Kafayı Kullanma Kılavuzu XXX – Hap Bilgi ile Hayata Hazırlık

27 Eylülde girdiğim yabancı dil sınavından sonra Youtube’a girip soru çözümlerine bakayım dedim. Arama çubuğuna YDS 2020 yazmamla birlikte arama sonuçlarında şunlar çıktı karşıma: YDS taktikleri, YDS soru teknikleri, YDS’den istediğin puanı almak çok kolay, yeter ki sistemi bil, YDS +90 rehberi, 5 ayda YDS’den nasıl 90 ve üzeri alınır, doping hafıza ile YDS vs. Gördüğünüz üzere arama sonuçlarında en üstte çıkan bu videoların amacı kişiye bir şey öğretmek değil, işe yarayacak puanı alana kadar test tekniği vermek.

Ben YDS’den örnek verdim ancak siz konuyu ÖSYM’nin yaptığı tüm sınavlar için değerlendirebilirsiniz. YDS’den veya herhangi bir sınavdan iyi bir puan almanın değil, bir işte iyi olmanın formülünü ben söyleyeyim de video filan çekmeme gerek kalmasın. =D Formül: Emek çekmek, çalışmak, dirsek çürütmek, öğrenene kadar zamanını ve enerjini ve gerektiğinde de paranı o alana harcamak. İnternette karşımıza çıkan teknik, taktik, yöntem, strateji, formül, şifre vs. diye uzayıp giden bu gibi içeriklerin hepsine birden hap bilgi diyoruz. 🙂 Yani gereken zamanı ve emeği harcamadan istediğin başarıya kısa yoldan ulaşmaya çalışmak.

Taktikli maktikli şifreli formüllü okunmuş üflenmiş videolar işe yarasaydı, bunları izleyen herkesin YDS’den 90+ puan alması, en iyi üniversiteleri veya bölümleri kazanması gerekirdi, değil mi? Ancak kazın ayağı öyle değil. Hedefledikleri başarıya ulaşan insanların ortak özellikleri kategorize edilirse şöyle bir sonuç elde edebiliriz: hedef odaklılık, sabır, çaba, süreklilik, pes etmeme (mücadele ruhu). “Hocam, bu sonuca göre ders çalışan ancak başarısız olan insanlar yok mu” diye soracak olursanız, cevabım “Evet, var” olurdu. Hayattaki amacınız öğrenmek ve bunun sonucunda elde edeceğiniz bilgiyse ve buna en hızlı şekilde ulaşmak istiyorsanız, hedefinize ulaşamadığınızda pes etme olasılığınız daha çokken, amacınız bilgiye ulaşmak ve bu bilgiyle hayatınıza değer katmaksa sınavdan istediğiniz puanı alamasanız bile tekrar denemek için yeniden başlama gücünü kendinizde bulabilirsiniz. İşte başarının gerçek tanımı da bu değildir de nedir? YDS veya herhangi bir sınavdan 90+ alıp İngilizce bir makaleyi okuyamamak mı veya okuduğunu anlayamamak mı yoksa sınavdan düşük almış olsan da tekrar şansını denemek için bir daha hazırlanmak mı?

Özellikle okulda yaptığım sınavlarda düşük not alan öğrencilerden bana veya dersime tavır alanlar vardı: “Hocam, ilk sınavım 90 almıştım, ikincisi de çok çalıştım ama 60 aldım. Ben artık Almanca’ya çalışmayacağım” diyen. Bu gibi tavır sergileyen öğrencilerime ben de şunu soruyorum: “Dünya finalinde veya olimpiyatlarda 1 gol, 1 sayı veya 1 saniye ile şampiyonluğu kaçıran sporcu veya takımlar sporu bırakıyor mu?” Seneye kaldıkları yerden bir daha bir daha çalışmaya başlıyorlar. İşte sizin yapmanız gereken de bu: Tekrar tekrar denemek!

Buradan şu soruya bağlayalım. “Hayattan ne bekliyoruz? Hap bilgiyle kısa vadeli mutluluklar için sığ sularda dolaşmak mı yoksa bilgiye yatırım yaparak uzun vadeli derin sulara dalmak mı? Şu an lise çağında bir genç/öğrenci olsaydım internette taktik maktik aramak yerine kendime yatırım yapardım. Özellikle Bodrum’da yaşayan bir genç olarak yelken eğitimi, dalış brövesi ve gemi adamı cüzdanı alırdım ve hayatımı denizden kazanacağım şekilde kendime bir kariyer çizerdim. Eğer yaşadınız yerde deniz yoksa teknoloji alanına yönelin ve internetten ücretsiz eğitim alın: Google Dijital Atolye, Youtube İçerik Akademisi ve 10 Parmak Klavye vs.

Yarı zamanlı evden çalıştığım şirket vidIQ’da Youtuber’lara veri analizi sağlıyoruz ve ben de Türkiye müşteri temsilcisi olarak kullanıcıların sorularını yanıtlıyorum. En çok sorulan soru şu: “Youtube’ta nasıl hızlı abone ve görüntülenme elde edebilirim?” Yine bir hap bilgi isteniyor. Şifreyle, taktikle hedefe ulaşılır sanılıyor. İyi bir Youtuber olmak istiyorsanız gidin önce iyi şekilde İngilizce öğrenin. 😀

Tercih dönemi öğrenci ve velilerden gelen banko üç soru şöyle: “Hocam, hangi mesleğin önü kesin açıktır?” “Hocam hangi üniversite veya bölüm en iyisidir?” “Hocam, hangi meslekte para garanti kazanılır?” Yani öyle bir meslek dalı olduğunu bilsem ben kendim o mesleği yapardım. 😛 Sonuç: Önü açık meslek, iş, bölüm yoktur; önü açık insan vardır.

Hayat boyu öğrenci kalan öğretmenlerin öğretmenler günü kutlu olsun.

Ahmet Akyol.

Kafayı Kullanma Kılavuzu XXIX – Son Sınıfta Açık Öğretim Lisesine Geçilir mi?

2014’te öğretmenliğe başladığımdan beri 11. sınıftan 12. sınıfa geçen birçok öğrencinin sorduğu “son sınıfta açıköğretim lisesine geçilir mi” sorusunu ele alacağım bu yazıda. Yazmak için daha iyi bir zamanlama olamazdı bu korona sürecinde. Zoom üzerinden yapılan dersler olmasa zaten açıköğretim öğrencilerinden pek de bir farkınız yok aslında.

Bugüne kadar birçok öğrenci son sınıfta açı öğretim lisesine geçip geçmeme konusunda benden fikir aldı ancak şu ana kadar sadece iki öğrenci buna cesaret edebildi. Neden sadece iki öğrenci derseniz, örgün öğretimden açıköğretime geçilebilir ancak açıköğretimden örgün öğretime geçilemez. Şimdi bana sizler de şunu sorabilirsiniz: “Hocam, siz olsanız ne yapardınız?” Soruya kişisel cevabımı vermeden önce artı ve eksilerini masaya yatıralım. Böylece sizler de kendi gözünüzde bir değerlendirme şansına sahip olun.

I. Zaman: 12 sınıf öğrencisi, son sene açık öğretim lisesine geçtiğinde kendisine çok zaman kalır. Normal koşullarda sabah 08.30’da başlayan ve 15.45’te biten okul dersleri tüm gününüzü alıyor. Günde 8 saat ders haftada 40 saat ediyor.  Son sınıfta okul derslerine mi çalışacaksınız (tabii eğer çalışıyorsanız) yoksa üniversite sınavına mı hazırlanacaksınız? Bir de dershaneye veya kursa gidiyorsanız çok yoğun bir yıl olacak demektir. Açıköğretim lisesine geçince her şey güllük gülistanlık olacak zannetmeyin çünkü 24 saat boş zaman aynı zamanda sizin düşmanınız da olabilir. “Nası yane” derseniz, zamanın bolluğu sizi tembelleştirebilir: “Şimdi çalışmayayım, sonra çalışırım.” “Bugün çalışmadım ama yarın başlarım” gibi ertelemelerle bir bakmışsınız hiç başlamamışsınız. 🙂 Açıköğretim lisesinde de sınavlar var arkadaşlar. İnternetten sınav örneklerini inceleyebilirsiniz. Kısaca,  açıköğretim lisesine geçen arkadaşlar da ders çalışıp sınavlarını geçmek zorunda.

II. Motivasyon: Okulda, sınıfta düzenli ders çalışan arkadaşlarınızı görüp “onlar çalışıyorsa ben de çalışayım” diyerek kendinizi motive edebilirsiniz. Ancak açıköğretim lisesine geçtikten sonra evde motive olmanız zor olabilir. Tabii bu kişiden kişiye değişebilir. Zira okulda veya sınıfta sınava çalışmayı bırakan arkadaşlarını gören öğrenci “onlar bıraktı, ben de bırakayım, seneye mezuna kalırım” diyebilir (bkn. Sürü psikolojisi) (bkn. Saldım çayıra mevlam kayıra) (bkn. Hiçbir şey yapmamak her zaman en kolayıdır).

III. Tanıtım, Gezi vs.: Son sınıfta üniversitelerden tanıtıma gelenler olduğu gibi bizler de gezi kulübü olarak sizleri üniversitelere götürüyoruz. Açıköğretim lisesinde böyle bir şansınız olmayacak. Ancak şunu diyebilirsiniz: “Hocam, internetten merak ettiğim bölümleri, üniversiteleri araştırırım. Gerçekten ilgim, çeken ve görmek istediğim bir üniversite olursa otobüse atlar gider ziyaret ederim. Bunu yapan öğrenci olursa önünde saygıyla eğilirim.

IV. Öğretmen Desteği: Son sınıfta dershaneye, bir kursa gitmiyorsanız veya özel ders almıyorsanız anlamadığınız konu veya soru olursa bunları açıklayacak birini bulma konusunda sorun yaşayabilirsiniz. Okula devam eden öğrenciler en azından öğle aralarında veya teneffüslerde öğretmenlerine soru sorma şansına sahipler.

V. Ders Çalışma Ortamı: Açıköğretim lisesine geçtiğinizde evde ders çalışma ortamı olmalı. Gürültü, ses, soğuk hava vb. gibi dış faktörlerden dolayı ders çalışamayacaksanız ya halk kütüphanesine gidin yada Starbucks vb. mekanlarda takılın. Son sınıfta okulda olan öğrenciler en azından okulun kütüphanesinde ders çalışabilirler.

VI. Kaynak: Okula devam eden öğrenciler, öğretmenlerinin onlara temin ettikleri kitaplarla (yayınevlerinin örnek olarak okula yolladığı) eksiklerini giderebilir. Açıköğretim lisesine geçen öğrenciler kaynak ihtiyacını ya cebinden para vererek temin edecek veya tanıdıklar aracılığıyla vs. bulacaklar.

VII. Etkinlikler & Sportif Faaliyetler: Eğer lisanslı bir sporcuysanız ve okul takımında filan oynuyorsanız, açıköğretim lisesine geçtiğinizden itibaren bu imkânlardan mahrum kalacağınızı bilin. Ek olarak, birçok öğrenci son sınıfta arkadaşlarıyla birlikte yıllık çıkarmayı, mezuniyet balosuna ve kep atma törenine katılmayı ister. Açıköğretim size bunları sunmaz. Kendi kendinize ekrandan sınav sonuçlarınızı görerek ve AÖ bürosundan diplomanızı alarak mezun olursunuz.

Evet, okul vs. açıköğretim kıyaslamasını yaptıktan sonra sonuca geleyim. Ben özellikle bu yıl açıköğretim lisesine geçerdim. Koronadan dolayı okulun ne zaman kapanabileceği belirsizliği bir yana 12. sınıfta okulun üniversite sınavına hazırlanmada öğrenciye bir şey katmadığına bir öğretmen olarak adım Ahmet gibi eminim. Şimdi bu yazının bu cümlesine takılıp beni eleştirenler çıkabilir. Bana göre 12. sınıf uzatılmış gereksiz bir sene. Lise eskisi gibi 3 yıl olmalı, öğrenci 9. sınıfta bölümünü seçip, 10. ve 11. sınıfta bölümünde üniversite sınavına hazırlanmalı. Mezun öğrencilerimiz benim ne demek istediğimi çok daha iyi anlar: “Almanca dersinde ders işlemeyelim, sınavda çıkmıyor.” “İngilizcede de ders işlemeyelim, o da nasıl olsa sınavda çıkmıyor.” Beden, müzik, resim gibi sosyalleşmeniz ve haftanın stresini atarak estetik yönünüzü geliştirecek derslerde de test çözün. Ulan, ne kaldı geriye?!? Öğretmen dersini derste işler, öğrenci üniversite sınavına evinde hazırlanır. Okula sadece yok yazılmamak ve lise diploması almak için gidiyorsanız diyecek bir sözüm yok tabii ki!

Sona doğru gelecek olursam… Özdisiplini gelişmiş bir bireyseniz, kendinizi yeterince iyi tanıyorsanız, belli bir saatte dersin başına oturup düzenli ders çalışabileceğinize inanıyorsanız açıköğretim lisesine geçin derim. Yok eğer zaman yönetimi konusunda zorluk yaşıyorsanız, okulunuza devam edin. “Hocam, ben hem açıköğretim lisesine geçip hem de mezunlar gibi hafta içi gündüz dershaneye giderim, dershaneden sonra da evde oturur konu tekrarı vs. yaparım, test çözerim” diyorsanız, bu da bir çözüm. Ancak her dershaneye giden üniversiteyi kazanacak diye bir şey yok. Üniversiteyi kazanmak için yapmanız gerekeni zaten biliyorsunuz. 3D: Düzen, disiplin, dakiklik. Dershanelerin önüne eylül ayında asılan üniversiteyi kazanan listesinden başka birkaç tane daha liste var aslında: kazanamayanlar ve seneye tekrar müşterimiz olanlar. =D

Bu yazımızı da son sınıfta açıköğretim lisesine geçen ve tek seferde üniversiteyi kazanan öğrencimin kendi sözleriyle bitirmek istiyorum: “12. sınıfın 2. dönemi açıköğretime geçme kararı aldım. Bu kararı almamdaki en büyük etken okulda geçirdiğim zamanın oldukça verimsiz ve yorucu olmasındandı. Son sınıf olmanın vermiş olduğu rahatlama hissi ile okul yönetiminde de öğrencileri test çözme amaçlı rahat bıraktığının farkına vardım ancak öğrenciler tarafından bu vakit  oyun oynama ve koşturmaca özgürlüğü gibi algılanmıştı. Bilindiği üzere son sene sınıfın çoğunluğu dershanelere kayıt olmuştu ve ben de onlardan biriydim. Okulda geçirilen yaklaşık 8 saat ve ardından dershanede geçirilmesi gereken 3 veya 4 saat çok büyük bir yorgunluk yarattığı için liseye açıktan devam edip kalan vaktimi evde yada dershanede ders çalışarak geçirdim. Kendi kurallarımı kendimin koyabilmesi daha verimli biz zaman yaratmama sebep oldu ve sınavım güzel geçti.”

Yine şeytanın avukatlığını yaptığım bir KKK oldu. Açıköğretim lisesinden veya örgün eğitimden sınava hazırlanan tüm öğrencilerime şimdiden başarılar dilerim.

Saygılar,

Ahmet AKYOL 

Kafayı Kullanma Kılavuzu XVIII – Başarısızlıklarım/Kendimle Yüzleşme

Merhaba sevgili öğrenciler!

Evet çok az kaldı, yarın ve sonraki gün üniversite sınavına gireceksiniz.

Bu yazımı özellikle ilk defa sınava girecekler için kaleme almak istedim çünkü biliyorum hepiniz bir o kadar heyecanlı, bir o kadar gerginsiniz.

Umarım bu yazıyı okuduktan sonra kaygınız, varsa kafanızda olumsuz düşünceler yok olur. Yani rahatlamanızı sağlar.

O halde başlayalım:

1. Üniversite sınavına giderken her gün evden nasıl çıkıyorsanız o rahatlıkta çıkın. Sanki sınava her gün giriyormuş gibi beyninize telkin edin ve cumartesi ve pazar günü gireceğiniz sınavın da bir tekrar, sizin için rutin olacağını düşünün.

2. Aile bireylerinden size refakat etmek isteyenler olacaktır. Eğer sizin daha fazla strese girmenize sebep olacaklarsa tek başınıza gidin. Zaten ebevenyleri sınava almıyorlar. 1 kişinin gireceği sınava sülalecek gitmenin hiçbir mantığı yok. Ben ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite, kamu personeli seçme, yabancı dil sınavlarına hep tek başıma gittim ve girdiğim tüm sınavlara deneme sınavına giriyormuşum gibi girdim.

3. Bugün sizler için lisenin bittiği son gün ve on sekiz yaşında olanlar için yetişkinliğe adım attığınız belki de ilk gün. Artık sizler için e-okul, performans ödevleri, veli izin dilekçeleri yok. Kendi ayaklarınız üzerine durmaya başlayacağınız doğru zaman. O yüzden bir yetişkin gibi hissedin. Hayatınızın sorumluluğu alın ve sınava hak ettiği kadar değer verin, fazlasını değil.

Peki, ne olur ilk seferde üniversiteyi kazanamazsanız? Hiçbir şey olmaz, çünkü hayat hâlâ devam ediyor. Ancak anne-baba baskısı, sizlerin başkalarının çocuklarıyla kıyaslanmanız veya ağabey-ablalarınızla aynı şeyleri başarmanızın beklentisi sizlerin gözünde birkaç saat sürecek bir sınavı ölüm kalım meselesine dönüştürebiliyor. Bu hem hayattan aldığınız keyfi azaltır hem de sağlığınıza zarar verir (karnınıza ağrılar giriyor, sınav aklınıza geldikçe geriliyorsanız ve uykularınız kaçıyorsa sorun var demektir).

Sevgili gençler sizlere bu yazımda daha önce söz verdiğim gibi bu yaşıma kadar hayatta başarısız olduğum sınavlardan, kaldığım derslerden, düşük notlarımdan vesaire bahsedeceğim. Sizlerle beraber başarısızlıklarımla yüzleşeceğim ve bunun ne kadar normal olduğunu dilim döndükçe size aktarmaya çalışacağım:

İlkokulda matematiği çok sevmeme ve bu derste başarılı olmama rağmen ilkokuldan sonra başladığım Ereğli Anadolu lisesinde İngilizce hazırlık sınıfından sonra ortaokulda 3 yıl boyunca matematiği İngilizce gördüm ve hiçbir şey anlamadım, öğrenmedim ve her yazılıdan 1 (yazıyla bir) aldım. Ben daha İngilizceye tam hâkim olmamışken bir de matematiği İngilizce öğrenmem bekleniyordu. Kısaca o zaman matematikten nefret ettim ve o gün bugündür de nefret ederim. 2003 yılında liseden mezun olduktan sonra girdiğim hiçbir sınavda (ALES ve KPSS dâhil) matematik yapmadım. Tabii sadece matematik değildi sorunum ortaokulda. Fen bilgisini de İngilizce gördüğümüz için konuları anlamak yerine ezberleyip geçiyorduk. Bu yüzden fen dersleri de benim için kara listedeydi. İş bu sebepten lise birin sonunda yabancı dil bölümünü açtırdık ve ben de ilk mezunlardan biri oldum.

2003 yılında Ege Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandım ama başlamak nasip olmadı. 2004 yılında yanlış tercihten dolayı yerleştirilemedim. 2005 yılıda da açıkta kaldım, tercih yapmama rağmen herhangi bir bölüme yerleştirilemedim. 2006 yılında hiç girmedim sınava. 2007 yılında girdiğim sınavda Dokuz Eylül Üniversitesi Almanca öğretmenliği bölümünü kazandım ve başladım. 2008 yılında tekrar girdim ve Anadolu Üniversitesi açık öğretim fakültesi dış ticaret bölümüne kayıt yaptırdım. Ancak matematik yapamadığım için bıraktım ve geçen yıl açık öğretim bürosuna gidip kaydımı sildirdim.

En son 2017 yılında sınava girdim ve ODTÜ İngilizce öğretmenliğini kazandım. Neden gitmediğimi soranlara “kazanıp gitmedim” demek için kazandığımı söylüyorum. 😀 2018 yılında Açık öğretim fakültesine 2 yıllık web tasarım ve kodlama bölümüne kayıt yaptırdım. Ve matematik de olmadığı için birinci sınıfı 2 dersten kalarak bitirdim. =D Artık ikinci sınıfa geçtim.

Dokuz Eylülde okurken 1. sınıfta iki, 2. sınıfta üç dersten kaldım. Yaz okuluna da gittim, alttan da ders aldım. Yüksek notlarım da oldu gerçekten düşük notlarım da. Sonuçta bir şekilde üniversite de bitti.

Biraz geçmişe yani tekrar ortaokula dönelim: Asla müzik derslerinde sınıf önünde şarkı, türkü söyleyebilen veya herhangi bir enstrüman çalabilen bir öğrenci olamadım. Belki bu özgüven eksikliğinden belki de müzikte yeteneksiz olmamdandır. En çok flütten nefret ettim çünkü sınıfta öğretmenin önünde çalarken hep ellerim titterdi. Evde sorunsuz çalmama rağmen sınıf önünde hep sıkıntı yaşadım ve çok istememe rağmen asla koroya seçilemedim. Hâlâ da sesimin güzel olmadığını düşünüyorum ve mızıka dâhil bir şey çalamıyorum. 😀

Coğrafya ve tarih derslerinde öğretmenlerimiz konuları bizim ezberlemizi ve çıkıp tahtada anlatmamızı isterlerdi. Hiç ama hiç ezberlemedim, tahtaya kalkmadım ve eksimi alıp oturdum. Bana saçma geçen bir şeyi (unutacağım şeyi ezberlemeyi) beynim almıyordu ve ben de başarısız olmayı tercih ediyordum.

Spor yapmama rağmen asla herhangi bir dalda lisansa sahip olmadığım gibi takımda da  oynamadım. Bunun sebebi benden çok belki içinde yetiştiğim ailenin spora bakış açısıyla ilgilidir. Şu an halı sahada bile oynamıyorum. Yürüyorum, yüzüyorum, bisiklete biniyorum, bana da yetiyor. 😉

Üniversiteden sonra Avrupa Gönüllülük Hizmeti için Almanya’daydım. AGH esnasında Comeninus Asistanlığı programına başvurdum ancak seçilemedim. Benim için ciddi bir hayal kırıklığı oldu çünkü kendime çok güveniyordum, nitelikli ve tecrübeli olduğumu düşünüyordum. Amacım Almanya’da kalmaya devam etmekti ve ben de bunu başarmak için elimden geleni yapacaktım. Almanya’da yüksek lisans yapmaya karar verdim. Yüksek lisans için TOEFL benzeri TestDaf sınavına girmem gerekiyordu. Kesin geçerim ben bu sınavı diyerekten 2013 nisanında girdiğim sınavdan kesin kaldım. 🙂 Dedim, sorun değil, bir daha denerim, bu kez kesin daha iyi sonuç alırım. Birkaç ay sonra denedim ve kesin daha iyi sonuç alamadım. =D Vizem ekim sonunda bitecekti ancak ben kendimi herhangi bir yere yerleştirememiştim. Zaman aleyhime işliyordu. Ben de Alman hükümetinin finanse ettiği Bundes Freiwilligendienst’e ve Freies Soziales Jahr’a başvurayım dedim ancak koşullar uygun olmadığı için başvuramadım. Sonraki alternatifim staj ayarlamaktı. Staj yapabileceğim yerlere öz geçmişimi yolladım, kabul de aldım ancak masraflarım karşılanmadığı için staj işi de yalan oldu. Son çare olarak birini bulayım, evleneyim, formalite evlilik yapayım dedim ancak kimseyi bulamadım. Şaka lan şaka yoktu öyle bir niyetim. :D:D:D

Neyse vizem bitti ve ben kıçıma baka baka Türkiye’ye dönmek zorunda kaldım. Döndüğümde beni askerlik bekliyordu çünkü yaş 28, üniversite biteli bir yıl olmuştu. Askerlik şubesine ayaklarım titreyerek gittim çünkü nerede ve ne kadar süre askerlik (uzun dönem-kısa dönem) yapacağıma dair hiçbir şey belli değildi. Şubede şansım yaver gitti ve ben askerliği bir yıl tecil ettirdim. Tabii bu duruma sevindiğim kadar üzülüyordum da. Çünkü şimdi de hayatımı idame ettirmek için bir işe ihtiyacım vardı. İlk iş olarak ücretli öğretmenliğe başvurdum ancak kontenjan olmadığı için başlayamadım. Sonrasında KPSS kursu buldum ve kayıt yaptırdım.

Eğer yaşınız 28 olmuş, üniversite bitmiş ve cebinizde para sıfırlanmış ise aile yanında yaşamak gerçekten çok zor. Resmen dibe vurmuş hissediyordum. Bir an önce para kazanmam gerekiyordu ve ben de tarım işçisi olarak tarlalarda çalışmaya başladım. O zaman yaşadıklarımı anlamanız için biraz detay vereyim. Sabah dörtte kalkıyor, kahvaltı yaptıktan sonra iş için hazırlanıyor ve beşte yola çıkıp otobüsü bekliyordum. Tarlada çalışan tek üniversite mezunu bendim. İnsanlar gelip sürekli neden KPSS’ye girmediğimi, atanamadığımı, öğretmen olamadığımı vs. soruyorlardı (Ulan Almanya’daydım, gelip KPSS’ye mi gireydim diyordum içimden). Gel de herkese laf anlat. Neyse ben akşamüstü saat dört gibi eve vardıktan sonra duşumu alıyor, bir şeyler atıştırdıktan sonra KPSS kursu için evden çıkıyordum.

KPSS kursu da bir o kadar beyin yakan süreçti. Yeminle bak kendimi embesil gibi hissediyordum. Lisede dersaneye giderken gördüğümüz konuların aynısını görüyorduk Türkçe, coğrafya, tarih derslerinde. Eğitim bilimleri dersleri de üniversitede her dönem aldığımız derslerin aynısıydı. Türkiye’de o sene 1 yıl boyunca oturup atama için dersaneye giden yaş ortalaması 23-24 olan üniversite mezunu gençleri Silikon Vadisi vari bir merkezde toplayıp fikir, proje, ürün, patent ürettirsen ülkeye kesinlike daha fazla katkı sağlatırdın. Neyse bu düşünceler içinde KPSS kursu da bitti.

Tabii sınava girene, sonuçlar açıklanana, sıralama belli olana kadar etrafımda özellikle akraba tayfası tarafından küçümsendim. Olay şuydu: “Bak, Ahmet sen bu kadar okumuşsun (üniversiteyi bitirmişsin anlamında, yoksa kitap okumakla ikisi farklı şey), yurt dışında birçok ülkeye gitmişsin, yabancı dil öğrenmişsin ancak ikimiz de işte buradayız. Yani sen adam olamamışsın” Yani üniversiteden mezun olur olmaz maaşlı bir işe giremedik diye adam olamıyoruz ve buna benim dışımda birileri karar veriyor. Hocam, “abartıyorsunuz” diyemezsiniz, emin olun sizin etrafınızda da bu tipler çokça mevcuttur: “Coğrafya kaderdir” demiş İbn-i Haldun. Gençler, bana bu şekilde cümle kuran beş kişinin yüzünü beynime kazıdım – bu kısmı iyi okuyun – ne zaman ders çalışmaktan sıkılsam, bunalsam, masayı terk etmek istesem hemen bu beş kişinin yüzünü aklıma getirdim ve daha bir çalışasım geldi. Ben daha sınava girmemişken bana bu kadar laf söyleyenler atanamazsam neler neler söyler diyerekten yardırdım. Yani başkasının benim neyi başarıp başaramayacağımı söylemesine izin vermeyecektim. Kısacası olumsuz bir durumu olumluya çevirdim ve atanana kadar kendimi bu şekilde motive ettim.

Tekrar matematiğe dönelim: KPSS kursu boyunca matematiğe hiç girmedim. Girdiğim ilk dersten sonra dostum Mevlüt’e dedim ki “kalk gidiyoruz kalk. Adam akıllı İngilizce, Almanca neyse öğretmenlik alan bilgisinden yapar gideriz”. O dersi de orada öylece bıraktık. Kursun sonuna doğru Konya merkezden mantık dersine giren bir hoca geldi. İlk derste tanıştık ve bizlere tek tek mezun olduğumuz bölümleri ve matematik yapıp yapamayacağımızı sordu. Ben de dedim “hocaaa, bizde matematik yok.” O da dedi ki: “Atanamazsın.”   Fark ettiniz mi, ilkokul mezunu tarım işçisinden üniversite mezunu öğretmene kadar hep birileri benim neden başarısız olduğumu yargılıyor ya da başarısız olacağıma benim adıma karar veriyor. Daha sınava girmemişiz, puanlar ve kontenjanlar belli olmamış, kimin neyi başarıp başaramayacığını bireyin kendisi zaten en iyi bilir çünkü benim dünya üzerinde tanıdığım en iyi insan kendimim.

Şimdi gençler size şöyle bir sır vereyim: Sizin her sınavdan başarılı olmanızı, tüm derslerden en yüksek notları almanızı, en iyi üniversiteleri, en güzel bölümleri kazanmanızı isteyen velileriniz ve öğretmenlerinizin benim yukarıda size açık açık yazdığım başarısızlıklarım gibi tonla başarısızlıkları vardır. Elbette kimse size bunlardan bahsetmek istemez çünkü başarısızlıklarımız bizim bildiğimiz ancak başkalarının bilmediği benliğimizin gizli kısmında yıllanmaya terk edilmiştir. Size akıl veren herkes hayatında hata yapmıştır, hayal kırıklığına uğramıştır ve muhtemelen de sizinle konuşurken bile mutsuzdur. Gerçekten şu duruma çok gülüyorum: Veli çocuğundan, öğretmen öğrencisinden yüksek beklentiler içerisinde, özellikle akademik başarılar konusunda. Ancak çocuğuna sürekli ders çalış diyen veli ömrü boyunca eline kitap almamış hadi kitaptan geçtim bir dergi, gazete, okumamış, bulmaca veya su doku dahi çözmemiş. Öğretmen dersen üniversiteden mezun olup göreve başladıktan sonra alanı dışında kendisine hiçbir şey katmamış: yabancı dil, bilgisayar, proje, yurt dışı tecrübesi, hobi vs. “İnsan öğrenmeyi bıraktığı gün yaşlanır” Henry Ford. İşte bu yüzden ülkemiz 20 yaşında beyin ölümü gerçekleşmiş insanlarla dolu.

Sonuca bağlayalım: Gençler, hayatınız boyunca sınavlara gireceksiniz ve bu sınavlardan birçoğu hafta sonunda gireceğiniz sınavdan kat be kat zor olacak. Hayatın kendisi zaten bir sınav değil mi? İnsanın başına neler geliyor ve hiçbirimiz bunları tahmin edemiyoruz: hastalık, kaza, işsizlik, ekonomik kriz, iflas, organ kaybı, terk edilmek, boşanmalar, aldatılmak, dolandırılmak, hırsızlık, ailenizden birisini, bir sevdiğinizi kaybetmek… Önemli olan tüm sınavlardan ders alarak ve mücadele ruhumuzu geliştirerek çıkabilmemiz. Yoksa kolay hayat, sorunsuz hayat, işler tıkırında hayat sadece mezarda var. Yine dramatik oldunuz hocam diyeceksiniz ancak bana göre gerçek bu. İşte bu yüzden bir an önce hayatınızın sorumluluklarını almak için evinizin işlerine ortak olun ve bir işte çalışın. Yabancı dil ve bilgisayar öğrenin. Belli bir meslek ve yurt dışı deneyimi edinin. Yanına ister bir diploma koyun ister koymayın zaten iş bulursunuz.

Yazımın son kısmını 28 Mart 2019 tarihinde motorsikletle kaza yaparak vefat eden, bugün hayatta olsaydı karnesini alacak rahmetli öğrencimiz Aydoğan Varol’u anarak bitirmek istiyorum. Aydoğan’ın cenazesinde hiç kimse ne aldığı notlarından ne de normalde yarın gireceği sınavda yapacağı netlerden bahsediyordu. Aydoğan’ın ne kadar iyi bir insan olduğu ve okulda ona verilen görevleri hakkıyla yerine getirdiğindan bahsediliyordu. Sorumluluk sahibiydi, ailesine destek olmak için hafta sonları ve yazları çalışıyor, okuluna değer katmak için sürekli sosyal etkinliklerde ve sorumluluk projelerinde görev alıyordu. Kısaca Aydoğan toprağa verilirken annesi, babası, ablası ve diğer akrabaları için hayatlarının en zor sınavlarından biriydi. Onun ölümü bana hayallerin ertelenmemesi gerektiğini, hayatın ne kadar kısa ve birçok zorlu sınavla dolu olduğunu hatırlattı. Mekanın cennet olsun güzel insan…

Sadece yarınki sınavda değil, hayatınız boyunca gireceğiniz tüm sınavlarda ve hayatın kendisinde başarılar…

Ahmet Hoca