Kafayı Kullanma Kılavuzu XXIX – Son Sınıfta Açık Öğretim Lisesine Geçilir mi?

2014’te öğretmenliğe başladığımdan beri 11. sınıftan 12. sınıfa geçen birçok öğrencinin sorduğu “son sınıfta açıköğretim lisesine geçilir mi” sorusunu ele alacağım bu yazıda. Yazmak için daha iyi bir zamanlama olamazdı bu korona sürecinde. Zoom üzerinden yapılan dersler olmasa zaten açıköğretim öğrencilerinden pek de bir farkınız yok aslında.

Bugüne kadar birçok öğrenci son sınıfta açı öğretim lisesine geçip geçmeme konusunda benden fikir aldı ancak şu ana kadar sadece iki öğrenci buna cesaret edebildi. Neden sadece iki öğrenci derseniz, örgün öğretimden açıköğretime geçilebilir ancak açıköğretimden örgün öğretime geçilemez. Şimdi bana sizler de şunu sorabilirsiniz: “Hocam, siz olsanız ne yapardınız?” Soruya kişisel cevabımı vermeden önce artı ve eksilerini masaya yatıralım. Böylece sizler de kendi gözünüzde bir değerlendirme şansına sahip olun.

I. Zaman: 12 sınıf öğrencisi, son sene açık öğretim lisesine geçtiğinde kendisine çok zaman kalır. Normal koşullarda sabah 08.30’da başlayan ve 15.45’te biten okul dersleri tüm gününüzü alıyor. Günde 8 saat ders haftada 40 saat ediyor.  Son sınıfta okul derslerine mi çalışacaksınız (tabii eğer çalışıyorsanız) yoksa üniversite sınavına mı hazırlanacaksınız? Bir de dershaneye veya kursa gidiyorsanız çok yoğun bir yıl olacak demektir. Açıköğretim lisesine geçince her şey güllük gülistanlık olacak zannetmeyin çünkü 24 saat boş zaman aynı zamanda sizin düşmanınız da olabilir. “Nası yane” derseniz, zamanın bolluğu sizi tembelleştirebilir: “Şimdi çalışmayayım, sonra çalışırım.” “Bugün çalışmadım ama yarın başlarım” gibi ertelemelerle bir bakmışsınız hiç başlamamışsınız. 🙂 Açıköğretim lisesinde de sınavlar var arkadaşlar. İnternetten sınav örneklerini inceleyebilirsiniz. Kısaca,  açıköğretim lisesine geçen arkadaşlar da ders çalışıp sınavlarını geçmek zorunda.

II. Motivasyon: Okulda, sınıfta düzenli ders çalışan arkadaşlarınızı görüp “onlar çalışıyorsa ben de çalışayım” diyerek kendinizi motive edebilirsiniz. Ancak açıköğretim lisesine geçtikten sonra evde motive olmanız zor olabilir. Tabii bu kişiden kişiye değişebilir. Zira okulda veya sınıfta sınava çalışmayı bırakan arkadaşlarını gören öğrenci “onlar bıraktı, ben de bırakayım, seneye mezuna kalırım” diyebilir (bkn. Sürü psikolojisi) (bkn. Saldım çayıra mevlam kayıra) (bkn. Hiçbir şey yapmamak her zaman en kolayıdır).

III. Tanıtım, Gezi vs.: Son sınıfta üniversitelerden tanıtıma gelenler olduğu gibi bizler de gezi kulübü olarak sizleri üniversitelere götürüyoruz. Açıköğretim lisesinde böyle bir şansınız olmayacak. Ancak şunu diyebilirsiniz: “Hocam, internetten merak ettiğim bölümleri, üniversiteleri araştırırım. Gerçekten ilgim, çeken ve görmek istediğim bir üniversite olursa otobüse atlar gider ziyaret ederim. Bunu yapan öğrenci olursa önünde saygıyla eğilirim.

IV. Öğretmen Desteği: Son sınıfta dershaneye, bir kursa gitmiyorsanız veya özel ders almıyorsanız anlamadığınız konu veya soru olursa bunları açıklayacak birini bulma konusunda sorun yaşayabilirsiniz. Okula devam eden öğrenciler en azından öğle aralarında veya teneffüslerde öğretmenlerine soru sorma şansına sahipler.

V. Ders Çalışma Ortamı: Açıköğretim lisesine geçtiğinizde evde ders çalışma ortamı olmalı. Gürültü, ses, soğuk hava vb. gibi dış faktörlerden dolayı ders çalışamayacaksanız ya halk kütüphanesine gidin yada Starbucks vb. mekanlarda takılın. Son sınıfta okulda olan öğrenciler en azından okulun kütüphanesinde ders çalışabilirler.

VI. Kaynak: Okula devam eden öğrenciler, öğretmenlerinin onlara temin ettikleri kitaplarla (yayınevlerinin örnek olarak okula yolladığı) eksiklerini giderebilir. Açıköğretim lisesine geçen öğrenciler kaynak ihtiyacını ya cebinden para vererek temin edecek veya tanıdıklar aracılığıyla vs. bulacaklar.

VII. Etkinlikler & Sportif Faaliyetler: Eğer lisanslı bir sporcuysanız ve okul takımında filan oynuyorsanız, açıköğretim lisesine geçtiğinizden itibaren bu imkânlardan mahrum kalacağınızı bilin. Ek olarak, birçok öğrenci son sınıfta arkadaşlarıyla birlikte yıllık çıkarmayı, mezuniyet balosuna ve kep atma törenine katılmayı ister. Açıköğretim size bunları sunmaz. Kendi kendinize ekrandan sınav sonuçlarınızı görerek ve AÖ bürosundan diplomanızı alarak mezun olursunuz.

Evet, okul vs. açıköğretim kıyaslamasını yaptıktan sonra sonuca geleyim. Ben özellikle bu yıl açıköğretim lisesine geçerdim. Koronadan dolayı okulun ne zaman kapanabileceği belirsizliği bir yana 12. sınıfta okulun üniversite sınavına hazırlanmada öğrenciye bir şey katmadığına bir öğretmen olarak adım Ahmet gibi eminim. Şimdi bu yazının bu cümlesine takılıp beni eleştirenler çıkabilir. Bana göre 12. sınıf uzatılmış gereksiz bir sene. Lise eskisi gibi 3 yıl olmalı, öğrenci 9. sınıfta bölümünü seçip, 10. ve 11. sınıfta bölümünde üniversite sınavına hazırlanmalı. Mezun öğrencilerimiz benim ne demek istediğimi çok daha iyi anlar: “Almanca dersinde ders işlemeyelim, sınavda çıkmıyor.” “İngilizcede de ders işlemeyelim, o da nasıl olsa sınavda çıkmıyor.” Beden, müzik, resim gibi sosyalleşmeniz ve haftanın stresini atarak estetik yönünüzü geliştirecek derslerde de test çözün. Ulan, ne kaldı geriye?!? Öğretmen dersini derste işler, öğrenci üniversite sınavına evinde hazırlanır. Okula sadece yok yazılmamak ve lise diploması almak için gidiyorsanız diyecek bir sözüm yok tabii ki!

Sona doğru gelecek olursam… Özdisiplini gelişmiş bir bireyseniz, kendinizi yeterince iyi tanıyorsanız, belli bir saatte dersin başına oturup düzenli ders çalışabileceğinize inanıyorsanız açıköğretim lisesine geçin derim. Yok eğer zaman yönetimi konusunda zorluk yaşıyorsanız, okulunuza devam edin. “Hocam, ben hem açıköğretim lisesine geçip hem de mezunlar gibi hafta içi gündüz dershaneye giderim, dershaneden sonra da evde oturur konu tekrarı vs. yaparım, test çözerim” diyorsanız, bu da bir çözüm. Ancak her dershaneye giden üniversiteyi kazanacak diye bir şey yok. Üniversiteyi kazanmak için yapmanız gerekeni zaten biliyorsunuz. 3D: Düzen, disiplin, dakiklik. Dershanelerin önüne eylül ayında asılan üniversiteyi kazanan listesinden başka birkaç tane daha liste var aslında: kazanamayanlar ve seneye tekrar müşterimiz olanlar. =D

Bu yazımızı da son sınıfta açıköğretim lisesine geçen ve tek seferde üniversiteyi kazanan öğrencimin kendi sözleriyle bitirmek istiyorum: “12. sınıfın 2. dönemi açıköğretime geçme kararı aldım. Bu kararı almamdaki en büyük etken okulda geçirdiğim zamanın oldukça verimsiz ve yorucu olmasındandı. Son sınıf olmanın vermiş olduğu rahatlama hissi ile okul yönetiminde de öğrencileri test çözme amaçlı rahat bıraktığının farkına vardım ancak öğrenciler tarafından bu vakit  oyun oynama ve koşturmaca özgürlüğü gibi algılanmıştı. Bilindiği üzere son sene sınıfın çoğunluğu dershanelere kayıt olmuştu ve ben de onlardan biriydim. Okulda geçirilen yaklaşık 8 saat ve ardından dershanede geçirilmesi gereken 3 veya 4 saat çok büyük bir yorgunluk yarattığı için liseye açıktan devam edip kalan vaktimi evde yada dershanede ders çalışarak geçirdim. Kendi kurallarımı kendimin koyabilmesi daha verimli biz zaman yaratmama sebep oldu ve sınavım güzel geçti.”

Yine şeytanın avukatlığını yaptığım bir KKK oldu. Açıköğretim lisesinden veya örgün eğitimden sınava hazırlanan tüm öğrencilerime şimdiden başarılar dilerim.

Saygılar,

Ahmet AKYOL 

Kafayı Kullanma Kılavuzu VII – Soru Sormak Aptallık mı?

Merhaba sevgili gençler,

Bugün karne alıyorsunuz ve 9,10 ve 11. Sınıflar bir üst sınıfa geçerken 12. Sınıflar da liseden mezun olup yarın itibariyle LYS sınavlarına girecek.

Bu yazımızın konusu ise seneye üniversite sınavına hazırlanacaklara şimdiden ışık tutmak, onları aydınlatmak.

Bu yazımızda üç benzetme kullanacağım. Biri şişe, biri bardak ve biri de peynir benzetmesi 🙂

1. Değerli öğrenciler, içinde su olmayan bir şişeyi boş olarak adlandırırız. Ama hepimizin bildiği gibi o boşluk aslında hava ile doludur, yani aslında boş değildir. Şişeye su doldurdukça havayla su yer değiştirir değil mi? Aynı şekilde insan beyni de boş değildir. Bilgi yoksa özgüven eksikliği, korku, stres vardır. Bunları kafanızdan atmak için yerini hedefinizle doldurmanız gerekmektedir. Üniversite sınavına hazırlık sürecine kafanızda hedefiniz ve hayallerinizle başlarken işleri daha kolay halledeceksiniz.

2. Değerli gençler, Tom ve Jerry çizgi filmindeki delikli peyniri hatırlarsınız. Bu peynirdeki delikler, bana öğrencideki bilgi boşluklarını anımsatıyor. Mevcut sistemdeki 50 not ortalama barajıyla lise sona kadar gelen öğrenci üniversite giriş sınavında duvara tosluyor çünkü öğrencinin o öğrenmediği %50’lik kısım sınavda ve hayatta yüzüne bir tokat gibi çarpıyor. Şahsen ben öğrencinin tüm derslerden %100 başarıyla geçmesi taraftarıyım. Bu açıdan arkadaşlar, yazın oturun ve eksik konularınızı tamamlayın. Okul zamanına bırakmayın. Okul dersleri, kurs, dershane, yazılılar, performans vs. iş yükü altında ezilip gidersiniz.

3. Evet, eksik konuları tamamlamaya karar verdiniz, oturup çalışmaya başladınız ama baktınız, olmuyor. Bunun sebebi temel eksikliğidir. Örneğin matematik gibi sayısal derslerde ilkokuldan ve ortaokuldan temel eksikliğiniz varsa çalışırken büyük sıkıntı olacaktır. Bu açıdan, gidin en temel konuları ilkokul, ortaokul kitaplarından çalışın. Sizin ilkokul veya ortaokul kitaplarından ders çalıştığınızı görüp sizi küçümseyecek, eleştirecek tipler çıkacaktır. Arkadaşlar, eğer Empire State Building (443 metre) gibi yüksek bir bina inşa edecekseniz, temelini yerin en derinine atmalısınız ki binanız sonradan yıkılmasın. Temel bilgilerinizi gözden geçirin. Taşlar yerine otursun ki sonrasında tek tek tuğlaları dizebilin. Temel bilgilerinizi gözden geçirdikten sonra çalışmaya devam ettiniz. Bir süre sanki hiçbir ilerleme olmuyor gibi hissedeceksiniz. Bu herkeste olan gayet olağan bir durumdur. Bunu bardak ve su ilişkisine benzetebiliriz. Bardağın taşması için doldurmaya devam etmelisiniz. Ne zamanki bardak doldu, işte o zaman taşacak. Siz de bilgiler beyninizden taşana kadar beyninizi doldurmaya devam edin.

Arkadaşlar, sonuçta YGS/LYS’den (sınav ismi değişti) başarılı olup üniversiteyi bitirseniz ve işinizi elinize alsanız dahi dünya döndükçe ve teknoloji geliştikçe yeni bilgiler ortaya çıkacak. Yeni şeyler öğrenmenin şartı ise soru sormaktır. Ama toplumdaki anlayışa bakın ki soru sormak aptallık gibi algılanmakta çünkü soru sormak insanın bilmediğini ortaya koyuyor. Doğru ama başka türlü bilgimiz olmayan şeyleri soru sormadan nasıl öğrenebiliriz ki? Bu durumu KPSS kursundayken fark ettim. Kurs hocamıza dersle ilgili anlayamadıklarını sormayan öğretmen adayı arkadaşlar vardı. Sebebi acaba ne olabilir diye düşündüm. Sonra anladım ki bilmediğini sormak öğretmen adayı arkadaşlar için sıkıntı. Çünkü onlar üniversite mezunu ve atanıp öğretmen olacaklar ama bilmediğini sormaktan çekiniyor. Soru sorana  gülüyor. Hâlbuki benim sorduğum sorunun cevabını kendisi de bilmiyor. Sonuç içler acısı. 😀

Toparlamak gerekirse, bilmediğinizi sormaktan çekinmeyin. Soru sorduğunuz için bırakın size gülsünler ya da bir şeyi öğrenirken ilk başlarda kendinizi aptal gibi hissedin. Özellikle dil öğrenirken konuşana kadar sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi hissedersiniz. Aptal gibi hissetmeye ve bardağı doldurmaya devam edin arkadaşlar. Apple’ın kurucusu rahmetli Steve Jobs’ın Stanford Üniversitesi mezuniyet konuşmasında da dediği gibi: “Stay hungry. Stay foolish.” (Aç kalın. Budala kalın.)

Hepinize sınavda ve hayatta başarılar diliyorum.

Umarım hayallerinizin gerçekleştiği bir yaz olur.

Sizleri seven Ahmet Hocanız.