KAFAYI KULLANMA KILAVUZU VIII – NEDEN VE NASIL DİLCİ OLUNUR?

Sevgili öğrencilerim, merhaba.

Uzun zamandır erteleyip durduğum bu yazıyı sonunda kaleme alabildim. Bu yazımız özellikle II. dönem bölüm seçecek 10. sınıf öğrencilerini ilgilendirmekte. Şu ana kadar belki de hayatınızı etkileyecek en ciddi karar bu olsa gerek (şu anda okuduğunuz okulu saymazsak). Benim tavsiyem yabancı dile veya dillere az buçuk ilgisi olanların yabancı dil bölümünü seçmesi. Şimdi, “Hocamız niye yabancı dil bölümünü tavsiye etti?” diye soracaksınız. Yazının kalanında dilim döndüğünce ve kalemim yettiğince bu sorunun cevabını vermeye çalışacağım. Öyleyse başlayalım:

  1. On birinci ve on ikinci sınıfta yabancı dil bölümünü seçen öğrencilerin haftalık ortalama 14-16 saat İngilizce dersleri olacak. Yani İngilizceniz karneye yüksek düşerse bu otomatik olarak sizin okul başarı puanınızı arttıracak. Ayrıca göreceğiniz sözel grubu dersler sizi üniversiteye hazırlayacak. Eski sisteme göre bahsedecek olursak Türkçe, edebiyat, tarih, felsefe, coğrafya, din kültürü ve ahlak bilgisi gibi dersler ya ana dilinizde ya da yabancı dilde karşınıza gelecek. Örnek vermem gerekirse üniversitede uygarlık tarihi, Türk eğitim tarihi, İngiliz, Alman vs. edebiyatı, İngiliz, Alman dili ve yapısı, karşılaştırmalı edebiyatı, dil bilgisi gibi dersler çıkacak karşınıza. Başka bir açıdan bakarsak herhangi bir sayısal öğrencisi matematik, geometri, fizik, kimya, biyoloji gibi alan derslerinin yanında Türkçe, edebiyat, tarih vs. görmek zorundayken sizlerin karşısına zaten üniversite göreceğiniz dersler çıkacak. Her şey bir tarafa yabancı dil sınavı öncesi gireceğiniz TYT’de (Temel Yeterlilik Testi) Türkçe (2017 YGS ve öncesi sözel grubunun tamamı) karşınıza soru olarak gelecek. Bana göre yabancı dil bölümündeki dersler sözel gruba girdiği için kendiniz evde oturup çalışabilir ve gerekli çabayı gösterdiğiniz takdirde okul başarı puanınızı arttırıp üniversite yerleşirken büyük bir avantaj sağlarsınız. Ve sadece 3 dersten sınava gireceksiniz: Türkçe, Matematik ve İngilizce.
  2. İnternette ufak çaplı bir araştırma yaparsanız geçen sene (2017) sınava giren ve üniversiteye yerleşen öğrenci sayılarına ulaşabilirsiniz. İstatistiklere göre sınava en az öğrenci dilden giriyor. Bu da sizin rakiplerinizi azaltıyor. “Haa, hocam ya, sayısalda vs. bölüm ve kontenjan sayısı daha çok” dediğinizi duyar gibi oldum. Doğrudur, hak veriyorum ama bölüm ve kontenjan ne kadar çoksa giren öğrenci sayısı yani rakibiniz de o kadar çoktur. Yabancı dil sınavından yerleşeceğiniz bölümlere ve kontenjan sayılarına yokatlas.gov.tr’den ulaşabilirsiniz.
  3. Efendim, inşallah üniversiteyi kazandınız, yerleştiniz ve eğitiminize başladınız. Sizlerle daha önce paylaştığım Kafayı Kullanma Kılavuzu I – Yurt Dışı Programları yazısındaki fırsatları hatırlıyorsunuzdur: Erasmus öğrenim, Erasmus Stajı, Mevlana, Training Course, Action 1.1, EVS, Work and Travel vb. Bu gibi yurt dışı programlarından faydalanmak için yabancı dil şart arkadaşlar. Şöyle bir örnek vereyim: Fen biligisi öğretmenliğinde okuyan bir öğrencinin Erasmus’la yurt dışına gitmesi için önce İngilizce öğrenmesi, sonra da Erasmus dil sınavını geçmesi gerekmektedir. Ama dilden üniversiteyi kazanan birisi Erasmus dil sınavını geçer ve yoluna bakar. Tüm yurt dışı programlarında dilciler hep bir adım öndedir. Nereden mi biliyorum? Cevap: Kendimden 🙂
  4. Beyler ve bayanlar, ara sıra sağda ve solda duyuyorum: Efem, neymiş, dilin önü kapalıymış! Güzel kardeşim, alt çeneyşe üst çeneyi kitlersen dilin önü kapalıdır. Onun dışında dilin önü hep açıktır. Bu savı ortaya sürenler gidip ayna önünde ağızlarını açıp sonucu kendi gözleriyle göre bilirler (Ulan sesli güldüm haa:) :):)
    Her şeyden önce dil altın bileziktir ve çalışma alanları oldukça geniştir: Öğretmenlikten tutun turizme, dış ticaretten tutun sivil havacılığa, mütercim-tercümanlıktan tutun medyaya. Her yerde bize ihtiyaç var.

Şimdi gençler, gelelim yazımızın ikinci bölümüne: Nasıl dilci olunur? MERAK! MERAK! MERAK! Efendiler, az ve öz söylüyorum: Eğer meraklı biri değilseniz dil bölümüne gelmeyin! Çünkü bu bölüm etrafında gördüğü şeyleri araştıran, kafa yoran, merak edenlerin bölümüdür. Yine yeni bir örnek: Eğer evinizdeki televizyonun (LG: Life is good. [Yaşam güzeldir] markasının; telefonunuzdaki uygulamanın (twitter: cıvıldamak) merak edip anlamına bakmadıysanız sizden dilci olmaz! Ne olur, orasını ben bilemem işte. Dilci dediğin bilmediğini araştırmalı, öğrenmeli ve etrafıyla paylaşmalıdır. Bir kısaltma mı gördün? Aklına hemen şu soru gelmeli: What does it mean? (Bu ne ola ki?:) Hemen internetten (interconnected network: “kendi aralarında bağlantılı ağlar” demekmiş) bak! Soru sormadığınız sürece öğrenme gerçekleşmez. Tişörtünüzdeki (T-shirt: T şeklinde gömlek) slogan, yazı, marka ne demek? Bindiğiniz arabanın ya da hayalini kurduğunuz arabanın açılımı, anlamı ne demek? BMW (Bayerische Motoren Werke) (Bavyera Motor Fabrikaları). Anlamını öğreneceğiniz her bir kelime bir gün elbet karşınıza çıkacak. Nerede işime yarar demeyin.

Dil yaşayan bir varlık ve sürekli yenilenip geliştiği için onla her zaman ilgilenmeliyiz. Yani dilci olmak sürekli bir öğrenme durumudur. Çok değil bundan 15 yıl önce selfie (self:kendi), facebook (yüz kitabı) kelimeler yokken bugün bunlar günlük hayatın birer parçası. Anlamlarını bilelim ve öyle kullanalım. Mesela shazam’lamak, google’lamak gibi fiiller türedi. Neyse, liste uzar gider. . .

Yabancı dilinizi bebeğe benzetebilirsiniz. Şayet bir bebeğiniz olsa ve siz onla uzun süre ilgilenmezseniz ne olur? Birkaç gün içinde ölür. Ölmemesi için onu yedirmeli, içirmeli, giydirmeli ve korumalısınız. Yabancı diliniz için de aynı durum söz konusudur. Yabancı dilde dizi, film, televizyon izlemeli, kitap, dergi, gazete okumalı yabancı arkadaşlar edinmeli ve yurt dışına seyahat etmelisiniz. Böyle yaparsanız diliniz gelişir.

Gelelim, tarih, coğrafya ve edebiyata. Bu alanların hiç birisi birbirinden bağımsız değildir. Merak-ilgi-okuma ve bilgi sizi bu konuda besleyecektir. Yine bir örnek: Amerika’da New York adında bir yer var. İngiltere’de de York diye bir şehir var. Bunlar arasında bir bağlantı olabilir mi? Neden diğerine yeni demişler? Ya da İngilizcede “Its raining cats and dogs” deyimi var. Türkçeye “bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor olarak çevirebileceğimiz bu ifade İngiltere’nin coğrafi konumundan kaynaklı yağışlı ikliminden kaynaklı olabilir mi? Sürekli ve şiddetli yağmur yağmasından? Evet, öyledir. (Aşırı yağışa dayanamayan çatının içindeki kedilerle vs. aşağı inmesi) Hristiyan sözcüğünün “Christ”ten gelmesi gibi yani Hz. İsa’dan olan anlamında. (Bağladık mı buradan din kültürü ve ahlak bilgisine;)

Neyse dilciler, sözü fazla uzatmaya gerek yok. Hayatımda verdiğim ilk ve ciddi karardı 2001 yılında Ereğli Anadolu Lisesinde yabancı dil bölümünü seçmek. O zamandan bu yana dil deryasından sadece bir damla içtiğimi hissediyorum. Daha öğreneceğim, öğreneceğimiz çok şey var. Bir zamanlar bir arkadaş matematikle ilgili bir fıkra anlattıktan sonra sayılarla aran nasıl diye sormuştu. Cevap veriyorum: Ben kelimelerin efendisiyim:)

Balığı vermediğimiz, aksine balık nasıl tutulur öğretmeye çalıştığımız bir yazı oldu yine zannımca. Her gün yeni bir kelime öğrenmeniz ve bu kelimelerin hayatınızı güzelleştirmesi dileğiyle…

Ahmet Hoca nam-ı diğer Herr Akyol 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir