut, ulaşılabilir olsun. Örneğin ‘5 yılda sonra Bosch’ta Proje geliştirme bölümünde endüstri mühendisi olarak çalışacağım’ gibi nokta atışı olsun. Beyninize neyi telkin ederseniz sizin için onu yapacaktır. LÜTFEN KULLANIN (KAFANIZI:)

→  Benim aktaracaklarım şimdilik bu kadar sevgili genç arkadaşlarım. Yine de başka sorusu olan varsa bana özelden veya genelden mesaj atsın, arasın, daha da çok yardımcı olmaya çalışayım. Kısaca benden faydalanın da bir işe yarayayım =D 

→  Son sözüm bir yıl daha hazırlanmak durumunda olan arkadaşlara! Lütfen moralinizi bozmaya çalışan insanları kale almayın, gerekirse .iktir edin! (Pardon biri RTÜK mü dedi? :P) Bu sizin hayatınız, sizin mücadeleniniz. Kulaklarınızı tıkayın ve hayallerinizin peşinde koşmaya devam edin!!! Şayet ki “Yok sen kazanamadın, komşu kızı Ayşe, Fatma, Hayriye kazandı” filan diyen olursa ben o komşu kızlarını bir güzel ziyarete giderim. Bu cümleleri kuranlara “Sınava kendin gir, sen de kazan o zaman!” deyin. Lanet olsun dostum, başkalarının sizin hakkınızdaki düşünceleri sizi ilgilendirmesin, sizi sizin kendi hakkınızdaki düşünceleriniz ilgilendirsin!!! Kimseye sizin adınıza şunu yapamadı dedirtmeyin. Gidin ve o şey ne ise yapın! Korkmayın, ben buradayım, benim numaramı verin. Bu kişiler ananız, babanız da olsa, ben bir güzel ayar çekerim şekerim J

→  Hayatta en önemli şey MUTLU olmaktır. Bu da başkalarına değil size bağlı. Kendinize şu 3 soruyu sorun:

1- Nasıl hissediyorum?
2- Neye ihtiyacım var?
3- Ne yapmak istiyorum?

İçinizden biri olan ve sizi çok iyi anlayan Ahmet Hocanız nam-ı diğer Herr Akyol…

Şimdi de gidin ve bayramın tadını çıkarın…

Sevgiyle kalın sevgi pıtırcıklarım 🙂 🙂 🙂

Kafayı Kullanma Kılavuzu II – Öğrencisin & Para Kazan

I. Adım: Öğrencisin para kazan!

  • Gölge rehberlik → CV + Kartvizit → Seyahat Acenteleri
  • Transfer → CV + Kartvizit → Seyahat Acenteleri
  • Çeviri → CV + Kartvizit →Fuarlar
  • Özel Ders (www.ozelders.com)
  • Okulda part time iş (Çevre yap, Hocaların çocuklarına ders ver)
  • Etüt Merkezlerine başvur!
  • Halk eğitim merkezleri

Önemli: Kartvizit + CV (www.europass.eu)

II. Adım: Öğrenciysen burs al, mutlaka katıl!

  • Erasmus Öğrenim → Burs (3-12 Ay) → AB Üye + Aday Ülkeler
  • Erasmus Stajı → Burs (3 Ay-Yaz Ayları) → AB Üye + Aday Ülkeler
  • Eylem 1.1 → % 70 Geri Ödeme (1-3 Hafta) → AB Üye + Aday Ülkeler
  • Training Course 3.1 →% 70 Geri Ödeme (1-3 Hafta) → AB Üye + Aday Ülkeler
  • Farabi → Burs (1 veya 2 Okul Önemi) → Türkiye’deki Üniversiteler
  • Mevlana → Burs (1 veya 2 Okul Önemi) → Uluslararası Antlaşmalı Üniversiteler
  • DAAD → Kısa Dönem Yaz Bursu → Almanya
  • AEGEE→ Summer University
  • Rotary Youth Exchange Program
  • PASCH PROJEKT → Partner Schule (Okul Ortaklığı) → Almanya

III. Adım: Öğrencisin ve artık paran var!

  • Summer Camp of America → 2 Ay → 898 € + Diğer Masraflar → Amerika
  • Work and Travel → 4 Ay → 1000 $ + Diğer Masraflar
  • AIESEC → International Training → Uluslararası Şirketler
  • Akraba Ziyareti → Davet Mektubu + Pasaport + Vize + Uçak Bileti

IV. Adım: Öğrencilik bitti, gözün burslu yükseklerde olsun!

  • DAAD Yüksek Lisans Bursu → Almanya
  • Fullbright Yüksek Lisans Bursu → İngiltere
  • YLSY → Uluslararası Yüksek Lisans + Doktora Programı → Antlaşmalı Üniversiteler
  • ÖYP → Ulusal Yüksek Lisans + Doktora Programı

 V. Adım: Öğrencilik bitti ve para da yok!

  • AGH (Avrupa Gönüllülük Hizmeti) / EVS (European Voluntary Service) → 2-12 Ay → AB + Aday Ülkeler → Full Sponsor
  • Au-Pair → Uluslararası Çocuk Bakıcısı Programı
  • BFD (Bundesfreiwilligendienst) → 12 Ay ve Fazlası → Almanya
  • FSJ (Freies Soziales Jahr) →  12 Ay → Almanya

VI. Adım: Öğrencilik bitti, iş hayatına atılma zamanı!

Not: Bu bölüm daha çok yabancı dil bölümü mezunlarını ilgilendirmektedir!

  • Kültür Elçiliği
  • Kokartlı Rehberlik
  • Yurtdışı Satış Temsilciliği
  • E-Trade (E-ticaret) → Açık Öğretimden Dış Ticaret Oku!
  • Comenius Asistanı / Uluslararası Öğretmen Değişim Programı
  • Öğretmenlik → Devlet / Özel Sektör
  • KOSGEB → Şirket Kur!
  • Proje Koordinatörlüğü → Üniversite + Yerel Yönetimler + Şirketler + Sivil Toplum Kuruluşları

VII. Adım: Öğrencilik bitti ama artık paran var!

  • Interrail → 1 Hafta ve Daha Fazlası → 175 €’dan Başlayan Fiyatlarla →  Avrupa Ülkeleri
  • International Volutary Work Camps ( Uluslar arası Gönüllü Çalışma Kampları) →3 Hafta ve Daha Fazlası → 225 €’dan Başlayan Fiyatlarla

VIII. Adım: Yazarın Notu!

  • Oturduğu Yerden Başarıya Ulaşan Tek Varlık Tavuktur!