Kafayı Kullanma Kılavuzu XI – Nasıl Tercih Yapılmaz?

Herkese merhaba! Bildiğiniz üzere hafta ÖSYM bir Ağustos gecesi üniversite yerleşme/yerleştirme sonuçlarını açıkladı. Kimine geceyi zehir etti, kimine bayram.

Tercihlerle ilgili bu yazımı tercih haftası değil de neden şimdi yazıyorum? Her şeyden önce bu sene ezber bozan bir yıl oldu. ÖSYM iyi ters köşe yaptı: Değişen sınav ve soru sistemi, ertelenen sınav tarihi ve son olarak da yerleştirme sonuçları. Yerleştirme sonuçları elimize analiz edilecek bilgiyi verdi.

Bazılarınız şöyle düşünebilir: “Hocam, siz rehberlik öğretmeni misiniz? Tercihden mercihden ne anlarsınız?” Kısmen haklı olabilirsiniz. Ancak şunun altını çizeyim, benim yediğim kazıklar buradan bizim köye yol olur 😀 Ben bir değil, iki değil, üç değil tam altı kez üniversite sınavına girdim arkadaşlar. Sırasıyla, 2003’te Ege Üniversitesi İngiliz Dil ve Edebiyatı, 2007’de Dokuz Eylül Üniversitesi Almanca Öğretmenliği, 2008’de Anadolu Üniversitesi Dış Ticaret bölümünü ve son olarak 2017’de ODTÜ İngilizce Öğretmenliğini kazandım. 2004 ve 2005’te herhangi bir programa yerleştirilemedim. Ek tercih de yaptım, 2006’da hiç sınava girmedim. Bugün ais’te girdiğim sınav sayısı bir sayfaya sığmıyor. Sonuçta lisede görev yapıyoruz ve öğrenciler yeterince dönüt sağlıyor.

O halde başlayalım:

1. Varan bir! Arkadaşlar, puana göre tercih yapılmaz! Tercih, sizin sıralamanıza göre yapılır. Adı yüzdelik dilim diye de geçer. Öğrenci, “Hocam, bu puanla nere tutarsa oraya girerim” diyor. Lan, oğlum hayatının en ciddi seçimini böyle mi yapacaksın? İnsan, 12. sınıfın başında kendine bir üniversite, bölüm, net hedefi koymaz mı? Nasreddin Hoca fıkrası gibi ya… Ya tutarsa… Konuyla ilgili yazımı geçen sene paylaşmıştım: Kafayı Kullanma Kılavuzu IV – Doğru Bilinen Yanlışlar.

Şimdi bazı hocalarımı tenzih ederek bir şey söyleyeceğim: Okullardaki ve dershanelerdeki bazı rehberlik öğretmenleri yokatlası açıyor, öğrencinin sıralamasını giriyor ve ekranda listelenen üniversiteleri bunlar tutuyor diye yazdırıyor. Öğrenciye bundan daha büyük bir kötülük olur mu bilmiyorum. Veli cahil, öğrenci cahil, öğretmen daha da cahil! Yahu, öğrenci o bölümle ilgili ne kadar bilgiye sahip? Mezun olunca o alanla ilgili iş bulabilecek mi? Ataması vs. var mı? Böyle rehberlik mi olur? Hele dershaneler! Sırf biz şu kadar öğrenci kazandırdık demek için öğrenciye abudik gubudik yerler yazdırmalar… Yazık bu geleceğe ve gençliğe…. Yapmayın! Bir de tercih uzmanıyım diye öğrenciden az olmayan miktarda para alanlar varmış (Bir arkadaştan duydum:) Tamam al da adamakıllı yap işini. Senin puan şurayı tutuyor diye uzmanlık olmaz.

Çocuğu adına tercih yapan, onun adına üniversite, şehir, bölüm seçen velilere zaten diyecek lafım yok. İlla ki bu konuda çocuklarınızla ortak hareket edeceksiniz ancak öğrencinin fikirleri yerine kendi fikirlerine göre tercih listesi oluşturmak neyin kafası? Bugün sizin okuyacağınız şehre, üniversiteye veya bölüme karar verenler yarın evleneceğiniz kişiye, yapacağınız işe, alacağınız eve, bineceğiniz arabaya, yapacağınız veya yapmayacağınız çocuğa ve çocuk sayısına karışır. Kısaca başkalarının hayatını yaşamış olursunuz.

2.Yazmış olmak için tercih yapmak, kazandı desinler diye üniversiteye gitmek. Arkadaşlar size hep söylüyorum: Son sınıfta ders çalışırken bölümleri, üniversiteleri, dersleri, içerikleri, meslekleri araştırın diye. Kısaca önce bilgi sahibi olun, sonra fikir. 12 yıllık eğitiminizi zaten 3-4 saatlik sınava, üniversite tercihinizi bir haftaya sığdırıyorlar. Size bunun ne kadar saçma olduğunu anlatacak değilim ancak siz son sınıf öğrencisi olarak sorunun ne kadar çözümü oluyorsunuz/oldunuz? Açık öğretim fakültesinde aynı bölümler varken örgün öğretimde bu bölümleri okumanın ne önemi var? (Bu bölümler için https://www.anadolu.edu.tr/acikogretim/acikogretim-fakulteler/2/acikogretim-fakultesi/bolumler). Eğer üniversite ortamını görmek, aile yanından uzaklaşmak veya hayatınızda değişiklik yapmak isterseniz o başka 🙂

3. Beğenmeme, burun kıvırma, hor görme, aşağılama, tepeden bakma, sırt çevirme, dudak bükme vs. Bu ifadeleri son yıllarda öğrenci davranışlarında görüyorum. Gerçi yıl boyu şahit olduk ama tercih dönemi ayyuka çıkıyor. Lan, nasıl bir ülke olduysak öğrenci veya velisi şehir beğenmiyor: Örneğin Muğla, örneğin İstanbul. Sen nesin de şehir beğenmiyorsun! Muğla’da üniversite mi okudun? Yok. İstanbul’da yaşadın mı? Hiç. Muğla’ya veya İstanbul’a sor bakalım, onlar da seni beğeniyor mu?

Devam edelim. Bölüm beğenmeme: Öğrenciye naçizane bölüm tavsiye ediyoruz: medya ve iletişim, sivil havacılık, bilgisayar programcılığı vs. Aman Tanrım! O da ne? Öğrenci veya velisi bölüme burun kıvırıyor. Gören de Türkiye derecesi yapmış da bölümler arasında kararsız kalmış zanneder. Arkadaşlar ve velilerimiz, komik olmayalım=D Siz ilk onda, ilk yüzde, ilk binde, ilk on binde, ilk yüz binde değilsiniz. Bence ayaklarınız yere bassın ve gerçekçi olun. Size layık olmadığını düşündüğünüz bölümlere bakalım, siz onlara layık mısınız? Koyduk mu lafımızı? 😀 😀 😀

Son ve kanayan yaram: “Ayy, devlet mi? Ben mi? Ben özele gitcem. Benim çocuk özelde okuyor.” İyi halt ediyor. Lan, bu nasıl bir düzen! Ben devletin ilkokulunda, ortaokulunda, lisesinde, üniversitesinde okudum ve şuanda da bir devlet okulunda görev yapıyorum ve bundan da gurur duyuyorum (657’ye tabii bir devlet memurunun haklı sevinci:) Devlet üniversitesini küçümsemek ne lan? Sen devlet üniversitesini kazanacak puanı aldın mı? Senin sıralaman kaç? Sırf çocuğum özelde okuyor demek için çocuğunu özele gönderen veliler var: Bir çoğu apartman üniversitesi ve tapu kadastro gibi çalışıyorlar: Parayı alıyorlar, diplomayı basıyorlar. Şahsen çocuğum olsaydı ne özele gönderirdim ne de kendim paralı bir üniversitede görev yapardım. Ekmeğin fiyatından bihaber öğrenciden çok şey beklemiyorum. Al yüzü ver yüzü sistem sizi diploma sahibi yapar ama ekonomiye üretici olarak katkı sağlayan daha iyi bir insan yapmaz. Tercih dönemi YouTube reklamlarında adını vermek istemediğim üniversiteden bir gencimiz işini, üniversitesini övdü de övdü. Yalnız iki şey söylemedi: 1. Üniversiteye mezun olan kadar ödediği toplam ücreti. 2. O anki maaşını. O kadar paranız varsa çocuklarınıza nitelik kazandırın, parayla ego ve diploma değil (Bu arada özel veya vakıf üniversitelerinde burslu okuyan Anadolu çocukları var. Onlar içimizden biri, onları tenzih ederim). Peki nedir bu nitelikler?

a) Yabancı dil. Gençler, sizlerle daha önce Kafayı Kullanma Kılavuzu III – Kendi Kendine İngilizce Öğrenme ve Konuşma Sanatı, Kafayı Kullanma Kılavuzu VIII – Neden ve Nasıl Dilci Olunur yazılarımı paylaşmıştım. Nerede, hangi üniversitede hangi bölümü okursanız okuyun 21. yüzyılda bilgiye erişmek istiyorsanız en az 2 yabancı dil öğrenin, bilin ve konuşun.

b) Bilgisayar becerisi. Yahu teknolojiyi benden daha iyi kullandığını iddia eden öğrenci Word’de yazı yazamıyor, Excel’de veri analizi yapamıyor, Powerpoint’te sunum hazırlayamıyor, Moviemaker’ı zaten hiç duymamış. Sosyal medya hesaplarını kullanmak, bilmem şu kadar takipçiye sahip olmak benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Microsoft ofis programlarını veya benzerlerini kursa giderek veya internetten öğrenebilirsiniz. Bunun için de Kafayı Kullanma Kılavuzu IX – Öğrenmeyi Öğrenmek yazımı sizlerle paylaşmıştım.

c) Yurtdışı tecrübesi. Herkesin dilinden düşmeyen bir küreselleşme! Evet, dünya küçük bir köye döndü fakat biz dünyayı ne kadar tanıyoruz? Ne kadarını gördük? “Ya, hocam ya, dolar/euro uçtu, biz nereye uçalım” diye bahane üretmeyin. Kafayı Kullanma Kılavuzu II – Yurtdışı Programları yazımda sizlere bahsetmiştim: Erasmus Öğrenim, Erasmus Stajı, Work and Travel, EVS, Interrail, Camp America vs. mutlaka yapın.

d) İş tecrübesi. Bizim oraların bir lafı var: Herkes ağa olmak istiyor peki bu köydeki inekleri kim sağacak? Arkadaşlar üniversitede (hatta lisede) mutlaka iş hayatıyla tanışın. Yaz tatili okul için vardır, hayat için yoktur. Bir tanıdığın yanında, bir otelde, bir muhasebecide çalışın. Üniversiteye başladığınızda alanınızla ilgili yarı zamanlı bir iş bulun, staj ayarlayın. Bana, “Hocam nereden bulacağım” demeyin. 5-6 saatinizi sosyal medyada geçiriyorsunuz. Bunun için tonla site var. Yoksa gidin siz bir yarı zamanlı iş, staj sitesi kurun. Kendinize, bölümünüze, üniversitenize, şehrinize bir fark katın. Kafayı Kullanma Kılavuzu I – Tecrübelerden Öğren yazımı üniversiteye gitmeden defalarca okuyun 😉

e) İletişim becerileri. Gençler, kendinizi yazılı ve sözlü olarak ifade etme becerinizi geliştirin. Çalışacağınız iş yerlerinde tanımadığınız kişilerle (bunlar müşteriler, misafirler, başka firma çalışanları vs) diyolog kuracaksınız. İnsanlara derdinizi anlatacak, onları dinleyerek sorunlarını çözmeye çalışacaksınız. Daha önce de söylediğim gibi hayat başarısı = insan ilişkileri başarısı. Doğru Türkçe. Dilimizi doğru kullanmanız önemli. Okuyun gençler okuyun. Haftada bir kitap okuyun. Kitap deyince aklınıza sadece test kitapları gelmesin. Üniversitede kitap tartışma kulüpleri kurun, sunum yapın, etkinlikler, seminer vs düzenleyin, yazarları getirin. Ve yazın. Kompozisyon yazın. Kendinizi yazılı olarak da ifade edebilin. Yazım kurallarını ve noktalama işaretlerini öğrenin ve uygulayın.

f) Son ve geleceğin dili arkadaşlar: Kodlama. Yine atı alan Üsküdar’ı geçti. Geç kalıyoruz. Bir an önce yeni nesilin kodlama dillerini öğrenmesi lazım. Yurt dışında bazı okullar ilkokul müfredatlarına koydular bile. Fakiriyle dalga geçtiğimiz (bk. Hint Fakiri) Hindistan gençlerini yazılıma yönlendiriyor. Olay gayet basit: Bir oda, birkaç bilgisayar ve bir avuç genç. İşte size maliyeti. Nano teknolojiyi, yapay zekayı, 3 boyutlu yazıcıyı, yenilenebilir enerji sistemlerini, elektrikli otomobilleri, uzak teknolojilerini ve drone’ları size bırakıyorum.

Süslü laflara, boş motivasyon cümlelerine yer yoktu bu yazıda. Yalın gerçekler olduğu gibi size sunuldu yine. Beni ve yazıyı eleştirebilirsiniz, kızabilirsiniz. Bırakın şimdi acıtsın sözlerim ama sonra hep güldürsün. Atina’nın başına musallat olan at sineği  Sokrates gibi sizleri rahatsız etmeye devam.

Sizleri, bu ülkeyi ve mesleğini seven öğretmen Ahmet Akyol…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir