İran Gezisi 22-29.01.2019

21.01.2019 Pazartesi günü 18.10 uçağıyla Bodrum’dan İstanbul’a uçtuk. Tahran uçağımız 23.50’de idi. Saat 04.00 civarı Tahran’daki IKA havalanına indik. Diğeri yurt içi uçuşların yapıldığı Mehrebad hava alanı. Sabah yediye kadar hava alanında takılıp sonrasında metro ile otogara geçelim dedik. Ancak gelen yolcu katındaki taksi şoförleri ile “tırnakçılar”ın yoğun tacizine uğradık: su getirmeler, çay ikram etmeler… Elinizdeki dövizi en ucuza bozdurup (bu sizin zararınıza, onların kârına) en pahalı fiyattan gideceğiniz yere götürmeye çalışıyorlar. Tabii fiyat sorduğum iki kişiden ikincisine 100 dolar verdim ve karşılığında 5.000.000 riyal aldım. Diğer tırmakçı 4.200.000 teklif etmişti. Neyse, metroya doğru giderken girişteki cafe çalışanına hangi hatta binelim diye sorduk. Bir anlattı ki binmekten vazgeçtik. Snapp adlı uygulamadan Reza isimli bir şöfor çağırdı. Adam bizi ilk başta yanlış otogara götürdü (Adamın suçu yok, ben havaalanında çalışan infocuya sorduğumda Azadi terminalinden Kaşhan’a giden otobüse bineceksiniz demişti). Tahran’da tam dört tane otogar var ve siz hangi şehre gidecekseniz o şehre giden otobüslerin kalktığı otogara gitmeniz gerekiyor. Biz Kaşhan’a gideceğimiz için Terminal-e-Jonoob isimli güney terminaline gitmeliymişiz. Ama eğer Tahran’dan Tebriz’e gidecekseniz kuzey terminaline gitmeniz gerekiyor. Siz sizin olun bunu internetten filan iyice araştırın. Sonrasında Tahran trafiğinde bir buçuk saat daha dolandık. Şoför ile 50.000 riyale anlaşmıştık ama bizden 1.100.000 riyal (yaklaşık 10 dolar) aldı. Ülkemize gelen turistlerin özellikle İstanbul’daki taksiciler tarafından gideceği yere dolaştırılarak götürüldükleri için fazla para ödedikten sonra hissettikleri duygularını çok daha iyi anladım ve kendi ülkemden sonra en az bizim kadar Müslüman (!) olan İran’da yediğimiz kazığın tadını çıkardım J Neyse ki yol üstünde Kaşhan otobüsünü yakaladık ve iki kişi için 420.000 riyal ödedik. Otobüsler hemen hemen Türkiye standardındaydı. Seyahat boyunca önümüzde cep telefonundan sesli şekilde dizi izleyen abilerle arkadamızda çekirdek fişleyen ablalarla Kaşhan’a vardık. Kaşhan’da otobüs otogara girmiyor, merkeze yakın bir meydanda yolcuları indiriyor. Buradan 100.000 riyal ödeyerek taksiyle hostele geçtik. Hosteli, yolu Kaşhan’a düşen herkese tavsiye ederiz, ismi Sana Historical Hostel. Kaşhan’da gezilecek yerlerin yanıbaşında. Bizi Mustafa karşıladı. Güleryüzlü ve İngilizce konuşan bir çalışan. Odaya eşyaları attıktan sonra yemeğe gittik. Tavsiye üzerine Abbasi Restoranını seçtik ki Youtube’da izlediğimiz videolarda da burasını görüp beğenmiştik. Suzan da ben de farklı yemek söyledik ve yanına ayran içtik. Yemekten önce ayran, yeşillik ve ekmek geliyor. Yemeğe 850.000 riyal ödedik. Yemekten sonra 3 mekan için bilet aldık ve sırasıyla Tabatabei House, Abbasian House ve Sultan Amir Ahmad Hamamını gezdik. Vakit akşam olduğu için gezmek istediğimiz halde Borujerdi House ve Agha Bozorg Camiini gezemedik çünkü gittiğimizde kapanmışlardı. Biz de merkezden dışarı çıkarak kentin topraktan yapılmış kalesini gezdik. Kale içinde devasa iki sarnıç vardı ve kubbesinin kalınlığı yaklaşık 1.5 metre idi. Sanırım bunun sebebi yaz sıcaklığına karşı suyun buharlaşmasını engellemekti. Kale içinde yerleşim olmadığı için ufak çaplı tarım yapılıyordu. Bu esnada önümüzden fırlayan tilki güzel sürpriz oldu J Sonraki durağımız İstanbul kapalı çarşı benzeri eski pazardı. Gördüğümüz kadarıyla turistlerden çok Kaşhanlıların alışveriş için tercih ettikleri ve genelde akşamları yoğun olan bir mekân. Hiçbir şey satın almadan ve akşam yemeği yiyecek nezih bir mekan bulamadan yavaş yavaş hostele döndük. Odadaki TV’den zaplaya zaplaya biraz Farsça programlara bakarak zaman öldürdük. Sabah uyandığımızda güneş ışınları vitraylardan odanın içine rengarenk yansıyordu. Bir önceki günün uykusuzluğunun acısını fena çıkartmıştık. Akşam yemeğini geçiştirdiğimiz için de kahvaltıya kurtlar gibi saldırdık. 3 çeşit reçel, beyaz peynir, haşlanmış yumurta, içine gül suyu katılmış çayla şu ana kadar gezdiğim ülkelerin içinde Türk kahvaltısına en yakın kahvaltıyı yaptım;) Kahvaltıdan sonra valizi topladık ve bir gün önceki taksici Macit 150.000 riyal karşılığında bizi otogara bıraktı. İran’daki otobüsler için önceden rezervasyon yaptırmanıza veya bilet almanıza gerek yok. Otogara gidince nereye gitmek istediğinizi birilerine söyleyin onlar sizi o şehre giden firmanın yazıhanesine götürüyor ve kalkan ilk otobüse biletinizi alabiliyorsunuz. Yani İran’da Avrupa’nın planı veya düzeni yok, her şey doğaçlama. O yüzden çok da detay yapayım diye kasmayın. Su akıyor ve siz de bir şekilde yolunuzu buluyorsunuz.J Biz de İsfahan’a hareket eden ilk otobüse biletimizi (iki kişi 320.000 riyal) aldık ve yola çıktık. Hem Tahran-Kaşhan (300 km, yaklaşık 3.5 saat) hem de Kaşhan-İshafan (210 km, yaklaşık 2.5 saat) arası manzara bana Ereğli-Konya ile Ereğli-Belkaya (köyümüz) arasını anımsattı. Çöl görmek için buralara gelmeye gerek olmadığını çok iyi anladım çünkü bizde Karapınar nam-ı diğer kum şeytanı var.JJJ Dağları biraz ilgimi çekti, motosikletle seyahat ediyor olsaydım bir tanesinin yakınına gidip biraz tırmanış yapmak isterdim. Biraz dışarıyı izleyerek ama çoğunlukla kitap okuyarak İsfahan’a geldik. Otogarda bir taksiciyle pazarlık yaparak 200.000 riyale kendimizi Ragrug hostele attık. Konaklama için tavsiye edebileceğimiz bir mekân Ragrug hostel. Odalar temiz ve personel güleryüzlü ve dil sorunları yok. Eşyaları odaya attıktan sonra 43 nolu otobüsle Nakş-i Cihan meydanına gittik. Yolda genelde insanlara adres sorduğumuz için birçok insanla tanıştık. Reza bizimle aynı otobüse bindi ve gideceğimiz yere kadar eşlik etti. Her zaman olduğu gibi kenti gezmeye başlamadan önce karnımızı doyuralım dedik ve hostel çalışanlarının bize tavsiye ettiği Atigh (eski demekmiş) restorana gittik. Hem Suzan hem ben farklı kebap söyledik. Yanına pilav ister misiniz diye soruyorlar. Evet derseniz koca bir tabak pilav geliyor. İki kişi bir tabakla rahat doyabilir. Fazlasına gerek yok. Yemekten sonra dünyanın en büyük ikinci meydanı olan Nakş-i Cihan meydanını (birincisi Çin’deki Tiananmen meydanı imiş) ve etrafındaki yapıları dolaştık. Lakin bir gün önce Kaşhan’da yeterince camii, çini, vitray gördüğümüzden olsa gerek artık yeter dedik. Biraz da buranın kapalı çarşısını dolaştık. Eğer yüzünüz biraz yumuşak olursa Kemeraltı’ndaki muameleyi burada da yaşamanız olası.L Herkes yanına çağırıp bir şeyler satmaya çalışıyor. Selam verirseniz kendinizi bir dükkanda bulabilirsiniz (Tecrübeyle sabit J) Evet selam verdik ve ismi Süheyl olan elektrik-elektronik mühendisliği öğrencisinin safran dükkanında safran çayı denerken bulduk kendimizi. Tabii ki safran almadık ancak safranla ilgili çok şey dinledik. Süheyl para biriktirip kapağı yurt dışına atma derdindeymiş. Anladığım kadarıyla, ülkemizde de olduğu gibi üniversite eğitimi almış, teknolojiyi aktif kullanan, yabancı dile hakim ve başka ülkelerde yaşamın nasıl olduğunu bilen gençlerin ilk hedefi bu. Süheyl’e teşekkür ederek ve bol şans dileyerek dükkandan çıktık ve hostele doğru yola düştük. İndiğimiz yerde 43 nolu otobüse binerek aynı güzergâhtan hostele döndük. Resepsiyonist saat 20.30’da ev yapımı yemek gelecek dedi. Fiyatı da 100.000 riyal olduğu ve akşam yemeği henüz yemediğimiz için hemen kabul ettik. Yemekte bir Fransız, bir Portekizli ve birkaç hostel çalışanı bize eşlik ettiği için sohbet ortamı gayet keyifliydi. Hostelin en güzel tarafı bizim gibi farklı ülkelerden gelen sırt çantalılarla tanışma imkânımızın olması ve muhtelemen benzer rotaları takip ettiğimiz için herkes birbirininin tecrübelerinden faydalanabilmesidir. Bazen de birkaç gün sonra başka bir kentte karşılaşıyorsunuz. Ülkemizde hostel mantığının tutmamasına yine üzüldükten sonra üstümüze yemeğin ağırlığı çökünce tekrar odaya çekildik ve alkolsüz bira & çekirdek eşliğinde zaman geçirdik. Kahvaltıda Pakistan’da Arap dili ve edebiyatı okuyan Hamza isimli Türkle karşılaştık. Kendisi Pakistan’tan Türkiye’ye kara yolu ile geze geze gidiyormuş. Ondan da Şiraz hakkında bilgi alıp vedalaştık. Snapp uygulamasıyla çağırttığımız taksiyle otogara geçtik ve 620.000 riyal ödeyerek satın aldığımız biletlerle Şiraz için yola düştük. Bizden başka 2 Alman gezgin daha vardı. Biraz sohbetten sonra otobüse atladık. İshafan trafiği, Tahran ve Kaşhan trafiği kadar berbat idi. Tek kuralın geçerli olduğu (hiçbir kurak yok) bu memlekette araç filan kiralamaya kalkmayın. Her taraftan motorlar çıkıyor. Motor piyasasında artık ülkemiz için üretilmeyen ve bize getirilmeyen Honda CG 125 serisi açık ara önde gidiyor. Sonra, TVS Apache ve Bajaj Pulse geliyor. Motorcular kask takmıyor ve hunharca ters yönden bile gidiyorlar. Ülkenin tamamı ehliyeti kasaptan almış gibi:D Neyse buna da alışırız. Almanlarla anlaştık, Snapp’ten araba çağırdılar. Şehir merkezine birlikte gittik ve hesabı paylaştık (Gerçekten Alman usulü oldu:D) Hem sohbet çok iyiydi hem de sadece 25.000 Riyal ödedik. Baktık bu şekilde taksiye az para veriyoruz, hep Snapp’ten araba çağırttık.J Neyse, merkezde Alman dostlardan ayrıldıktan sonra yürüyerek hosteli bulduk. Yine hostelworld.com’u kullanarak yerimizi ayırttığımız Sunny Land Guest House’u çok beğendik. Resepsiyondaki Vahit bize çok yardımcı oldu. Her şeyden önce iyi bir restoran tavsiye etti. Fooka adlı restorana yollandık ve hemen iki kebap, bol pilav ve ayran söyledik. Hunharca yedikten sonra yediklerimizi eritmek için meydanda görülecek ne varsa hepsini gezdik. Hava iyice kararınca ve soğumaya başlayınca hostelin yolunu tuttuk. Yorgunluğun etkisiyle malak gibi uyuduk ve sabah sekizde uyandık. Uyanınca kahvaltının hazır olduğunu bilmek mutluluk sebebimizdi. Kahvaltıda yine Türkiye’den bir amca, Bilkent’te okuyan oğlu ve oğlunun arkadaşı ile tanıştık. Ereğlili olan eleman sayesinde muhabbet Ereğli’nin eski günlerine gitti. Kahvaltı faslından sonra odaya dönerek eşyalarımızı bavula tıktık ve bavulu Vahit’e bıraktık. Bu kez Snapp’ten çağırttığımız araba ile Sessizlik Kulelerine gittik. Kuelelere doğru giderken üniversitede görev yapan Hamid hocayla tanıştık. Sessizlik Kulelerindeki rehberliği Hamid Bey güzel İngilizcesiyle yaparken bizimle birlikte iki kuleye de tırmandı. “Helal olsun” dedim kendisine. Kendisinin Şirazlı olduğunu ve 10 yıldırYezd’de görev yaptığını, daha önce de birçok kez Türkiye’ye gittiğini söyledi. İstanbul Beylikdüzü’nden ev alıp Marmara üniversitesinde çalışma planından bahsetti. Kendisine şans dileyerek vedalaştık. Sonraki durağımız Zerdüştlere ait ateş tapınağı idi. Snapp’ten araç çağırtarak tapınağa hareket ettik. Bizimle birlikte araba Çinli bir genç bindi. Gördüğüm konuşkan ve akıcı İngilizcesi olan nadir Çinlilerden birisiydi. Bunu kendisine söylediğimde güldü, Amerika ve Kanada’da okuduğunu söyledi. Türk olduğumuzu öğrenince o da Türkiye’de gezdiği yerleri sıraladı. Ben de en son okuduğum kitabın Alibaba ve Jack Ma ile ilgili olduğunu söylediğimde tekrar güldü. Yine havadan sudan İran’da neleri gördün, neleri gezeceksin muhabbetinden sonra tapınağa vardık.

Ülkemizi gezip birçok yerini ziyaret eden yabancıların ülkelerine gitmediysem hep bir eksiklik hissederim. Dilci olduğum için ve zamanında turizmde çalıştığım için bir nevi şanslıyım. Şu andaki hedefimiz sınır komşularımızı ziyaret etmek ve onlar hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak. İran’daki bu yolculuğumuzdan çıkardığım en büyük ders bu oldu.

Zerdüşt ateş tapınağı aynı zamanda müzeye de sahip. 470 yıldır yanan ateşi gördükten sonra müzede bayağı bilgilendik. Müzeden sonra merkeze yürüdük ve ara sokakta bulduğumuz bir restorana daldık. Hemen 2 kebap söyledik ve yemekler gelene kadar da bir güzel uzandık. Yemekten sonra hostele döndük. Biraz da burada dinlendikten sonra Snapp’ten çağırttığımız taksiyle otogara geçtik. Şiraz’a giden ilk otobüse 800.000 riyal ödeyerek biletlerimizi aldık ve akşam saat beşte yola çıktık. Kâh uyuyarak kâh kitap okuyarak Şiraz’a saat 22.30 gibi varabildik. Otobüsten inmeden koridorun diğer tarafında oturan elemanı gözüme kestirdim ve “Snapp’ten bize araba çağırabilir misin” diye sordum. Şansıma eleman üniversitede bilgisayar mühendisliği öğrencisi çıktı ve İngilizce konuşabildiğimiz için derdimizi anlattık. O da araba konusunda seve seve yardımcı oldu ve otobüsten inip valizimizi aldıktan beş dakika sonra arabaya atladık. Artık maymun gözünü açmıştı ve bu Snapp uygulamasını daha çok sevmeye başladık:D Şiraz’daki konaklama mekânımız Taha Hostel’di ve bu şehirde konaklama için kesinlikle doğru adres. Şu ana kadar konakladığımız hiçbir mekânda 7/24 ücretsiz çay-kahve servisi yoktu. Kahvaltısı gerçekten saat 13.00’e kadar uzatılmış ve hostelin orta yerindeki ortak alanda günün her saati sohbet edecek insan bulmak mümkündü: Avustralya’dan Paris, Güney Kore’den bisikletiyle yola çıkmış Yang, Çin’den aynı şekilde yola çıkarak yolculuğunu esnasında bulduğu köpeği Kenton’la bisikletle gezen Alice, uzun saçı ve sakalıyla Hazreti İsa’yı anımsatan Alman Ben, Fransız Jean ve diğerleri. Hostelin yöneticisi Hamid, sizinle birebir ilgileniyor. Hostele varır varmaz bizimle Türkçe konuştu ve tüm sorularımıza cevap verdi. Şiraz-Tahran arası 800 km olduğu için bize tren veya otobüsle gitmek yerine uçakla gitmemizi tavsiye etti ve kaşla göz arasında İran Air’den Şiraz-Tahran biletlerimizi aldı. Biraz planımızdan sapsak da tüm geceyi yolda geçireceğimize uçarak gitmek daha az yorucu olur dedik ve 60 doları bayıldık:D Bilet işini hallettikten sonra odamıza geçtik ve uzun otobüs yolculuğunun verdiği yorgunlukla sabah erken kalkmamak üzere uykuya daldık. Sabah kahvaltıdan sonra dinlenmek için kendimize zaman ayırdık çünkü Şiraz’a gelene kadar it ayağı yemiş gibi her gün farklı bir şehre gittik. Enerji depoladıktan sonra internetten ücretsiz free walking tour ayarladık. Daha önce hiç yapmadığımız bu turu iki sebepten dolayı çok sevdik. Birincisi ücretsiz olması:D İkincisi ise bizi gezdiren Nazanin adlı rehber Şirazlı idi yani şehrin yerlisi. Kendisi dört yıl önce İngilizce öğretmenliğini bırakmış ve turist rehberliğine başlamış. Hem İngilizcesi sayesinde hem de şehri avcunun içi gibi bilmesi sayesinde tadından yenmez bir şehir turu yaptık ve 3 saat içerisinde Şiraz merkezi epey gezdik. Nazanin’e bu www.persiaguide.com siteden ulaşabilirsiniz. O sizi gezdirdikten sonra kalan mekanları da kendiniz rahat rahat gezebilirsiniz. Biz de öyle yaptık zaten:D Şehir turumuzdan sonra kendimizi hostele yakın olan Syrah Cafe Gallery’de bulduk. Yemek yemek için doğru mekân. Hem fiyat olarak iyi hem de İran mutfağından yemekler tadabilirsiniz. Bu mekânda masa ararken hostelde tanıştığımız Avustralyalı Paris’le karşılaştık, hem yemek yedik hem de sohbetin dibine vurduk. Yemekten sonra hostele bedava çayımızı içmeye ve diğer elemanlarla muhabbet etmeye gittik. Çay keyfi esnasında bir sonraki gün için yapacağımız Persepolis gezisini de netleştirmeye çalıştık. İran’da Bodrum’daki gibi profesyonel tur acentaları yok. Varsa da sezon dışı geldiğimiz için biz çok denk gelmedik. Persepolis gibi antik kentlere 3 şekilde gidebilirsiniz: 1. Taksi ayarlayarak veya Snapp’ten bir araç çağırarak. Biz Snapp kullanmadık bu sefer ama siz bütçenizi düşünüyorsanız çağırabilirsiniz. Tek kişi olmanız sorun değil, hosteldekilere sorun mutlaka size eşlik edecek birileri çıkacaktır. 2. Biz hostelin ayarladığı araba ve rehber seçeneğini kullandık. Tur özel olduğu için ücreti 40 avroydu. Biz Fransız Jean’la anlaşarak 3 kişi gitmeye ve ücreti paylaşmaya karar verdik. 3. Şiraz’a gelmeden önce kaldığımız hostelde bize şehirler arası taksiyle gitmemizi ve o esnada yol üstündeki Pasargard, Nekrepolis ve Persepolis’i içeren bir öneri yaptılar ama otobüsle yolculuk daha az yorucu olur diye bu teklifi kabul etmedik. Sanırım o da 40 dolar gibi bir ücretti ama şu an hatırlayamıyorum. Bu şekilde giden 2 Türkle Nekrepolis’te karşılaştık. Siz eğer bu yolu denemek isterseniz ve sayınız 4 kişi filansa gayet ekonomik oluyor aklınızda bulunsun. Cumartesi sabahı erkenden kahvaltımızı yaptıktan sonra aracımız geldi ve yola çıktık. Arabanın şoförü aynı zamanda tur rehberi. İsminin telafuzunu anlamadığım haliyle ismini öğrenemediğim rehberin kokartı filan yoktu. Bize aktardığı bilgiler sanırım anlata anlata ezberlediği şeylerdi ama olsundu. Biz sabahtan akşama kadar sırasıyla Persepolis, Pasargard ve Nekrepolisi gezdik. Bu tura ören yerleri giriş ücreti veya öğle yemeği dâhil değil, bilginize. Her giriş için kişi başı 200.000 riyal ödedik ki normal müze girişlerinden daha pahalı. Pasargard’tan sonra rehber bizi yerel yemeklerin yapıldığı ve bizden başka kimsenin olmadığı Bamdad adlı bir restorana götürdü. İran gezimiz boyunca en pahalı kazığı pardon yemeği burada yedik. Size laf arasında tavsiye: Menüyü ve fiyatları görmeden o mekânda yemeyin, içmeyin ve alışveriş yapmayın. Biz tabii ne menü istedik ne fiyat sorduk! Önümüze geleni sessizce yedik çünkü açlıktan gözümüz dönmüştü. Maalesef yiyebileceğimizden fazla pilav vs. geldi. Kişi başı 700.000 riyal para ödedik ki yazının bundan önceki kısımlarında okuduğunuz üzere normalde 2 kişinin doyabileceği bir bedeldi bu. Biraz bozulduk tabii, Fransız arkadaşımız Jean daha fazla bozuldu çünkü adam 1 yıldır dünyayı geziyor, belli bir bütçesi var ve anlattığı kadarıyla bütçesinin sonuna doğru geliyor. Neyse orada rehberle herhangi bir tartışmaya girmedik çünkü turumuz daha devam ediyordu. Adam sanırım hem kendi yemek parasını bize ödetti hem de komisyonunu aldı:D Biz üç kişi 2.100.000 riyal ödedik ki o günkü kura göre 18 dolardan bahsediyorum. Velhasıl yemekten sonra üstümüze çöken ağırlıkla hasbelkader Nekropolis’e gittik. Nekropolis’in girişi de 200.000 riyal ama gerçekten değer. Dalyan’a gidip kaya mezarlarını gördüyseniz Nekropolis size bundan fazlasını sunuyor. Nekrepolis’te rehber açıklama yaparken iki kadın turist dinlemek için izin istedi. Sonra bizim Türk olduğumuzu anlayınca Türkçe konuştuk. Yani yancılarımız da kendi vatandaşımız çıktı:D İzmir’den gelen bu hemşerilerimizle daha sonra Tahran hava alanında da karşılaştık ve aynı uçakla İstanbul’a döndük. Hacı hacıyı mekke’de hoca hocayı tekkede bulur hesabı biz de gezginleri buluyoruz:D Nekrepolis’ten sonra Şiraz’a geri göndük. Vakit geç olmadan şu alışveriş işini de aradan çıkaralım dedik ve kendimizi Şiraz’ın kapalı çarşısına attık. Bu kez önceden fiyat sorarak bir şeyler almaya karar verdik. İlk defa bir turda gerçekten hediyelik eşya aldık (bonkörlüğümüz mü tuttu ne :D) Birkaç şal, bir iki sürme altı üstü. Alışveriş işi de bittikten sonra hostele dönmeden yine Syrah Cage Gallery Cafe’de bu kez salata yedik (240.000 Riyal). Hostele vardıktan sonra müdür Hamit’e öğlen yemekte ödediğimiz fiyattan şikayetçi olduk ve biraz indirim yapmasını istedik. Sağolsun bizi kırmadı ve 25 dolar ücret aldı. Yanımızda, rehberi de arayıp bi güzel haşladı. Ohh olsundu, canımıza değsindi. Bir daha şark kurnazlığı yapmasın pezeveng:D (Bu arada whatsup’tan Hamit’e sordum, ismi Shrazam imişJ)

Biraz hostelde takıldıktan ve çay kahve içtikten sonra yarın sabah erken kalkacağımız ve Pembe Camiiyi (Nasr El Mülk) göreceğimiz için odamıza döndük. Sabah yedide kalkıp hostele kahvaltıya gittik. Kahvaltıdan sonra camiye vardık abooo. O da ne??? Mübarek, bayram namazı gibi ancak ibadet etmeye gelen yok, zira artık camii turizme açılmış, giriş ücreti de 200.00 riyal. Özelliği sabah güneşi vitraylardan sızarak caminin içini rengarenk yapıyor, bu yüzden ismi pembe camii. Ortalık ana baba günü olunca fotoğraf falan da çekmek ne mümkün. Turistlerin çoğu uzak doğudan, kaç kare çektiklerini umarım tahmşn edersiniz=D Camii faslını da sonlandırdıktan sonra odamıza dönüp eşyalarımızı topladık. Hamit’ten bize Snapp’ten araba çağırmasını rica ettik. Saat 11.30’da gelen araçla Şiraz Havaalanına geçtik. Şiraz havaalanı daha çok yerel uçuşlara ev sahipliği yaptığı için Türkiye’deki birçok otogardan daha küçük bir binaya sahip;) Şu ana kadar bindiğim İran Air’a ait en küçük uçak olan ATR-72 600 ile Tahran’a uçtuk. Uçmaz olaydık! Türbülansa mı girip durduk yoksa uçağın genel uçuşumu böyleydi bilemedik:D Tahran havaalanına indikten sonra saat gece 01.00’e kadar takılmayı düşündüğümüz Mohamad Hostel’e metroyla gitmeye karar verdik. Metroda gişedeki çalışanla iyi kötü anlaşıp nerede ineceğimizi öğrendik. Metro bileti 10.000 riyal, sudan ucuz, gerçek anlamda sudan ucuz:D 3 Hat değiştirerek bir buçuk saatte ineceğimiz durağa vardık. Oradan sonra yine sora sora hosteli bulduk. Hostele girmeden yok üstündeki büfelerin birinden 14.000 riyal ödeyerek ekmek arası köfte ve ayranla karnımızı doyurduk. Ya çok aç olduğumuzdan ya da çok ucuz olduğundan İran’da yediğimiz en güzel yemekti diyelirim ;P

Hostele bir vardık ki… Basmane’nin arkasındaki mekânlardan hallice. Yeminle tırstık:D Şu ana kadar hep iyi hostellerde kalmıştık ama burayı asla tavsiye etmiyoruz. Gerçi Tahran’ı da tavsiye etmiyoruz aşırı gürültülü trafiği ve keşmekeşi için yani bir nevi İstanbul. Yolculuk yorucu, vakit de az olduğu için Tahran’da çok gezemedik, sadece hostelin etrafındaki caddeleri gezdik ve bol bol hurma aldık.

Resepsiyondaki elemanı da pek gözümüz tutmadı, adam sigarayı mı içiyor sigara onu mu bilemedik. Kokuya alerjisi olan bizlerden epey beddua aldı ve bu yazıyı bitirdikten sonra hostelworld’de kendisi hakkında yorumları döşeyeceğim:D “Bize gece Snapp’ten araba çağırır mısın” dedik, “yok o saatte Snapp, siz taksiyle gidin” dedi ve 700.000 riyal fiyat çekti. Whatsuptan müdürünü aradık ve dedik böyle böyle. “Ben ona söylerim, siz merak etmeyin” dedi. Biz de A planı olarak Snapp, B planı olarak taksiyi düşündük ve saatimizi gece 01.00’e kurup vurduk kafaları yattık. Çalan alarmla beraber yataktan fırlayıp dağıttığımız eşyaları toplayarak elemana haber verdik. O saatte de Snapp oluyormuş demek ki arabamız beş dakika içinde geldi ve gece olduğu için hiç trafiğe takılmadan havaalanına gittik. Check-in’den sonra üzerimde kalan riyalleri dolara çevirdim. Hava alanında adı Sourena Exchange döviz bürosu var ve kuru da gayet iyi: 1 dolar 115.000 riyal (yazının başındaki tırnakçı 1 dolara 50.000 riyal itelemişti. İnternetteki kur (1$=42.000) ile İran’daki bankalar ve döviz bürolarında kur farklı. Neden farklı? Valla orasını öğrenemedim. Ama siz bu yazıyı okuduğunuza göre benim gibi öpülmezsiniz:D) pasaport kontrolden geçip gate’e gittik. Yolcuğun bundan sonrası İstanbul uçağını beklemekle geçti ve dişe değer bir olay yaşamadık. İstanbul’a indikten sonra da 6 saat kadar da Sabiha Gökçen’de bekledik. Havaalanlarında ve otobüslerde geçen zamanlarımda bol bol kitap okudum ve okuyamadığım zamanların acısını çıkardım;) Bodrum uçağıyla da Bodrum’a döndükten sonra evimizi ne kadar çok özlediğimi anladım. Her şeye rağmen Bodrum’u sevdiğimi tekrar kendime itiraf ettim.

Peki ne kattı bana İran gezisi? Ne ders çıkardım bu geziden?

Her şeyden önce komşularımızı tanımadığımızı gördüm. Çok derin bir kültüre, tarihe ve edebiyata sahip İran hakkındaki bilgilerimin meğerse ne kadar da yavanmış. Ne dilini, ne coğrafyasını, ne de edebiyatını tam olarak biliyoruz. Bundan sonra seyahat edeceğim ülkeler için daha kapsamlı araştırma yapmaya karar verdim.

Daha önce de birçok şehre ve ülkeye seyahat ettim ama nedense tam on yıldır hiçbir gezi yazısı yazmadım. Bu seyahatte notlarımı alırken bunu fark ettim ve gerçekten on yıl bu konuda hiçbir şey üretmediğime üzüldüm. Oysa ne güzel yazılı anı biriktirmiş olacaktım. Bundan sonra her seyahatimden sonra gezi yazısı yazmaya karar verdim.

Bu tarihten sonra yapacağım seyahatlerde önceliğim ülkemizin komşuları olacak. Kısmetse seneye Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan üçlüsünü gezmeye karar verdik. Gitmeden mutlaka o ülkeyle ilgili rehber kitaplar okunmalı, biz de çok okuyarak seyahate hazırlanmaya karar verdik. Eee, ne demişler: Çok gezen mi bilir yoksa çok okuyan mı? Cevap: Gezerken okuyan:D

Son söz: İran’ı tavsiye eder miyiz? Kesinlikle tavsiye ederiz! Nesini tavsiye ederiz? Vizesiz olduğu için, Van’dan otobüsle, yazın trenle seyahat imkanı olduğu için, Türkiye’ye göre daha ucuz olduğu için, kışın bile havası güzel olduğu için, mimarisi için, yemekleri için, tarihi için….

Zaman ayırıp buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Gezi boyunca çektiğimiz fotoğraflarla hazırladığımız ve Youtube kanalıma koyduğumuz videodan ulaşabilirsiniz. Youtube kanalımıza abone olmayı ve videolarımızı paylaştıktan sonra yorum yapmayı unutmayınız.

Yolunuz açık olsun.

A & S Akyol.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir