Kafayı Kullanma Kılavuzu XXXI – Nasıl YDT ve YDS’ye Hazırlanılır?

Uzun zamandır aklımdaki bu yazıyı kaleme almak için doğru zaman. Bu yazının hedef kitlesi her ne kadar lise son sınıftaki yabancı dil bölümü öğrencileri olsa da hâlen üniversitede okuyan veya üniversite mezunu olup İngilizce, Almanca, Fransızca YDS, YÖK DİL, e-YDS ve benzerlerine girecek herkese hitap edecek diye düşünüyorum. Bu kafayı kullanma kılavuzu daha önce dil ile yazdığım kafayı kullanma kılavuzlarından biraz farklı olacak. Daha önce Kendi Kendine İngilizce, Neden ve Nasıl Dilci Olunur, Öğrenmeyi Öğrenmek’te sıfırdan bir dil nasıl öğreniler’e değinmiştim. KKK XXXI ise ÖSYM’nin yaptığı çoktan seçmeli (test) sınav tipine yönelik bir yazı olacak. Bu yüzden üniversite sınavına yabancı dil bölümünden mezun olarak girecek öğrenciler, konuşma (speaking) ve dinleme (listening) kısmını atlayıp direkt dil bilgisi, kelime dağarcığı, okuduğunu anlama ve test çözme tekniğine odaklanacağız. Hazırsanız arkanıza yaslanın ve yazının keyfini çıkarın. 🙂

YDT’ye ve YDS’ye hazırlık sürecinde işe çıkmış sorulardan başlayacağız. İnternetten son 10 yılın ÖSYM-YDT/YDS çıkmış soruları kitabını sipariş veriyoruz veya ÖSYM’nin sitesinden bilgisayarımıza indiriyoruz. Bildiğiniz üzere YDT ve YDS’de 80 soru var ve biz bugün itibariyle kendimize sınava kadar 40 deneme çözme hedefi koyalım (haftada 1 deneme, ayda 4 deneme, 10 ayda 40 deneme). İlk çözdüğümüz çıkmış sorularda (2020 YDT ile başlayın) veya denemede sadece 2 net yaptığınızı düşünün ve her hafta 2 net artış hedefleyerek net sayınızı yükseltmeye çalışın: 2×40=80 NET. Pekiyi, sadece deneme çözerek net sayımızı artırabilmemiz mümkün mü? Artırmak için eksiklerimizden öğreneceğiz. Bir deneme çözdük, muhtemelen içinde anlamını bilmediğimiz bir sürü kelime çıkacak. Denemeyi çözdükten ve cevaplarımızı kontrol ettikten sonra o denemede anlamını bilmediğimiz kelimeleri hemen tespit edelim ve kelime defterimize bunları yazalım. Örnek olarak 2020 YDT’te çıkan şu kelimeleri ben yazdım: although, consider, react, situation, worthwhile, behaviour, lead, conclusion, promise, assumption, priority, compliment, revolution, century, offensive, artificial, inadequate, independent, outdated, expand, become, gravity, clump, initially, frankly, virtually, ultimately, merely etc. “Aman, hocam, ne yaptınız, daha ilk denemede tonla bilmediğimiz çıktı” diyebilirsiniz. Amacımız da bu zaten, anlamını bilmediğimiz kelimeleri tespit edip bunları öğrenmek (bkn. Bilmemek ayıp deyip değil, öğrenmemek ayıp). “Hocam, önceki yıllardaki sorularda yer alan kelimeleri öğrenmesem olmaz mı?” Olmaz, çünkü anlamını bilmediğimiz bir kelime bir daha asla karşımıza çıkmaz  diye düşünmüyoruz. Bizler sadece YDT ve YDS için İngilizce öğrenmiyoruz, hayatımızı dilden kazanacağız, o yüzden karşımıza çıkan ve anlamını bilmediğimiz her kelimeye bakalım, yazalım ve öğrenelim. Sonuçta bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmak gerekiyor. 😉 Büyük olasılıkla ilk denemede 400 kelimenin anlamını bilmiyor olacaksınız, 40 deneme boyunca bu şekilde devam edersek (400/40) bu sayıyı 10 kelimeye kadar düşerebiliriz. Kelimeleri bu şekilde hallededuralım, diğer taraftan test tekniklerine geçelim.

Toplamda 4 kez YDT’ye (İngilizce), 5 kez YDS’ye (2 İngilizce, 3 Almanca) giren birisi olarak  sınavlarda uyguladığım test çözme tekniklerinden bahsetmek istiyorum.

1. Zaman Uyumu (Tense Agreement): İngilizce zamanları ve zaman zarflarını bildikten sonra cümlenin başına veya sonuna bakarak seçeneklerden yanlış zaman kiplerini eliyoruz. Örnek olarak 2020 YDT’de çıkan şu soruyu ele alalım: As the climate warmed and the human population grew and spread geographically, —-.

A) walking upright on two feet has long been considered to be a human characteristic

B) humans began to develop the first ‘civilised’ human settlements

C) they needed (?) to find ways to keep warm and dry

D) we do not know when exactly humans started making clothes and footwear

E) the task of understanding the nature of early human life has been very difficult

Sorudaki zaman kipini (Simple Past) tespit ettikten sonra şıklarda yanlış olanları eliyoruz ve doğru cevap ortaya çıkıyor: B (C şıkkı tense olarak uygun ancak anlam olarak uymuyor, hava zaten ısınıyor).

2. Özne-Yüklem Uyumu (Subject-Verb Agreement): İngilizce cümlenin öznesi tekilse yüklemi tekil, cümlenin öznesi çoğulsa yüklemi çoğul olur. Örnek olarak şu soruyu ele alalım:

The students but not their teacher ________ decided to go for a picnic.

A) has

B) have

C) are

D) is

E) was

Cümlenin öznesi çoğul (they) olduğundan şıklarındaki tekilleri eliyoruz ve doğru cevap ortaya çıkıyor: B

3. Özne-Özne Uyumu (Subject-Subject Agreement): Genellikle boşluk doldurma, paragrafta anlam bütünlüğünü bozan cümle sorularında kullandığım bir teknik. Cümlede bir erkek özneden (he) bahsediyorsa seçeneklerden ben (I), sen/siz (you), , o (she-it), onlar (they) seçeneklerini hemen eliyoruz. Örnek olarak 2016 YDT’de çıkan şu soruyu ele alalım:

Although countless children dream of becoming astronauts when they grow up, —-.

A) astronauts must be willing to take calculated risk and keep their anxiety under control

B) only a handful of them actually realize this aspiration

C) school counsellors play a vital role in career guidance

D) their families support them so that they can lead a good life

E) astronauts experience considerable stress from dangerous conditions in which they work

Cümlenin öznesi “countless children” olduğundan şıklardaki astronauts, school counsellors, their families’i  eliyoruz ve doğru cevap ortaya çıkıyor: B.

4. Anahtar Kelime Yöntemi (Key Word Method): Birçok öğrencinin korkulu rüyası olan çeviri soruları (İngilizceden Türkçeye, Türkçeden İngilizceye) ise en sevdiklerim. J Cümlenin yüklemini tespit ettikten sonra şıklardaki yanlış yüklemi eliyorum. Örnek olarak 2020’de çıkan şu soruyu ele alalım: All the activities that keep the body alive are constantly controlled by the nervous system which works 24 hours a day, collecting information about how body parts are working.

A) Sinir sistemi 24 saat çalışarak uzuvların nasıl çalıştığı hakkında bilgi toplar ve bedeni canlı tutan tüm aktiviteleri sürekli kontrol eder.

B) Bedeni canlı tutan bütün aktiviteler, uzuvların nasıl çalıştığı hakkında bilgi toplayarak günde 24 saat çalışan sinir sistemi tarafından sürekli kontrol edilir.

C) Bedeni canlı tutan tüm aktiviteler, sinir sisteminin uzuvların nasıl çalıştığı hakkında sürekli bilgi toplaması ve 24 saat çalışmasıyla kontrol edilir.

D) 24 saat boyunca çalışan sinir sisteminin uzuvların nasıl çalıştığı hakkında bilgi toplaması sayesinde bedeni canlı tutan bütün aktiviteler sürekli denetlenir.

E) Bedenin canlı kalmasını sağlayan bütün aktiviteler, sinir sisteminin 24 saat çalışması ve uzuvların nasıl çalıştığı hakkında sürekli bilgi toplanması ile denetlenir.

Sadece B seçeneğinde “are constantly controlled” “sürekli kontrol edilir” olarak doğru çevrildiği için diğerlerini eliyoruz ve doğru cevap ortaya çıkıyor: B.

5. 5 N 1 K Yöntemi: Geldik diyolog sorularına. Genelde seçeneklerdeki saçma cevaplar yüzünden en çok eğlendiğim bölüm olur kendileri. 🙂 5 N 1 K yöntemini bu tarz sorularda uygularım. Kim, nerede, kiminle, nasıl, ne hakkında, niçin konuşuyor? Örnek olarak…’te çıkan şu soruyu ele alalım:

Berna: I’m really fed up with my Wi-fi connection at home!

Cengiz: What’s wrong with it?

Berna: —

Cengiz: Maybe you should change your provider for one that offers a high-speed connection.

A) I think there’s something wrong with the computer.

B) I find it quite hard to access certain government websites.

C) I might have accidentally broken the internet connection.

D) Nobody has a slow connection problem anymore.

E) It’s really slow and it’s constantly cutting out.

Berna ve Cengiz (iki arkadaş) evde veya okulda, internet bağlantısı hakkında konuşuyorlar. Sadece E seçeneğinde kötü internet bağlantısından söz ettiği için diğerlerini eliyoruz ve doğru cevap ortaya çıkıyor: E.

Kelime bilgisi ve test çözme teknikleri tamamsa dil bilgisine yani gramere geçelim. Dilci gençler, İngilizcede toplasanız 110 küsür gramer konusu vardır. Elinizi vicdanınıza koyun ve her gün sadece 1 konu çalıştığınızı düşünün, sadece bir! Kaç dakikanızı alır! Tavsiyem Cambridge yayınevinden Raymond Murby’nin Essential Grammar in Use kitabı. İngilizce konu anlatımlı bu kitap sizi zorlarsa Türkçe konu anlatımlı kitapları da kullanabilirsiniz. Mk Publications yayınevinden Murat Kurt’un Türkçe konu anlatımlı English Grammar Today kitabını tavsiye ediyorum. Gramer demek dil bilgisi kuralları demek ve tekrar edilmezse maalesef çok hızlı unutuluyor. O açıdan, sınava girene kadar ortalama 4-5 gramer kitabı devirin. Konuları pekiştirmek içinse ELS veya DİLKO yayıncılığın testlerini yapın. Çalıştığınız konudan hemen sonra 20 soruluk bir test çözün. Unutmayın, sporcu maça çıkmadan antreman yapar, sizin antremanınız da test çözmek. Antreman nasıl geçerse maç da öyle geçer. 🙂

Geldik okuduğunu anla(ma)maya (!). Türk eğitim sisteminin konuşma, dinleme ve yazmayla birlikte çöpe attığı etkinliğe. Arkadaşlar, ana dilinizde düzenli kitap okuyan biriyseniz İngilizce kitap okuma alışkanlığını nispeten daha kolay kazanırsınız. İngilizce kitap derken Shakespeare’dan bahsetmiyorum. =D Basit hikaye kitaplarından (stage/level 1-2-3-4-5-6, beginner, elemantary, intermediate) farklı seviyelerde 40 kadar edinin ve her hafta bir kitabı bitirin. Kitap okurken öğrendiğiniz kelimeleri ve dil bilgisi kurallarını pekiştirdiğiniz gibi cümle kalıplarını da öğreneceksiniz. Kitap okuma alışkanlığınız yoksa sadece 1 sayfa okuyarak başlayın ve bu sayıyı her gün 2 katına çıkararak devam edin. 1. gün 1 sayfa, 2. gün 2 sayfa, 3. gün 4 sayfa, 4. gün 8 sayfa, 5. gün 16 sayfa, 6. gün 32 sayfa, 7. gün 64 sayfa. Bahsettiğim bu seviye kitapları da 50-60 sayfa zaten. Kitap okurken anlamını bilmediğimiz başka kelimeler de karşımıza çıkacaktır. Bu kelimelerin de anlamlarına bakalım ve kelime defterimize yazalım. Unutmayın, dil bir organizmadır ve dinleme, konuşma, okuma, yazma, kelimeler, dil bilgisi kuralları bir bütün halinde varlığını sürdürür. Her açıdan dilinizi besleyin.

“Pekiyi, Hocam, ben her gün Netflix’ten Türkçe alt yazılı dizi ve film izliyorum. YDT/YDS’yi geçebilir miyim?” Sorduğunuz gibi alt yazılı dizi, film ve belgesel izlenerek YDT ve YDS kazanılsaydı Türkiye’nin yarısı YDT ve YDS’den 100 alırdı. 😀 Yani bunun sizin gireceğiniz ÖSYM sınavına çok katkısı olacağını zanntemiyorum. Ancak anlattığım şekilde iyi çalışarak İngilizceyi iyi öğrenirseniz Netflix’te alt yazısız dizi, film, belgesel izleyebilir veya bir turistle akıcı şekilde İngilizce konuşabilirsiniz (kendimden biliyorum. 😉 Sonuçta, beynimizi alışkanlıklarımız yönetiyor. Türkçe dinlediğimiz, Türkçe konuştuğumuz, Türkçe okuduğumuz ve Türkçe yazdığımız için yabancı dil konuşurken/yazarken aklımıza ilk ana dilimiz geliyor. Ne zaman ki biz beynimizi öğrenmekte olduğumuz bir yabancı dille beslersek ve alışkanlıklarımızı değiştirirsek işte o zaman beynimizi İngilizceye kodluyoruz ve okurken, dinlerken, yazarken ve konuşurken İngilizce düşünmeye başlıyoruz.

Şimdi geldik, can alıcı noktaya! YDT’den 80 net yapsanız bile dil bölümünden tercih yapmak için TYT’ye girmek ve en az 200 puan almak mecburi. Ve TYT puanınız ne kadar yüksekse dil puanınız da o kadar yüksek olacaktır. Maalesef TYT’ye gereken önemi vermediği için geçmişte yüksek YDT netlerine rağmen üniversiteyi kazanamayan öğrencilerim oldu. 🙁 O açıdan, YDT’ye hazırlanırken bir taraftan da TYT’yi götürmek gerekiyor. TYT’de dilcileri ilgilendiren 40 Temel Türkçe, 5 tarih, 5 coğrafya, 5 felsefe  ve 5 din kültürü sorusu var. Arkadaşlar, bu derslerin hepsi Türkçe, yani ana dilimizde, şahsi kaanatim, düzenli çalışıldığı takdirde 300 ve üzeri puanı almak mümkün. “Hocam, hem YDT hem TYT hem uzaktan eğitim ve(ya) dersane, biz hangi birine çalışalım” diye feryat edecekseniz size hayatınızdaki gereksiz şeyleri (TV, insan, oyun, sosyal medya vs.) çıkarmanızı tavsiye ederim. Her şey için zaman vardır, önemli olan zamanını neye harcadığındır. Türkçe, tarih, coğrafya, felsefe ve din kültürü için bir set alın. Bir konuyu çalıştıktan sonra akabinde testini çözün ve haftada bir deneme atın. Düzenli olarak (her gün) kitap okuyun ve sınava doğru çıkmış soruları çözün. “Hocam, TYT’de temel matematik de var” diyebilirsiniz. Daha önce bu konuda yazmıştım ancak tekrar edeyim, başarı meyilli olduğunuz alanda emek çekmektir. Eğer matematik yapamıyorsanız, zayıf olduğunuz alanda ısrar etmek yerine güçlü olduğunuz alana yani İngilizceye odaklanın ve aradaki farkı kapatın! “Hocam, matematik yapmadan üniversite kazanılmaz” diyenler olmuştu da geçmişte, 2017’de ODTÜ İngilizce öğretmenliğini 469 küsur puanla kazanarak fena kapak yapmıştım. 😉 Beni bir daha sınava sokmayın! 😀

 Sonuç: Karşımıza bir sorun (YDT/YDS/TYT/İngilizce) çıktığında “bu sorun neden var” diye sormak yerine “ben bu sorunu nasıl çözebilirim” sorusunu sorun. İşte o anda beyniniz çözüm odaklı çalışmaya başlar. Hayatınız boyunca doğru soruları sormanız ve sorunun değil çözümün birer parçası olmanız dileğimle. Sadece sınavlarda değil, hayatta da başarılar.

Sizleri seven Ahmet Hocanız…

Kafayı Kullanma Kılavuzu XXIX – Son Sınıfta Açık Öğretim Lisesine Geçilir mi?

2014’te öğretmenliğe başladığımdan beri 11. sınıftan 12. sınıfa geçen birçok öğrencinin sorduğu “son sınıfta açıköğretim lisesine geçilir mi” sorusunu ele alacağım bu yazıda. Yazmak için daha iyi bir zamanlama olamazdı bu korona sürecinde. Zoom üzerinden yapılan dersler olmasa zaten açıköğretim öğrencilerinden pek de bir farkınız yok aslında.

Bugüne kadar birçok öğrenci son sınıfta açı öğretim lisesine geçip geçmeme konusunda benden fikir aldı ancak şu ana kadar sadece iki öğrenci buna cesaret edebildi. Neden sadece iki öğrenci derseniz, örgün öğretimden açıköğretime geçilebilir ancak açıköğretimden örgün öğretime geçilemez. Şimdi bana sizler de şunu sorabilirsiniz: “Hocam, siz olsanız ne yapardınız?” Soruya kişisel cevabımı vermeden önce artı ve eksilerini masaya yatıralım. Böylece sizler de kendi gözünüzde bir değerlendirme şansına sahip olun.

I. Zaman: 12 sınıf öğrencisi, son sene açık öğretim lisesine geçtiğinde kendisine çok zaman kalır. Normal koşullarda sabah 08.30’da başlayan ve 15.45’te biten okul dersleri tüm gününüzü alıyor. Günde 8 saat ders haftada 40 saat ediyor.  Son sınıfta okul derslerine mi çalışacaksınız (tabii eğer çalışıyorsanız) yoksa üniversite sınavına mı hazırlanacaksınız? Bir de dershaneye veya kursa gidiyorsanız çok yoğun bir yıl olacak demektir. Açıköğretim lisesine geçince her şey güllük gülistanlık olacak zannetmeyin çünkü 24 saat boş zaman aynı zamanda sizin düşmanınız da olabilir. “Nası yane” derseniz, zamanın bolluğu sizi tembelleştirebilir: “Şimdi çalışmayayım, sonra çalışırım.” “Bugün çalışmadım ama yarın başlarım” gibi ertelemelerle bir bakmışsınız hiç başlamamışsınız. 🙂 Açıköğretim lisesinde de sınavlar var arkadaşlar. İnternetten sınav örneklerini inceleyebilirsiniz. Kısaca,  açıköğretim lisesine geçen arkadaşlar da ders çalışıp sınavlarını geçmek zorunda.

II. Motivasyon: Okulda, sınıfta düzenli ders çalışan arkadaşlarınızı görüp “onlar çalışıyorsa ben de çalışayım” diyerek kendinizi motive edebilirsiniz. Ancak açıköğretim lisesine geçtikten sonra evde motive olmanız zor olabilir. Tabii bu kişiden kişiye değişebilir. Zira okulda veya sınıfta sınava çalışmayı bırakan arkadaşlarını gören öğrenci “onlar bıraktı, ben de bırakayım, seneye mezuna kalırım” diyebilir (bkn. Sürü psikolojisi) (bkn. Saldım çayıra mevlam kayıra) (bkn. Hiçbir şey yapmamak her zaman en kolayıdır).

III. Tanıtım, Gezi vs.: Son sınıfta üniversitelerden tanıtıma gelenler olduğu gibi bizler de gezi kulübü olarak sizleri üniversitelere götürüyoruz. Açıköğretim lisesinde böyle bir şansınız olmayacak. Ancak şunu diyebilirsiniz: “Hocam, internetten merak ettiğim bölümleri, üniversiteleri araştırırım. Gerçekten ilgim, çeken ve görmek istediğim bir üniversite olursa otobüse atlar gider ziyaret ederim. Bunu yapan öğrenci olursa önünde saygıyla eğilirim.

IV. Öğretmen Desteği: Son sınıfta dershaneye, bir kursa gitmiyorsanız veya özel ders almıyorsanız anlamadığınız konu veya soru olursa bunları açıklayacak birini bulma konusunda sorun yaşayabilirsiniz. Okula devam eden öğrenciler en azından öğle aralarında veya teneffüslerde öğretmenlerine soru sorma şansına sahipler.

V. Ders Çalışma Ortamı: Açıköğretim lisesine geçtiğinizde evde ders çalışma ortamı olmalı. Gürültü, ses, soğuk hava vb. gibi dış faktörlerden dolayı ders çalışamayacaksanız ya halk kütüphanesine gidin yada Starbucks vb. mekanlarda takılın. Son sınıfta okulda olan öğrenciler en azından okulun kütüphanesinde ders çalışabilirler.

VI. Kaynak: Okula devam eden öğrenciler, öğretmenlerinin onlara temin ettikleri kitaplarla (yayınevlerinin örnek olarak okula yolladığı) eksiklerini giderebilir. Açıköğretim lisesine geçen öğrenciler kaynak ihtiyacını ya cebinden para vererek temin edecek veya tanıdıklar aracılığıyla vs. bulacaklar.

VII. Etkinlikler & Sportif Faaliyetler: Eğer lisanslı bir sporcuysanız ve okul takımında filan oynuyorsanız, açıköğretim lisesine geçtiğinizden itibaren bu imkânlardan mahrum kalacağınızı bilin. Ek olarak, birçok öğrenci son sınıfta arkadaşlarıyla birlikte yıllık çıkarmayı, mezuniyet balosuna ve kep atma törenine katılmayı ister. Açıköğretim size bunları sunmaz. Kendi kendinize ekrandan sınav sonuçlarınızı görerek ve AÖ bürosundan diplomanızı alarak mezun olursunuz.

Evet, okul vs. açıköğretim kıyaslamasını yaptıktan sonra sonuca geleyim. Ben özellikle bu yıl açıköğretim lisesine geçerdim. Koronadan dolayı okulun ne zaman kapanabileceği belirsizliği bir yana 12. sınıfta okulun üniversite sınavına hazırlanmada öğrenciye bir şey katmadığına bir öğretmen olarak adım Ahmet gibi eminim. Şimdi bu yazının bu cümlesine takılıp beni eleştirenler çıkabilir. Bana göre 12. sınıf uzatılmış gereksiz bir sene. Lise eskisi gibi 3 yıl olmalı, öğrenci 9. sınıfta bölümünü seçip, 10. ve 11. sınıfta bölümünde üniversite sınavına hazırlanmalı. Mezun öğrencilerimiz benim ne demek istediğimi çok daha iyi anlar: “Almanca dersinde ders işlemeyelim, sınavda çıkmıyor.” “İngilizcede de ders işlemeyelim, o da nasıl olsa sınavda çıkmıyor.” Beden, müzik, resim gibi sosyalleşmeniz ve haftanın stresini atarak estetik yönünüzü geliştirecek derslerde de test çözün. Ulan, ne kaldı geriye?!? Öğretmen dersini derste işler, öğrenci üniversite sınavına evinde hazırlanır. Okula sadece yok yazılmamak ve lise diploması almak için gidiyorsanız diyecek bir sözüm yok tabii ki!

Sona doğru gelecek olursam… Özdisiplini gelişmiş bir bireyseniz, kendinizi yeterince iyi tanıyorsanız, belli bir saatte dersin başına oturup düzenli ders çalışabileceğinize inanıyorsanız açıköğretim lisesine geçin derim. Yok eğer zaman yönetimi konusunda zorluk yaşıyorsanız, okulunuza devam edin. “Hocam, ben hem açıköğretim lisesine geçip hem de mezunlar gibi hafta içi gündüz dershaneye giderim, dershaneden sonra da evde oturur konu tekrarı vs. yaparım, test çözerim” diyorsanız, bu da bir çözüm. Ancak her dershaneye giden üniversiteyi kazanacak diye bir şey yok. Üniversiteyi kazanmak için yapmanız gerekeni zaten biliyorsunuz. 3D: Düzen, disiplin, dakiklik. Dershanelerin önüne eylül ayında asılan üniversiteyi kazanan listesinden başka birkaç tane daha liste var aslında: kazanamayanlar ve seneye tekrar müşterimiz olanlar. =D

Bu yazımızı da son sınıfta açıköğretim lisesine geçen ve tek seferde üniversiteyi kazanan öğrencimin kendi sözleriyle bitirmek istiyorum: “12. sınıfın 2. dönemi açıköğretime geçme kararı aldım. Bu kararı almamdaki en büyük etken okulda geçirdiğim zamanın oldukça verimsiz ve yorucu olmasındandı. Son sınıf olmanın vermiş olduğu rahatlama hissi ile okul yönetiminde de öğrencileri test çözme amaçlı rahat bıraktığının farkına vardım ancak öğrenciler tarafından bu vakit  oyun oynama ve koşturmaca özgürlüğü gibi algılanmıştı. Bilindiği üzere son sene sınıfın çoğunluğu dershanelere kayıt olmuştu ve ben de onlardan biriydim. Okulda geçirilen yaklaşık 8 saat ve ardından dershanede geçirilmesi gereken 3 veya 4 saat çok büyük bir yorgunluk yarattığı için liseye açıktan devam edip kalan vaktimi evde yada dershanede ders çalışarak geçirdim. Kendi kurallarımı kendimin koyabilmesi daha verimli biz zaman yaratmama sebep oldu ve sınavım güzel geçti.”

Yine şeytanın avukatlığını yaptığım bir KKK oldu. Açıköğretim lisesinden veya örgün eğitimden sınava hazırlanan tüm öğrencilerime şimdiden başarılar dilerim.

Saygılar,

Ahmet AKYOL 

Kafayı Kullanma Kılavuzu XXVI – Bütünü Görmek

Öğrenciler sınıfta sohbet ederken kulak misafiri olurum. “….Filanca idarecimizle iletişim kuramıyoruz, çok sert, hemen kızıyor.” “Şu hocamıza da bir şey sorulmuyor, hemen tersliyor” vs. Öğrencilerin kendi aralarındaki yaptıkları bu sohbetlerde her ne kadar haklılık payı olsa da onlara hemen şunu sorarım: “Gençler, bahsettiğiniz hocanız katı bir idareci olabilir ancak kendisi çok iyi bir babaysa? Ya da çok sevdiğiniz bir öğretmeniniz kendi çocuklarına çok katı davranan bir anneyse? Sınıftaki davranışları gayet sakin olan bir öğretmeniniz evde eşine karşı psikopatça davranıyorsa?” Yani insanları veya olayları değerlendirirken sadece tek boyutlu ele almak bizlerin bütünü görmesindeki en büyük engeldir.

            Cumartesi ve Pazar günü TYT ve AYT’ye girecek öğrencilerimiz belki de şu ana kadar en ciddi sınavlarına girecekler. Tüm dünya ve bizler corona virüsüyle mücadele ettiğimiz, yaşam tarzımızı değiştirdiğimiz günümüzde 16 marttan itibaren okula gidemeyen ve tamamen evlerine kapanan özellikle 12. sınıf öğrencileri çok gerildiler, çok endişelendiler. Elbette bunda değişen ve tekrar değişen sınav tarihi de etkili oldu. Arkadaş ve öğretmenlerinden ayrı kalarak birçoğu gittiği kursu, etkinlikleri, sporu bırakmak zorunda kaldı. Planlanan tüm o mezuniyet baloları, kep atma törenleri rafa kaldırıldı. Ne kadar da kötü oldu her şey değil mi? Halbuki, corona salgını yaşanmasaydı ve her şey olağan akışında devam etseydi, 19 haziranda karne aldıktan sonra hayat herkes için normal seyrinde devam edecekti ya da öyle mi olacaktı?

            Üniversite sınavına girdiniz ve istediğiniz üniversiteyi-bölümü kazandınız. Diyelim ki Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümüne yerleştiniz. Sonuçlar açıklandı, ailecek bayram ettiniz, konu komşu sizi tebrik etti, alnınız açık başınız dik yürüdünüz her zaman yürüdüğünüz ev ile okul arasındaki yolu. Güzel haberi hocalarınızla paylaşmak için okula da uğradınız ve kendinizle tekrar gurur duydunuz, değil mi?

            Zaman bu, çabuk geçer lafına riayet edelim ve sizi üniversiteye kayıt yaptırdığınızdan günden dört beş yıl sonrasına götürelim. Düğün dernek bayram ederek sonucuna sevindiğiniz üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulamadınız. Ya da atandığınız bir devlet kurumunda işe başladınız ancak işinize gittiğiniz bir gün veya lojmanınızda bir gece uyurken hain bir saldırıda şehit düştünüz. Ya da çok severek yaptığınız mesleğinizde bir iş kazasına uğradınız ve kötürüm kaldınız. Ya da severek gidip geldiğiniz işinizde size haksızlık yapıldı ve bir şekilde işinize son verildi. Ya da hayalini kurduğunuz o “sıfır” arabayı maaşınız karşılığında kredi çekerek satın aldınız ancak arabanıza tam kavuştum derken kaza yaptınız ve hayatınızdan oldunuz. Hep bir ev sahibi olmak istediniz ve geleceğinizi bankaya ipotek ederek bir ev satın aldıktan sonra sizin adına yuva dediğiniz dört duvar size bir depremde mezar oldu.

            “Hocam, bunlar hep korku senaryosu, bunların hiçbirisi benim başıma gelmez” diyorsanız çevrenize şöyle bir bakın derim. Örneğin boşanan çiftlerin hiçbirisi “Biz nasıl olsa boşanacağız” diyerek nikâh masasına oturmuyor veya trafik kazası yapan hiç kimse “Bugün araba sürerken kaza yapacağım” diyerek direksiyon başına geçmiyorsa, başımıza gelen birçok felaket aslında hayatın bir parçasıdır.

            “Hocam, yeter ama, sınava bir gün kala içimiz şişti” diye serzenişte bulunuyorsanız, o zaman ben de sizlere bir serzenişte bulunmak istiyorum. Üniversite sınavları gibi tüm sınavları hayatın merkezine koyan ve hayatı kaçıran çok insan var şu memlekette. İlkokuldan ortaokula geçişte başlayıp ortaokuldan liseye, liseden üniversiteye, üniversiteden memuriyete veya özel sektöre… Hep bir sonraki sınavın daha önemli olacağını, daha önce girilen sınavın artık bir önemi olmadığını sanarak hazırlandınız tüm o sınavlara. İlkokul beşte (şimdi dörtte) girdiğiniz sınav önemliydi çünkü iyi bir lise için iyi bir ortaokul şarttı. Orta sonda girdiğiniz sınav (şimdiki ismiyle LGS) daha da önemliydi çünkü iyi bir üniversite için iyi bir lise şarttı. Lise sonda girdiğimiz üniversite sınavı çok daha önemliydi çünkü iyi bir iş için iyi bir üniversite şarttı. Atanıp memur olmak için KPSS şu ana kadar girilen sınavların en önemlisiydi çünkü 16 yıllık eğitimin karşılığı alınacaktı. Veya kurumsal firmalara yapılan iş başvuruları ve sonrasında mülakatlar çok önemliydi çünkü artık iş hayatına hazırdınız. Mezun olana kadar harcadığınız tüm  emek, zaman ve paranın karşılığını alma zamanı gelmişti.

            Kısaca, anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, mezuniyet, atama, iş bulma, bu noktaya gelene kadar bol bol girilen, her sene adı değişen ve giriş ücreti artan ancak içeriği değişmeyen sınav silsilesi, “erkekler için askerlik”, sonrasında da evlilik, düğün, toplumsal baskıyla beraber çocuk, banka kredisiyle önce bir ev, sonra bir araba (sıralama değişebilir) vs. O da ne… Bir bakmışsınız, bu kez sizin çocuğunuzun gireceği sınavlar için endişelenmeye başlamışsınız. Çocuğunuzun anaokulu, ilkokulu (özele mi gitsin devlete mi), ortaokulu, lisesi, lisede seçeceği bölümü (sayısal mı sözel mi), üniversitesi (uzağa yollamayalım, evcil hayvan gibi yanımızda okusun muhabbeti), sonra üniversiteden mezuniyeti, işe girmesi,  düğünü, krediyle ev-araba alması, iş kurması vs. Burada bir çocuk tekerlemesi aklıma geliyor: Sar makarayı sar sar sar/Çöz makarayı çöz çöz çöz/Şöyle de böyle de şak şak şak/ Şöyle de böyle de şak şak şak.

            Biraz gülümsemeye ihtiyacımız vardı, değil mi? 🙂 Evet, hayat dediğimiz bize ayrılan süre şöyle de böyle de geçecek. O yüzden hayatı tren yolculuğundaki farklı istasyonlarına yani okullara, sınavlara bölerek yaşamaktansa acısıyla tatlısıyla, başarı ve başarısızlıklarıyla, hastalığıyla ve sağlığıyla, mutluluk ve hayal kırıklığıyla bir bütün olarak ele alır ve yaşarsanız, çok anlam yüklediklerinizin gerçekten o kadar anlamlı olmadığı gibi anlamsız görünen ufak detayların da anlamlı olabileceğini görürsünüz. Yok, her şeyin üç saatlik bir sınava ve üniversite eğitimi sonunda alacağınız bir diplomaya bağlı olduğunda ısrar ediyorsanız, istasyonda vapur bekleyen yolcudan bir farkınız kalmaz!

            Cumartesi-Pazar sınava girecek tüm öğrencilerimize başarılar diliyorum. Daha önce dediğim gibi “Sınavın tekrarı vardır, hayatın yoktur.”

            Saygılar,

            Ahmet Hocanız