KAFAYI KULLANMA KILAVUZU XIV – Zaman ve Para Nasıl Yönetilir?

Merhaba,

Bugün okullar ara tatile girecek. Öğrenciler karnelerini alarak iki haftalık bir mola yapacaklar.

Sadece 2. dönemin değil 1. dönemin sonunda da öğretmenler odasının önünde bilindik manzaralara şahit olmaktayız. Bu manzara takdir veya teşekkür belgesi almak isteyen öğrencilerin öğretmenleri kuşatma altına almalarıdır. Stratejist olan öğrenciler her öğretmenden not yükseltmesini isteyerek not ortalamalarını bayağı yukarı çıkarıyorlar. Gençler tabii bana da geliyor ve “Hocam, performans notumu yükseltirseniz takdir veya teşekkür alabilirim” diyor. Ben de onlara şu dört soruyu soruyorum: “Senin alacağın takdirin veya teşekkürün bana ne faydası var?” Cevap: “Yok!” “Senin alacağın takdirin veya teşekkürün okulumuza ne faydası var?” Cevap: “Yok!” “Senin alacağın takdirin veya teşekkürün sana ne faydası var?” Cevap: “Hocam, aileme telefon aldıracağım.” Ben: ”Telefonun yok mu senin?” Öğrenci: “Var hocam ama en son çıkan modelini aldıracağım.” “Peki ailen ne yapacak senin aldığın takdir veya teşekkürü?” Cevabını ben vereyim: Muhtemelen çerçeveletip duvara astıktan sonra eve gelen akrabalara veya konu komşuya hava atacaklar. “Bizim çocuk takdir aldı. Seninki ne aldı?” İç ses: “Babayı aldı!” 😀

Ben bu durumda gençlere hiç kızamıyorum çünkü onlar çevrelerinde ne görüyorlarsa onu kopyalıyorlar (Yazının buradan sonrası yüksek dozda yetişkin ve veli eleştirisi içermektedir. Eğer özellikle öğrenci velisi iseniz okumayabilirsiniz). Veli, telefon isteyen çocuğuna istediği telefonu alarak ona iyilik mi yapıyor yoksa kötülük mü? Telefon aldınız, çocuğunuza hediye ettiniz. Sonra okula gelip: “Bizim oğlan/kız telefonu elinden hiç düşürmüyor. Hiç ders çalışmıyor. Hep telefonla oynuyor” diyorsunuz. Aman ne tesadüf! Telefonu almadan düşünecektin sen onu. Bazı veliler de diyor ki ”Hocam, telefon almazsam okula gitmeyeceğini söyledi.” ”Eee, aldınız şimdi ne oldu?” diye sorunca da “sürekli telefonla ilgileniyor” diyorlar. 😀

Efendim, şimdi alacaksın evladını karşına, açık açık konuşacaksın: “Git, kendine bir iş bul, çalış, telefonu kendi kazancınla al.” Eğer öğrenci çalışıyor ve kendi parasını kazanıyorsa ne mutlu! Genelde kendi kazandıkları paraları bir anda cep telefonuna veremiyorlar, elleri titriyor çünkü para kazanmanın ne demek olduğunu öğreniyorlar.

Benim dikkat çekmek istediğim asıl nokta, ben gençlere davranış değişikliği kazandırmak istiyorum. Örneğin, 3 ay çalıştınız ve belli miktar para kazandınız. Paranızı son çıkan bir telefon modeline yatıracağınıza gidin bir bilgisayar alın ve bir an önce bilgisayar becerilerinizi geliştirmeye başlayın. Bilgisayar alın ve bu konuda kendinizi geliştirin derken sabah akşam oyun oynayın demiyorum. Bilgisayarda programlamayı, kod yazmayı, excelde veri analizi yapmayı, video düzenlemeyi, montajı yapmayı, içerik üretmeyi öğrenmekten bahsediyorum. Kısacası zamanınızı ve paranızı gelecekte size para kazandıracak şeylere ve kendinizi eğitmeye harcamanızı tavsiye ediyorum.

“Hocam, siz de amma telefon düşmanı çıktınız, sanki siz telefon kullanmıyor musunuz?”diye itiraz edebilirsiniz. Evet, telefonu ben kullanıyorum. O beni kullanmıyor:) Şuan kullanmakta olduğum telefonu üç yıl önce bir akrabam bana ikinci el olarak hediye etti. İşimi görsün yeter diyorum. Yeni model almak için zamanımı, emeğimi ve paramı cep telefonu şirketlerini daha da zenginleştirmek için harcamıyorum.

Ama gelin görün ki her şeyden –maaşlardan- şikayet edilen ülkemizde asgari ücret almasına rağmen son çıkan cep telefonu modeline sahip olmak için 12 ayını kredi kartı taksitlerine peşkeş çeken çalışanlar var. Akaryakıt fiyatlarından müzdarip ülkemizde kuyruğu ekonomik anlamda biraz düzeltenler banka kredisiyle sıfır araba sahibi olmak için geleceğini bankaya ipotek ediyor. Genelde dar sokakların girişlerinde, başkalarının giriş kapısının önünde otopark parası vermek istemediği için (çünkü artık parası kalmamış :D) park halinde gördüğümüz araç sahipleri bunlar veya aracını bir yerlere gitmek için kullanmayıp, gideceği başka şehre ise otobüsle giderler. Kısaca arabaya koyacak benzin parası yoktur:D Onu da geçtim, özellikle tatil beldelerinde belki de sadece bir iki ay konaklayacağı yazlığına, villasına yarım milyar para bağlayanlar var ki Allah onlara akıl fikir versin diyorum ve başka bir şey demiyorum.  Lan o kadar parayı her yıl aynı yerde aynı denize girip aynı manzaraya bakmak için vereceğine her yıl dünyanın farklı bir yerine farklı ülkelere git! Bak bakalım, dünyada bizden başka insanlar ne yapıyor, ne yiyor ne içiyor, nasıl yaşıyor. Bu kadar garantici olmayın. Ev yatırım amaçlı alınırmış, gelecekte rahat edilirmiş, çoluğa çocuğa, toruna tombalağa kalırmış. Ben size 5 isim sayayım, bakalım bu adamlar dünyaya aynı pencereden mi bakıyor: Bill Gates, Mark Zuckerberg, Elon Musk, Jeff Bezos ve Jack Ma. Hepimizin bildiği bu kişilerin hayat amacı ev alayım, arsa alayım, bahçe alayım, ben ölünce çocuklara miras kalsın; sigortalı çalışayım, emekli olunca maaşım olsun olabilir mi? Sen, evladını öyle bir yetiştir ki kimseye muhtaç olmadan dünyanın neresinde olursa olsun hayatını devam ettirebilsin. Siz, gençlerin arkasından çekilinde kendi ayakları üstünde dursunlar ve helikopter aile modeli olmaktan biran önce vazgeçin.

Ne yapalım diye sorarsanız her şeyden önce evde bir bilgisayar ve internet bağlantısı olsun. Emin olun bunun maliyeti size son model bir cep telefonundan daha ucuza gelir. Çocuğunuz ve kendiniz için pasaport çıkartın ve en azından yabancı bir ülkeyi ziyaret edin. Biraz daha çocuğunuza yatırım yapıp onun yurt dışında dil eğitimi almasını veya yurt içinde mesleki eğitim kursu almasını sağlayın. Yaa, hocam, o kadar parayı nereden bulacağım” demeyin; her yıl cep telefonu değiştirmeye, üç yılda bir araba modeli yenilemeye, beş yılda bir mobilya değiştirmeye, otuz yıl boyunca ev kredisi ödemeye, -bazı anne ve babalar için söylüyorum- her gün sigara içmeye para buluyorsunuz!

Gelelim siz gençlere: Sevdiceklerim, bakım size şu alanlardan hiçbir kurum kişisel bir eğitim vermez: 1. Zaman Yönetimi. 2. Para Yönetimi. Evet, üniversitede finans yönetimi diye bir bölüm var ancak o bölümden mezun olup finans sektöründe çalışanlar daha kendi finansmanlarını yönetemiyorlar. Bunun yalın ifadesi şudur: Hangi üniversiteyi, hangi bölümü okursanız okuyun, hangi mesleği yaparsanız yapın, birinci önceliğiniz aldığınız parayla ay sorunu getirebilmek olsun. Ne ilkokulda ne ortaokulda ne lisede ne üniversitede kimse size paranızı nasıl kullanacağınızı öğretmeyecektir. Örnek, okul gezilerine çıkarken ailenizin size verdiği harçlıkla bir gün boyunca yeme içme ihtiyaçlarınızı karşılayıp ve belki de hediyelik eşya alacaksınız. Yazın çalışarak kazandığınız parayı eylül ayının ortasından haziran ayının ortasına kadar okul harçlığı olarak kullanacaksınız. Kısaca paranızı doğru bir şekilde harcamayı bilmeniz gerekiyor. Bunun size sadece üniversitede değil aynı zamanda iş hayatında da çok faydası olacak.

Size tavsiyem bir ajanda kullanın ve gelir ve giderlerinizi günlük yazın. Bir şeyi satın almadan önce iki gün bekleyin ve o şey olmadan hayatınızı devam ettirebiliyorsanız o şeye gerçekten ihtiyacınız yok demektir. Ama illa sahip olmak istiyorsanız o şey için ne kadar süre çalıştığınızı veya çalışmanız gerektiğinizi tekrar düşünün.

Başka bir nokta da gelirinizi üçe ayırmanız (eğer üniversite öğrencisiyseniz ailenizin size yolladığı harçlığı). Elinizdeki paranın üçte birini geçim masraflarına, üçte birini kendinize (eğitiminize, kitaplara, gezmeye) kalan üçte birini de birikime ayırın. “Hocam ben çalışıyorum ama çok para kazanamıyorum” diyebilirsiniz. Olsun, kazandığınız 300 TL bile olsa siz 100+100+100 şeklinde paranızı yönetin. Miktar ne kadar artsa da azalsa da bu oranı devam ettirin.

Bana göre şu dünya üstünde en eşit dağıtılan şeydir zaman. Afrika’ya da gitseniz, Japonya’ya da gitseniz her zaman 24 saat vaktiniz olacak. Asıl mesele zamanını yani 24 saatini ve paranı nereye harcadığın. Bugün nerede olduğumuzu geçmişte paramızı ve zamanımızı nerede, nasıl ve neye harcadığımız belirliyor. Gelecekte nereye varacağımızı da paramızı ve zamanımızı bugün nerede, nasıl ve neye harcadığımız belirleyecek. Bence koşullar epey adil, değil mi?

Lise ikide yabancı dil bölümünü seçtikten sonra ilk yaptığım şey televizyonu hayatımdan çıkarmak oldu. Televizyon izlemediğim saatlerde ders çalışmaya başlayınca dizi ve filmlerin ne kadar çok vaktimi aldığına hayret ettim. İsterseniz sizler de ajandanıza bir gün boyunca neye ne kadar zaman harcadığınızı yazarak ortalama bir hesapla zaman yönetimine başlayabilirsiniz. Mesela, uyku için şu kadar saat, yemek ve ev işleri için şu kadar saat, okul sonrası dinlenme için şu kadar saat, oyun ve sosyal medya şu kadar saat vs. Size faydası olmayanları hayatınızdan ve ajandanızdan çıkararak (Türk dizileri, bilgisayar oyunları, Instagram, Facebook, Youtube) size faydalı olanları koymaya çalışın ve sonucu benimle paylaşın.

Zaman konusunda tavsiyem yıllardır kendimin de kulladığı iki araç ve birkaç basit yöntem: Kol saati ve ajanda (para yönetimi için bir tane edinecektiniz zaten:) Arkadaşlar, paramızı nereye, ne kadar ve nasıl harcayacağımızı planlamıştık, zamanımızı da nereye, ne kadar ve nasıl harcayacağımızı planlayacağız. Şimdi bir saniye durun: Zaman yönetimi demek dakik olmak veya her şeyi saati saatine yapmak değildir. Bunu denerseniz (ve denemiş olanlarınız varsa eğer) stresle karşı karşıya kaldığınızı göreceksiniz çünkü insan bir makine veya robot değildir, bir ruhu vardır, bir günü başka gününü tutmayabilir. Siz, ajandanıza sizin için öncelik olan şeyleri yazıp yapmaya çalışacaksınız ki iş dünyasındaki tabirle öncelik sonralık sıralaması yapmış olasınız. Örneğin, benim günlük yaptığım şeyler var: kitap okumak, yürüyüş yapmak, ders hazırlığı, internetteki işlerim, dizi izlemek vs. Bunların belli bir saati yok, fırsat bulduğum anda ya kitap okurum ya yürüyüş yaparım ya da internetteki işlerimi hallederim. Ben işleri hallettikçe yanlarına birer “+” koyarım. Bu, hem iş akışını görmemi hem de kendimi iyi hissetmemi sağlar.

Başka da yeni bir alışkanlık kazanmak istiyorsanız küçük adımlar ilkesini takip edin. Yani birkaç örnekle şöyle açıklayayım: Kitap okuma alışkanlığı kazanmak istiyorsunuz ama 1 saat kitap okumak size zor geliyor. Ajandanıza kitap diye yazın ve ilk gün sadece bir sayfa kitap okuyun. Evet, evet, yanlış duymadınız, sadece 1 sayfa! Sonraki günler sayfa sayısını ikiye katlayarak (1. gün 1 sayfa, 2. gün 2 sayfa 3. gün 4 sayfa , 4. gün 8 sayfa , 5. gün 16 sayfa arttırın. 6. günün sonunda 32 sayfa sayısına ulaşmış olacaksınız ki bu da sizin yaklaşık bir saatinizi alacak. Her gün kitap okudukça ajandanızdaki “kitap” maddesinin yanına “+” işareti koyun.

Kitap okuma alışkanlığı kazandınız, sırada hep erteleyip durduğunuz spor var, değil mi? Bu arada spor derken aklınıza ücret ödeyerek gittiğiniz mekanlar gelmesin. Sahilde yürüyüş yapabilirsiniz, hafta sonları doğaya çıkabilirsiniz, yazın Bodrum’da her gün denize girebilirsiniz, bisikletle gezebilirsiniz. Aileniz veya başka sebeplerden dolayı yukarıda saydıklarımızın hiçbirini yapamazsanız bile evinizde internetten izleyeceğiniz videolardan ısınma hareketleri, ne bileyim, pilates, zumba yapabilirsiniz. Kısaca, sorunun değil, çözümün parçası olduğunuz ve şu hayatta daha iyiye ve ileriye gitmek istiyorsanız yapamadıklarınıza değil yapabildiklerinize odaklarsanız başarılı olabilirsiniz.

Hızımızı aldık madem, devam edelim gençler: Türkiye’nin kanayan yarası yabancı dil. Şu ana kadar birçok kişi bana nasıl İngilizce ve Almanca öğrendiğimi veya kendilerinin nasıl öğrenebileceklerini sordu. Cevabı basit: Zamanı ve paranı doğru bir şekilde dil öğrenmek için harcayacaksın. Buradaki kastım kurslara gitmek veya özel ders almak değil, kendi kendinize öğrenmek, odanızı, evinizi bir sınıf ortamına çevirmek. Hastalığı tedavi etmek için doğru tanıyı ve doğru teşhisi uygulamak gerekir. Ajandanıza kitap, spor diye madde madde yazmıştınız yabancı dil diye yeni bir madde daha eklediniz. İlk gün sadece 1 kelime veya kalıp öğrendiniz: mesela “English is fun”:D Ve sonraki günler bir öncekinin iki katı öğrenerek devam ettiniz. 10. günde tam 512 kelime veya cümle kalıbı öğrenmiş olursunuz ve bu şekilde 6 ay boyunca her gün bu tempoyu devam ettirdiğinizi hayal edin: sizin öğrenemeyeceğiniz bir dil olabilir mi? Gün sonunda da şöyle 20 dakikalık bir sitcom patlattınız mı tadından yenmez bir gün olur. :):):) (Bu arada daha önceki Kafayı Kullanma Kılavuzu III – Kendi Kendine İngilizce Öğrenme ve Konuşma Sanatı ve Kafayı Kullanma Kılavuzu VIII – Neden ve Nasıl Dilci Olunur? Yazılarımı mutlaka okuyun ve paylaşın)

Tabii bir de ders çalışmak isteyip türlü türlü plan yapıp bir türlü ders çalışmaya başlayamayan öğrenciler var. Anlıyorum. Alışkanlıklarımız ve kararlarımız hayatımızı oluşturur. Bu yüzden yeni bir kararla eski alışkanlıklarımızı bırakıp yeni alışkanlık kazanmak çok ama çok zordur. Ders çalışmak başlı başına zaman ve emek isteyen bir alışkanlıktır, doğru mu? Bunun için yine bildiğimiz bir tekniği uygulayacağız: fili lokma lokma yiyeceğiz. Örnekle anlatmam gerekirse, öğrenci eşit ağırlıktan sınava girecek olsun. Üniversite sınavında yapacağı dersler matematik, Türkçe, tarih, coğrafya ve felsefe vs. Her gün her dersten bir soru çözerek 30 gün boyunca soru sayısını birer arttırsın. 30 günün sonunda 5 farklı dersten 30x30x5=4500 soru çözmüş olur (Vay bee, matematiğim arada işe yarıyor haa :D:D:D) Her testi çözdüğünde yanına “+” koysun. Basit düşünmek zordur. İşte bütün mesele bu!

Ve evet yazımızın sonuna geliyoruz canlar: Bu yazıda ve önceki yazılarda size asla kendimden olmayan şeyleri tavsiye etmedim. Eğer sizlerde bir davranış değişikliği görmek istiyorsam önce ben bu davranışı kendim sergileyerek sizlere örnek olmak istedim. Tüm bu yazıların başlığının kafayı kullanma kılavuzu olmasının sebebi ise sizlere tamamen kendi tecrübelerimi aktarmak istemem. Kısaca balığı vermek yerine balık tutmayı öğreterek karnınızı her gün doyurmanız hedefim. Son söz: her gün düzenli uyumanızı (ben 00.00-07.00 arası), dengeli beslenmenizi (iyi bir kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği, bol sebze meyve ve su), bol hareket etmenizi (harekette bereket vardır), mideniz kadar ruhunuzu da beslemeyi (kitap, yabancı dil, gezi, TEDx vari videolar ve sizin bilgi seviyenizi arttıracak nitelikli insanlar) ve stresten uzak durmanızı tavsiye ederim. (Önemli olan geleceği bilmek değil hazırlık yapmaktır)

Hepinize iyi tatiller.

Ahmet hocanız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir