Kafayı Kullanma Kılavuzu XXVI – Bütünü Görmek

Öğrenciler sınıfta sohbet ederken kulak misafiri olurum. “….Filanca idarecimizle iletişim kuramıyoruz, çok sert, hemen kızıyor.” “Şu hocamıza da bir şey sorulmuyor, hemen tersliyor” vs. Öğrencilerin kendi aralarındaki yaptıkları bu sohbetlerde her ne kadar haklılık payı olsa da onlara hemen şunu sorarım: “Gençler, bahsettiğiniz hocanız katı bir idareci olabilir ancak kendisi çok iyi bir babaysa? Ya da çok sevdiğiniz bir öğretmeniniz kendi çocuklarına çok katı davranan bir anneyse? Sınıftaki davranışları gayet sakin olan bir öğretmeniniz evde eşine karşı psikopatça davranıyorsa?” Yani insanları veya olayları değerlendirirken sadece tek boyutlu ele almak bizlerin bütünü görmesindeki en büyük engeldir.

            Cumartesi ve Pazar günü TYT ve AYT’ye girecek öğrencilerimiz belki de şu ana kadar en ciddi sınavlarına girecekler. Tüm dünya ve bizler corona virüsüyle mücadele ettiğimiz, yaşam tarzımızı değiştirdiğimiz günümüzde 16 marttan itibaren okula gidemeyen ve tamamen evlerine kapanan özellikle 12. sınıf öğrencileri çok gerildiler, çok endişelendiler. Elbette bunda değişen ve tekrar değişen sınav tarihi de etkili oldu. Arkadaş ve öğretmenlerinden ayrı kalarak birçoğu gittiği kursu, etkinlikleri, sporu bırakmak zorunda kaldı. Planlanan tüm o mezuniyet baloları, kep atma törenleri rafa kaldırıldı. Ne kadar da kötü oldu her şey değil mi? Halbuki, corona salgını yaşanmasaydı ve her şey olağan akışında devam etseydi, 19 haziranda karne aldıktan sonra hayat herkes için normal seyrinde devam edecekti ya da öyle mi olacaktı?

            Üniversite sınavına girdiniz ve istediğiniz üniversiteyi-bölümü kazandınız. Diyelim ki Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümüne yerleştiniz. Sonuçlar açıklandı, ailecek bayram ettiniz, konu komşu sizi tebrik etti, alnınız açık başınız dik yürüdünüz her zaman yürüdüğünüz ev ile okul arasındaki yolu. Güzel haberi hocalarınızla paylaşmak için okula da uğradınız ve kendinizle tekrar gurur duydunuz, değil mi?

            Zaman bu, çabuk geçer lafına riayet edelim ve sizi üniversiteye kayıt yaptırdığınızdan günden dört beş yıl sonrasına götürelim. Düğün dernek bayram ederek sonucuna sevindiğiniz üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulamadınız. Ya da atandığınız bir devlet kurumunda işe başladınız ancak işinize gittiğiniz bir gün veya lojmanınızda bir gece uyurken hain bir saldırıda şehit düştünüz. Ya da çok severek yaptığınız mesleğinizde bir iş kazasına uğradınız ve kötürüm kaldınız. Ya da severek gidip geldiğiniz işinizde size haksızlık yapıldı ve bir şekilde işinize son verildi. Ya da hayalini kurduğunuz o “sıfır” arabayı maaşınız karşılığında kredi çekerek satın aldınız ancak arabanıza tam kavuştum derken kaza yaptınız ve hayatınızdan oldunuz. Hep bir ev sahibi olmak istediniz ve geleceğinizi bankaya ipotek ederek bir ev satın aldıktan sonra sizin adına yuva dediğiniz dört duvar size bir depremde mezar oldu.

            “Hocam, bunlar hep korku senaryosu, bunların hiçbirisi benim başıma gelmez” diyorsanız çevrenize şöyle bir bakın derim. Örneğin boşanan çiftlerin hiçbirisi “Biz nasıl olsa boşanacağız” diyerek nikâh masasına oturmuyor veya trafik kazası yapan hiç kimse “Bugün araba sürerken kaza yapacağım” diyerek direksiyon başına geçmiyorsa, başımıza gelen birçok felaket aslında hayatın bir parçasıdır.

            “Hocam, yeter ama, sınava bir gün kala içimiz şişti” diye serzenişte bulunuyorsanız, o zaman ben de sizlere bir serzenişte bulunmak istiyorum. Üniversite sınavları gibi tüm sınavları hayatın merkezine koyan ve hayatı kaçıran çok insan var şu memlekette. İlkokuldan ortaokula geçişte başlayıp ortaokuldan liseye, liseden üniversiteye, üniversiteden memuriyete veya özel sektöre… Hep bir sonraki sınavın daha önemli olacağını, daha önce girilen sınavın artık bir önemi olmadığını sanarak hazırlandınız tüm o sınavlara. İlkokul beşte (şimdi dörtte) girdiğiniz sınav önemliydi çünkü iyi bir lise için iyi bir ortaokul şarttı. Orta sonda girdiğiniz sınav (şimdiki ismiyle LGS) daha da önemliydi çünkü iyi bir üniversite için iyi bir lise şarttı. Lise sonda girdiğimiz üniversite sınavı çok daha önemliydi çünkü iyi bir iş için iyi bir üniversite şarttı. Atanıp memur olmak için KPSS şu ana kadar girilen sınavların en önemlisiydi çünkü 16 yıllık eğitimin karşılığı alınacaktı. Veya kurumsal firmalara yapılan iş başvuruları ve sonrasında mülakatlar çok önemliydi çünkü artık iş hayatına hazırdınız. Mezun olana kadar harcadığınız tüm  emek, zaman ve paranın karşılığını alma zamanı gelmişti.

            Kısaca, anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, mezuniyet, atama, iş bulma, bu noktaya gelene kadar bol bol girilen, her sene adı değişen ve giriş ücreti artan ancak içeriği değişmeyen sınav silsilesi, “erkekler için askerlik”, sonrasında da evlilik, düğün, toplumsal baskıyla beraber çocuk, banka kredisiyle önce bir ev, sonra bir araba (sıralama değişebilir) vs. O da ne… Bir bakmışsınız, bu kez sizin çocuğunuzun gireceği sınavlar için endişelenmeye başlamışsınız. Çocuğunuzun anaokulu, ilkokulu (özele mi gitsin devlete mi), ortaokulu, lisesi, lisede seçeceği bölümü (sayısal mı sözel mi), üniversitesi (uzağa yollamayalım, evcil hayvan gibi yanımızda okusun muhabbeti), sonra üniversiteden mezuniyeti, işe girmesi,  düğünü, krediyle ev-araba alması, iş kurması vs. Burada bir çocuk tekerlemesi aklıma geliyor: Sar makarayı sar sar sar/Çöz makarayı çöz çöz çöz/Şöyle de böyle de şak şak şak/ Şöyle de böyle de şak şak şak.

            Biraz gülümsemeye ihtiyacımız vardı, değil mi? 🙂 Evet, hayat dediğimiz bize ayrılan süre şöyle de böyle de geçecek. O yüzden hayatı tren yolculuğundaki farklı istasyonlarına yani okullara, sınavlara bölerek yaşamaktansa acısıyla tatlısıyla, başarı ve başarısızlıklarıyla, hastalığıyla ve sağlığıyla, mutluluk ve hayal kırıklığıyla bir bütün olarak ele alır ve yaşarsanız, çok anlam yüklediklerinizin gerçekten o kadar anlamlı olmadığı gibi anlamsız görünen ufak detayların da anlamlı olabileceğini görürsünüz. Yok, her şeyin üç saatlik bir sınava ve üniversite eğitimi sonunda alacağınız bir diplomaya bağlı olduğunda ısrar ediyorsanız, istasyonda vapur bekleyen yolcudan bir farkınız kalmaz!

            Cumartesi-Pazar sınava girecek tüm öğrencilerimize başarılar diliyorum. Daha önce dediğim gibi “Sınavın tekrarı vardır, hayatın yoktur.”

            Saygılar,

            Ahmet Hocanız

Kafayı Kullanma Kılavuzu I – Tecrübelerden Öğren

Merhaba gençler!

Geçen hafta ÖSYM, üniversite sonuçlarını açıkladı.

Ben de naçizane bayram tadında bir yazı kaleme almak istedim:)

‘Üniversitede işiniz kolaylaştıracak birtakım tecrübe aktarımı’ diyelim biz buna. 

Okulda bazı sınıflarda sunum yaptım, bazı arkadaşlarınızla da birebir konuştum.

Bakalım neler söyleyeceğim:

1- Kazandığınız şehre/üniversiteye gitmeden şehri, üniversiteyi ve bölümü internetten bir araştırın, ne var ne yok. Şehirde yapılacaklar, derslerin içerikleri, akademik kadroyu filan bir inceleyin, bir ön bilginiz olsun. Vaktinde gelen bilgi doğru bilgidir. 🙂

2- Birden fazla kurum burs vermekte. Gideceğiz şehirde burs veren kurumların listesini çıkarın ve burs başvurusunda hangi evraklar isteniyor öğrenin. Erken kalkan yol alır. 🙂

3- Memleketten ayrılmadan önce bir evrak dosyası oluşturun ve bu dosyada her evrakın birkaç nüshası bulunsun: Kimlik fotokopisi, vesikalık, nüfus kayıt örneği, okuyan diğer kardeşlerin öğrenci belgeleri, ikametgâh belgesi, anne-baba maaşlı çalışansa maaş bordroları vs. NOT: Önemli olan geleceği bilmek değil ona hazırlıklı olmaktır. 🙂

4- Gideceğiniz üniversite veya şehirde tanıdık, hısım, akrabalarınız varsa bu kişilere ulaşın ve birebir tecrübelerinden faydalanın. Unutmayın! Akıllı insan kendi aklını, daha akıllı insan başkalarının aklını kullanır. 🙂

5- Üniversitede özellikle Anadolu’dan gelen öğrencilerimiz için konaklama ciddi sorun. Konaklama konusunda en az 1 yıl yurtta kalmanızı tavsiye ederim. Yurt ortamında Türkiye’nin farklı yerlerinden bir dünya arkadaşlarınız olacak. Aynı zamanda iyi bir çevre oluşturabileceksiniz. Yurt ararken önceliğiniz KYK olsun. Başvurular başladı bildiğiniz gibi. Diğer yurtları önceden araştırın hatta imkanınız varsa yurtları gidip bizzat görün, sonra “Burası neresi?” sorusunu sormayın!!!

→ Buraya kadar olan maddeler memleketten ayrılmadan yapılması gerekenlerdi.

6- Üniversiteye gittiniz ve kayıt oldunuz. Yapılması gereken ikinci şey kampüsün/fakültenizin içini bir güzel bellemeniz yani ne nerede, nereye nereden gidilir öğrenmenizdir. Kütüphane, öğrenci işleri, yemekhane, bölümünüz, dekanlık vs. Hatırınızdan çıkarmayın: bir muhiti öğrenmenin en iyi yolu orada kaybolmaktır. 😉

7- Evet, üniversitede binalarını hatim ettiniz, şimdi sırada şehir var. Vikitravel’dan, Ekşi sözlükten, gittiğiniz şehrin belediye sitesinden şehirle ilgili detaylı bilgi toplayın ve bunları ajandanıza not düşün. Tekrar ediyorum: Bir şehri öğrenmek istiyorsan orada kaybolacaksın. 🙂

8- Sıra geldi ulaşım sorununa: Her şehrin farklı bir uygulaması oluyor: İzmir’de Kentkart, İstanbul’da Akbil vs. Bu ulaşım kartlarınızı en kısa zamanda edinin. İmkânı olan, kampüs içinde yurtta kalan veya yakınlarda bir yerlerde oturan varsa BİSİKLET edinsin. Evet, ne diyorduk velespit için: ÇEVRECİ, SAĞLIKLI, EKONOMİK :)= Ben üniversitede 3 bisiklet eskittim, iki tanesi maalesef çalındı, adamakıllı kilit kullanın ve eşşeği sağlam kazığa bağlayın! Pardon bisikleti diyecektim. 😛

9- Kayıt, yurt, ulaşım işleri tamamlandı ve dersler başladı değil mi? Öğrenci işlerine gidin, yarı zamanlı iş için form doldurun. Okul bünyesinde öğrenci işlerinde veya kütüphanede çalışabilirsiniz. Bunun size en büyük katkısı Amerikalı Conilerin Social Network dediği iyi bir çevre sağlamasıdır.

10- Sırada bölümünüzün velinimetleri var: Bölümünüzün Erasmus/Farabi/Mevlana koordinatörlerini bulun, onlardan hangi programlara nasıl, ne zaman başvurulur öğrenin. Dikkat: Bazı fırsatlar sadece kapıyı 1 kere çalar. 🙂

11- Rektörlükte SKS Başkanlığı var. Onun içinde de Dış İlişkiler Ofisi. Oraya gidin, bilgi alın. Erasmus Öğrenim veya Stajı, Farabi veya Mevlana gibi programlara başvuru şartları, sınavları vs. hakkında bilgilenin. Vaktinde gelen edit: Work and Travel, Erasmus Öğrenim veya Stajı, Mevlana veya Farabi gibi programlar sadece üniversite öğrencisiyken yapılır ve yapmayan bilemez, bilebilemez. 🙂

12- Eğer konaklayacağız adres belliyse memleketten ayrılmadan, eğer belli değilse gittiğiniz şehirde kendi adınıza biran önce kartvizit bastırın. Kartvizitte İsim, soy isim, üniversite-bölüm bilgileriniz, cep telefon numaranız ve e-posta adresiniz yer almalıdır. 1000 adet kartvizitin maliyeti 30 TL gibi cüzi bir rakamdır. (Adres bilgisi opsiyoneldir, koymak zorunda değilsiniz.) Unutmayın bir kartvizit bir hayat kurtarır. 

13- Kartvizit de tamam. Şimdi sırada öz geçmişiniz var. Öz geçmişe yazacak iş tecrübeniz olmayabilir ama yine de olsun. İnternetten öz geçmiş örneklerinizi inceleyin ve sizi anlatan bir sayfalık ilk öz geçmişinizi oluşturun. İş tecrübesi kazandıkça öz geçmişinize eklersiniz. Akılda tutun: Herhangi bir iş yerine gittiğinizde masaya CV ve kartvizitinizi koyduğunuzda işveren/patron sizin ne kadar hazırlıklı ve ciddi olduğunuzu görecektir. 

14- İş başvurusu mu dediniz? Daha önce de bahsetmiştim: Yakından uzağa ilkesi: İş, staj gibi şeyleri en yakın çevrenizden aramaya başlayın. Üniversiteye başvurdunuz, okul çevresindeki iş yerlerinin yollarını aşındırdınız. Eğitim fakültesini kazandıysanız özel ders için sağa sola ilan bıraktınız, dershanelerle görüştünüz vs. Hayati uyarı: Kaplumbağaya bakın: Sadece kafasını yuvasından dışarı çıkarttığı zaman yol alıyor. Kafanızı dışarı çıkarın çekirgelerim. 😉

15- Makine mühendisliğini mi kazandınız, makine mühendisleri odası başkanlığına gidin, tanışın CV’nizi bırakın. Hemşirelik mi kazandınız, hastaneye gidin, gönüllü staja başlayın. Veterinerlik mi kazandınız, bir baytarın yanında çalışın! Gittiğiniz üniversitede fuarlar düzenleniyorsa fuarlarda stantlarda çalışın. Bölümünüz yabancı dil olmasa bile diliniz iyiyse tercümanlık yapın. Turizm şehriyse gölge rehberlik yapın vs. Bana güvenin, çok şey öğreneceksiniz!!!

16- Öğrenci kulüplerine, topluluklarına girin, sorumluluk alın. Seminerlere, sempozyumlara, projelere katılın. Derneklere ve vakıflara gönüllü olun. Kısacası bir şeyler yapın sevgili dostlar! Koşan ceylan yatan aslandan iyidir!

17- Bilgisayarı icat eden adam oyun için icat etmediği gibi interneti bulan da Facebook için icat etmedi. Bilgisayarı bir şeyler öğrenmek için, interneti de araştırma ve iletişim için kullanın. Farkında mısınız, dünya artık global bir köye döndü. 😉

18- Şu dilinize sahip çıkın: Bundan kastım İngilizce, Almanca gibi yabancı diliniz değil; bilakis Türkçeniz… Bol bol okuyun, yazı çalışmaları yapın. Ana dilimizi doğru yazın ve doğru konuşun. Hatta diksiyon kursu-eğitimi alın. “Kendi dilini bilmeyen başka dili öğrenemez.” Bernand Shaw 

19- Akademisyenlik düşünen ya da yurt dışına burslu yüksek lisansa gitmek isteyen arkadaşlar notlarını yüksek tutsunlar. Hayatta bazı şeylerin telafisini yoktur. 🙂

20- “Carpe Diem! Yaşadığınız anı kavrayın çocuklar, zaman varken tomurcukları toplayın!” Ölü Ozanlar Derneğindeki öğretmen John Keating’den bu alıntıyla yazıya son vermek istiyorum. Üniversitede elbette yan gelip yatmayacak ve yukarıdaki saydıklarımın çoğunu yapacak ve aynı zamanda gezip tozacak, en güzel yıllarınızı en güzel şekilde değerlendireceksiniz. İçinizden Couchsurfing’le turist ağırlayacak, Interrail’le Avrupa’ya açılacak arkadaşlarınız olacak… İpek böceği olun, kozanızı yırtın ve gerektiğinde de yırtık (girişimci) olun. 😀

→  Bu seneden itibaren yaptığınız her şey sizin bundan sonraki yıllarınızı etkileyecek. Dünya nüfusu bu şekilde arttıkça ve teknoloji gelişmeye devam ettikçe işsizlik daha da ciddi bir boyut kazanacak. Ama korkmayın, şu üç noktayı aklınızdan çıkarmayın:

I. Alanınızın uzmanı olun. Bölümünüz, branşınız, mesleğinizle ilgili her şeyi bilin. Bu mesleği dünyanın her yerinde yapacak kadar iyi olun!!! Çok iddialı oldu ama imkânsız diye bir şey yoktur. 😉

II. Farklı olun. Mesleğinde herkes iyi olabilir ama siz hem en iyisi olun hem de bir farkınız olsun. Ne bileyim, Almanca öğretmeniyseniz İngilizceniz de iyi olsun vs. Sizi özel kılan farkınızdır. İnsanlara şu mesajı verin: ‘Aramızda kocaman bir fark var’ 🙂

III. Üçüncüsü ve benim için en önemlisi: HEDEFSİZ gemiye hiçbir rüzgâr fayda etmez. Amacınız üniversiteden mezun olup diploma sahibi olmak olmasın. Hedef dediğin net, somut, ulaşılabilir olsun. Örneğin ‘5 yılda sonra Bosch’ta Proje geliştirme bölümünde endüstri mühendisi olarak çalışacağım’ gibi nokta atışı olsun. Beyninize neyi telkin ederseniz sizin için onu yapacaktır. LÜTFEN KULLANIN (KAFANIZI) 🙂

→  Benim aktaracaklarım şimdilik bu kadar sevgili genç arkadaşlarım. Yine de başka sorusu olan varsa bana özelden veya genelden mesaj atsın, arasın, daha da çok yardımcı olmaya çalışayım. Kısaca benden faydalanın da bir işe yarayayım. =D 

→  Son sözüm bir yıl daha hazırlanmak durumunda olan arkadaşlara! Lütfen moralinizi bozmaya çalışan insanları kale almayın, gerekirse .iktir edin! (Pardon biri RTÜK mü dedi? :P) Bu sizin hayatınız, sizin mücadeleniniz. Kulaklarınızı tıkayın ve hayallerinizin peşinde koşmaya devam edin!!! Şayet ki “Yok sen kazanamadın, komşu kızı Ayşe, Fatma, Hayriye kazandı” filan diyen olursa ben o komşu kızlarını bir güzel ziyarete giderim. Bu cümleleri kuranlara “Sınava kendin gir, sen de kazan o zaman!” deyin. Lanet olsun dostum, başkalarının sizin hakkınızdaki düşünceleri sizi ilgilendirmesin, sizi sizin kendi hakkınızdaki düşünceleriniz ilgilendirsin!!! Kimseye sizin adınıza şunu yapamadı dedirtmeyin. Gidin ve o şey ne ise yapın! Korkmayın, ben buradayım, benim numaramı verin. Bu kişiler ananız, babanız da olsa, ben bir güzel ayar çekerim şekerim. 🙂

→  Hayatta en önemli şey MUTLU olmaktır. Bu da başkalarına değil size bağlı. Kendinize şu 3 soruyu sorun:

1- Nasıl hissediyorum?
2- Neye ihtiyacım var?
3- Ne yapmak istiyorum?

İçinizden biri olan ve sizi çok iyi anlayan Ahmet Hocanız nam-ı diğer Herr Akyol…

Şimdi de gidin ve bayramın tadını çıkarın…

Sevgiyle kalın sevgi pıtırcıklarım 🙂 🙂 🙂