EVS’in Kattıkları…

Merhaba,

Okulumuzda Bodrum Dans Kulübü tarafından 22 Mayıs 2019 tarihinde gerçekleştirilen Erasmus+ gençlik projeleri sunumundan sonra sizlerden pek çok soru aldım. 2012 – 2013 yıllarında Almanya’nın Magdeburg kentinde yaptığım EVS (European Voluntary Service, Türkçesi: AGH, Avrupa Gönüllülük Hizmeti) ile ilgili tecrübelerimi paylaşmak istedim. Keyifli okumalar 🙂

Kıçımın üstünde oturmayı ve sabretmesini öğrendim. (bkz. Ahmet Akyol’un bilgisayarla mücadelesi:)

İnsanlarla yaşadığım sorunları kişisel olarak algılamamayı öğrendim.

Farklılıklara ve farklı kişiliklere saygı duymayı öğrendim.

Hayatımda daha önce hiç yapmadığım şeyleri yaptım: yemek yapmak, şal takmak, müzikale gitmek, suşi yemek vs.

Yeni ülkelere, yeni şehirlere seyahat ettim, yeni insanlar tanıdım.

İnsanlara ön yargısız yaklaşınca onlardan çok şey öğrenebileceğimi ve onlara çok şey katabileceğimi gördüm.

Araştırdıkça ve okudukça yeni gereksinimlerimin farkına vardım 😀

Tecrübeyi kullanmanın ne kadar önemli olduğunu gördüm. Zira tecrübe kullanınca değerli oluyor, yoksam at gitsin çöpe 😀 Erasmus’tan sonra EVS, antrenmandan sonra maça çıkmak gibiydi 😉 Yani hazırlıklıydım. Bu kapsamda havuza ve kütüphaneye yıllık üyelik yaptırdım, laptopa format attırıp getirdim, 1 valiz 1 sırt çantasıyla geldim (Geçen sene [2012 Nisan] çantanın birini havalimanında unutmuştum, evet) 😀 Çok yerinde kararlardı!

Ana dilin önemini anladım! „Konuşmazsam çıldıracaktım“ boyutuna geldiğim anlar oldu!

Projeciliğin ne kadar önemli olduğunu ve proje yönetimindeki en önemli üç şeyin „Plan, Program ve Personel (İnsan ilişkileri -İnsan Kaynakları Yönetimi)“ olduğunu gördüm.

Sorunların değil çözümün bir parçası olma yaklaşımı hayatımı değiştirdi ve buradaki projemde de bu yaklaşım, çevremdeki insanların dikkatini çekti ve artı puanları haneme yazdırmamı sağladı. (Bu bakış açısını kazandırdığı için ÇYDD’ye ne kadar teşekkür etsem azdır!)

Hayata değer katan insanların, çözümün bir parçası olan insanlar olduğunu gördüm.

Hayat başarısı = insan ilişkileri basarisi + risk almak. Risk almak: millet Mersin’e giderken tersine gitmek.

Yazılı basında (Almanya’da) her gün karşıma çıkan kelimeler: Gençlik, proje, kültür ve eğitim.

Ön yargıları kırmanın en iyi yolunun neye karşı olumsuz ön yargınız varsa onla yüzleşmek olduğunu söyleyebilirim. Örneğin bir ülkeye karşı ön yargınız varsa o ülkeye gidin. Bir insana karşı ön yargınız varsa o insanı tanımaya çalışın, arkadaş olun 😉

Dil öğrenmek demek yeni bir kültürü öğrenmek demektir ve bu en iyi o dilin konuşulduğu o kültürde, o dilin kültürün insanlarıyla öğrenilir. Örneğin Almanca kuralcı bir dil. Neden? Almanya’ya gelirseniz anlarsınız nedenini 😀 Ya da Türkçe çok esnek bir dil. Valla öyle kural neyim tanımaz aynı toprağımız insanı gibi, her kalıba uyar. (bkz: nah bu kadar: uzunluk birimi, vay pezevenge bak: beğenme olarak, senin araba kaç basıyor: hız birimi, anasının şeyinde: uzaklık birimi, bu da göt kadarmış: küçüklük birimi, gâvur şeyi gibi ya: sıcaklık birimi, götüm dondu: soğukluk birimi) 😀

Koca bir yılı yabancılara bizi, Türkiye’yi anlatmakla geçirdim, başkalarının ülkemiz ve İslam dinine karşı önyargılarını duymak ve bunları kırmak zor olsa da gönüllü görevlerimden birisiydi ki şöyle: biri çıkar Bizans temsilciğinden bahseder, İstanbul’a Konstantinopolis der. Türkiye haritasında Küre dağlarına Pontus dağları yazar. Türkiye’de Arapça mı konuşuyorsunuz? Deveyle mi seyahat ediyorsunuz? Çölde mi yaşıyorsunuz? Erkekler birden fazla eşle mi evli? Kadınlar burka mı giyiyor? İçki içiyor musunuz? Teröristler (eli silahlı El-Kaide terör üyelerini vs. kastediyorlar) var mı? Sarışın, mavi gözlü Avrupalı kadınları kaçırıp tecavüz mü ediyorsunuz? Sabah, öğle ve akşam döner mi yiyorsunuz gibi sorularla hep karşılaştım. O değil de teknolojisine yandığım, Avrupa’da en fazla interneti kullanan memleketin üniversite öğrencisi (uluslararası ilişkiler bir de) bile bu soruları sorunca “O diplomayı alınca münasip yere as” (bkz. Münasip yer: duvar) diyesim geliyor. Yani nedir, varsa bu kadar ön yargın git yavrum, kendi gözlerinle gör, sene de dünyanın her yerinden 30 küsur milyon turist geliyor, gidip beş yıldızlı otelde malak gibi yatsan da, manda gibi yiyip içip sıçsan da git gör!!!

Politikam: Plan, program, proje oldu.

Gönüllülük keyfiyet değil bir iştir (teşekkürler Orkun Özen).

Bir buçuk yıl boyunca ismi Hans veya Helga olan bir Almana rastlamadım! 😀

Aylık 300 Euro’yla yaşamasını öğrendim. Bu parayla Almanya’da 10 şehir ( Kassel, Osnabrück, Halle, Witzenhausen, Göttingen, Berlin, Braunschweig, Aachen, Dresden, Hannover) ve Avrupa’da 6 ülke (Macaristan, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Hollanda, Belçika,) 7 şehir gördüm (Budapeşte, Viyana, Prag, Varşova, Krakow, Maastricht, Eupen ). Üstüne iki kez TEST DAF’a 350 Euro bayıldım ve hiç birikim yapmadım 🙂

Gurbetteysen telefonunda her zaman kontör bulunduracaksın, zira çoğu zaman ihtiyacın olan şey sadece dost muhabbeti olacak!

Yıllar yıllar sonra yeni bir yabancı dil (İspanyolca) öğrenmenin hazzını yaşadım, her ne kadar sonradan bırakmak zorunda kalsam da (bkz. Sağlık her şeyin başıdır!)

EVS boyunca mentorlarım için yaptığım seminer hazırlıkları el işi becerilerimi geliştirdi. Öğretmenlikte çok işime yarayacağını düşünüyorum (6 yıl sonra gelen edit: valla yaradı 🙂

Her ne kadar bilgisayarda çalışmaktan nefret eden biri olsam da bilgisayar kullanma becerim de gelişti ister istemez. (bkz: Ya seve seve ya da …) (Anladınız siz onu 😉

Kendi kendine yeten bilen bir insan oldum 😀

Düşünmek için çok vaktim oldu. İşi „düşün düşün boktur işin’e kadar götürdüm;)

Televizyon alsaymışım iyi olurmuş.

İki şeyi gözümde büyütmemek gerekiyormuş: 1. İşleri. 2- İnsanları.

EVS’in özeti: „Eğer bir düşün varsa düşünü kovala!“

Gönlü zengin gönüllü gezgin Ahmet Akyol.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir