Kafayı Kullanma Kılavuzu XVII – Hayat Çok mu Zor?

Merhabalar sevgili gençlik!

Bayram tadında bir yazı kaleme almak istedim bugün.

En son kaldığımız yerden devam edelim.

Bu yazının konusu hakkındaki görüşlerimi yıl boyunca sizlerle sınıfta paylaştım ancak buradan tüm öğrenci velilerimize ve öğretmen camiasına da seslenerek daha faydalı olabileceğimi düşünüyorum.

Neden bu konuyu kaleme aldım? İki sebebi var. Birincisi, bu sene hafta sonu sahilde yürüyüş yaparken bir tanıdıkla karşılaştım. Hal hatır sorduktan sonra yelken yapmakta olan çocuğunu beklediğini söyledi. Ben de “Nasıl, güzel değil mi yelken sporu?” diye sordum. Mevzu bahsi geçen kişi: ”Ayy, hocam, sormayın, çocuk saat 10.00’dan beri tekne üstünde, çok zor” dedi. Ben bir dumur oldum. İçimden, “Nasıl ya, nesi zor” gibi sorular geçti ama karşı tarafa sormadım bunları, kendime sakladım. Vedalaştıktan sonra yürüyüşüme devam ettim ve bu konuda çok düşündüm: Gerçekten hayat çok mu zor yoksa hayata öyle bir anlamı biz mi yüklüyoruz? Dünyada nadir yapılan bir spor olan yelkenciliği yapabilecek kadar şanslı bir çocuğun var ancak sen ona hayatın çok zor olduğunu telkin ediyorsun. Ahan da kafam yandı:/

İkincisi ise bildiğiniz gibi her okul mezuniyet töreni yapıyor. Son sınıflar üniversite sınavına girmeden önce mezuniyetlerini kutluyorlar. Hem ders çalışıp hem de bu gibi işleri halletmek bazıları için çok bilinmeyenli denkleme dönüşüyor. Örneğin, bu sene şu sorunlardan çok şikayet edildiğini duydum: “Yaa, bir mezuniyet elbisesi bulamadım” veya “Mezuniyet balosu neden yapılmıyor” veya “Ayy, filanca okullarda şunlar bunlar yapılıyor ama bizde neden hiçbir şey yapılmıyor?” Hepsine tek tek cevabım hazır. O halde koy verelim gitsin:

  1. Lise hayatı boyunca kafasını sıradan kaldırmamış, herhangi bir ders için herhangi bir emek çekmemiş, okula zamanında gelip derslerine vaktinde girmemiş, Milli Eğitim Bakanlığının verdiği kitaplardan başka herhangi bir kaynağa veya okuma kitabına 1 lira bile harcamamış öğrenci son sınıfın son ayında kafayı nelere takmış, bundan muzdarip. Eğer son dört yılı kamera kaydına alıp bu gibi düşüncelere sahip öğrencilere izletme şansım olsaydı sanırım onlar da benim gördüğüm gerçeği görebilirlerdi.
  2. Ben ne ilkokulda, ne ortaokulda, ne lisede, ne de üniversitede herhangi bir mezuniyet törenine katılmadım. Mezuniyet törenlerinin de son zamanlarda abartıldığını düşünüyorum. Yaa, ana sınıfının mezuniyet töreni oluyor, siz manyak mısınız? Çocuk daha okuma yazmayı öğrenmemiş, siz çocuğun egosunu tavan yapıyorsunuz. İlkokul böyle, ortaokul böyle, lise böyle, üniversite böyle. Kimse de demiyor ki gerçek mezuniyet bir sonraki eğitim hayatına başarılıyla devam edebilmektir. Yani liseden mezun olmuşsun, üniversiteyi kazanamamışsın, herhangi bir işe de girememişsin. Sonra da kalkıp bu başarısızlığını mı kutluyorsun?
  3. Mezuniyet törenleri için öğrencinin harcadığı para (takımı, elbisesi, kuaförü, berberi, fotoğrafı, yıllığı, ayakkabısı, yemeği, balosu derken) az biraz bir para değil. Ben gerçekten merak ediyorum mezuniyet için harcanan miktarı geleceği için harcayan kaç kişi var? Mesela bir kursa gitmek veya sertifika için 500 TL harcamaktan korkanlar gidip elbiseye 1000 TL veriyorlar. Sonra da üniversite sınav sonucu “YERLEŞTİĞİNİZ YÜKSEK ÖĞRETİM KURUMU: HERHANGİ BİR KURUMA YERLEŞTİRİLEMEDİNİZ” diye gelince “Ulan, nerede hata yaptık” diye düşünüyorlar.
  4. Hele üniversiteden mezuniyet niye kutlanır, orasını çözemedim. Sanki mezun olduktan sonra NASA’da astronot olarak göreve başladın ve bir sonraki Mars yolculuğuna seni yollayacaklar. Yahu, Açık Öğretim fakültesinden mezun olan Eskişehir’e kutlamaya gidiyor. Ömrü boyunca kütüphaneye gitmemiş, alanıyla ilgili herhangi bir şey öğrenmek için herhangi bir kuruma gitmemişsin, neyin havası bu? Kendinize gelin ve ülkede bu kadar işsizlik varken mezuniyeti kutlamak yerine geleceğinize yatırım yapın.

Sevgili gençler, bu tespitlerime katılırsınız katılmazsanız, işin o kısmı size kalmış. Ancak bu durum için ben zaten sizleri suçlamıyorum. Sizler bu sistemin çıktılarısınız. Yani velilerin çocuk yetiştirme tarzı ve Türk eğitim sisteminin sonuçları sizsiniz. Bu açıdan, buradan itibaren yazdıklarım velilere yönelik eleştirilerimdir. İçinizden “Ya Hocam ya, sizin çocuğunuz yok, o yüzden böyle meydanı boş bulup sallıyorsunuz” diyecek olursanız, benim de bir anne-babanın çocuğu olduğumu unutmayın. Hataya parmak basmak değil niyetim; soruna çözüm üretmek.

Çocuklarınızı prenses ya da prens olarak görmeyin. Herkesin bildiği üzere sizden doğanla Hindistan’da doğan varlık aynı insan türünün bir örneğidir. 1. yaş gününden itibaren öyle doğum günleri yapılıyor ki çocuklar küçük yaşlardan itibaren kendilerini Hollywood yıldızı sanıyor. Özellikle bayıldığım ifade şu: ”Sen özelsin”. Ya dünya da 7 milyar insan var, herkes özelse özel olan kim? İnsanlara insan gibi davranın yeter. Kişi kendini olduğundan farklı bir yere konumlandırırsa ileride bunun acısı fena çıkar. Yok sen benim prensimsin, yok sen özelsin… Eee, topluma karışınca senin gibi binlerce insan var. Nerede senin özelliğin? Sosyal medya hesabına, sıralara, duvarlara şunu yazan akıl sağlığından şüphe ettiğim kişiler var: “Benim prense ihtiyacım yok, çünkü ben kralın kızıyım.” Yok ya, ben de kralın soytarısıyım 😀

Sınıfta yediğini içtiğini kalkıp çöpe atmaktan aciz gençlerimiz evde olmadığını bir türlü kafalarına sokamıyor. Yahu, senin arkanı okulda kimse toplamak zorunda değil, artık kişisel sorumluluklarını yerine getirmeyi öğren. Eyyy anneler ve babalar, çocuklarınızın arkasını toplamayın, bırakın ya pislik içinde yaşasınlar ya da kişisel yaşam alanlarını temizlemeyi öğrensinler. Kimse artık çocuk değil, liseye gelmiş biri 16 yaşından itibaren birçok hakka sahip olabiliyor. Ancak iş sorumluluk almaya geldi mi işte orada sorun yaşıyoruz. İş hayatında çalışanlardan beklenen şeyleri ben burada özetleyeyim ki sizler de evlatlarınıza bu nitelikleri kazandırmaya çalışın:

  1. Zamanında İşe Gelme: Hangi kurumda ya da hangi iş yerinde çalıştığınızın hiçbir önemi yok. Her şeyden önce sizden istenen saatte orada olmanız gerekiyor. Öğrencinin bahanesi iş hayatında sökmez, orada ana-baba-öğretmen yoktur, iş veren-patron-müdür vardır. Alarmını uyanman gereken uygun saate kuracaksın ve zamanında olman gereken yerde olacaksın.
  2. İşe Uygun Kıyafetle Gelme: Sayın veliler, sevgili öğrenciler. Lise sizi sadece bir sonraki eğitim kurumuna hazırlamaz, aynı zamanda sizi hayata da hazırlar (en azından ben sizleri hayata hazırlamaya çalışıyorum). Okulun bir üniforması varsa giyeceksin. Giyeceksin ki üniforma veya iş kıyafeti giymeye de alışacaksın. Siz hiç eşofmanla, tişörtle işe gelen bir güvenlik görevlisi gördünüz mü? AVM’lerde mağazada çalışan satış danışmanları kendi firmasının ürünlerini giymek zorundalar. Senin niye zoruna gidiyor okul formanı giymek? Hastaneye gittiğinde doktorun hemşirenin kim olduğunu nasıl ki kıyafetinden anlıyorsak senin belli bir okulun öğrencisi olduğunu da okul üniformandan anlarız. O yüzden veliler, evden çıkmadan öğrencinin okul kıyafetini kontrol edin ve bunun mantığını anlatın.
  3. Kişisel Alanın Temizliği ve Düzeni: İster aşçı olun ister oto tamircisi çalıştığınız yerin, bölümün temizliği ve düzeni size aittir. Peki nasıl kazandırılır bu özellik? Çocuğa odasının temizliği ve düzeni sorumluluğu verilerek. Eğer siz çocuğunuz adına onun odasını topluyor, yatağını yapıyor, elbiselerini vs. katlıyorsanız bu onda zamanda alışkanlığa dönüşecektir. Ya Sonra? Sonrası şu: Her isteği yerine getirilen çocuklar mutsuz olur: Valla, bu sözü Prof. Dr. Acar Baltaş’tan duydum ve altına imzamı atıyorum. Eğer biz insanlara imkanları hazır bir şekilde sunarsak emin olun hiçbir şeyin kıymetini bilmeyeceklerdir. Anne-baba çocuğu için her şeyi onun yerine yaparsa, çocuklarının acı, zahmet, zorluk, hayal kırıklığı, başarısızlık yaşamalarına engel olurlarsa bu tür çocuklar birey olmada sınıfta kalacaklardır. Ben demiyorum ki çocuklarınızı sevmeyin, imkanlarınızı onlardan esirgeyin. Denge bu noktada çok önemli ve belli bir duruş sergilemeniz bu yıllarda çocuklarınızı üzse de, siz onlara kötülük yapıyor gözükseniz de gelecekte bunun tam tersi olacaktır. Örnek vereyim, çocuğunuza her istediğini alıyorsanız, kendisi bir şeyleri almak için asla mücadele göstermeyecektir. “Aman yavrum, sen otur ben sana yemeğini getiririm, tabağını kaldırırım” diyorsanız yaş ilerledikçe bu davranışlar yaşam şekline dönüşür ve birey kendi ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelir. O açıdan bırakın ya kendi yemeğini kendisi alsın, yesin ve tabağını kaldırsın ya da aç kalsın! Kısaca göbekten beslenenler göbekten bağlı kalırlar.
  4. Veriler Ödevleri Yapmama: Gençler lise çağında kendilerine ait sorumluluk ve ödevleri yerine getirmeyecekler de ne yapacaklar. İş hayatına girdiğinizde kimse size siz olduğunuz için para vermez, belli bir iş karşılığında, emek karşılığında parayı hak edersiniz. Bana hep sorar öğrenci: “Hocam, yazıları okudunuz mu?” Okumadım dersem ikinci ve üçüncü soru:”Ya, hocam niye okumadınız?” veya “Ne zamana okursunuz?” Ben üstüne düşen görev ve sorumluluklarımı yerine getiriyorum, peki sen öğrenci olarak sorumluluklarını ve ödevlerini yerine getiriyor musun deyince bahaneler, bahaneler, bahaneler… İş hayatında yapmadığınız işin bahanesi olmaz. Ya işinizden olursunuz ya da ücretinizden keserler. Hayatın kuralları okuldakilere benzemez çünkü. Okulda önce derse girer sonra sınav olursun. Halbuki hayat önce sınav yapar, sonra sen bundan ders çıkarırsın 😉
  5. Kişisel İhtiyaçlarını Giderme/İnisiyatif Alma: Dünya üstündeki bence en önemli nitelik hayatını nerede olursan ol 24 saat idame ettirme becerisidir. Bunun için hangi mesleği yaptığının, üniversiteyi bitirip bitirmediğinin hiçbir önemi yok. Bu nitelik sayesinde dünyanın neresinde olursan ol kişisel ihtiyaçlarını karşılayıp hayatta kalabilmen gerekir. Bunlar da zaten yukarıda anlattığım şeyler. Bir iki ekleme yapıp yazıyı toparlayacağım. Yemek pişirmek/Aç karnını doyurmak: Anneler, babalar, çocuklarınıza lisede yemek yapmayı öğretin. Yemek yapmanın cinsiyetle filan alakası yok. Bu bir beceridir ve insanın hayatını devam ettirmesi için önemlidir. Kim sonsuza kadar dışarıda yemek yiyebilir? Buna bütçe ve sağlık dayanır mı? Yemek yapmayı öğretin ki çocuğunuz üniversiteyi kazanınca aç kalmasın, karnını kendi kendine doyurabilsin. Haa diyorsanız, “Hocam, işin kolayı var, yurtta kalır, yemekhanede yer.” Ben yurtta kaldım ve itin yemeyeceği yemekler yedim. Bütçem göçtü. Onu da geçtim Almanya’ya Erasmus’la gittin. Saat 18:00’de genel olarak her yer kapanıyor, ne yiyeceksin? Siz öğretin, belki çocuğunuz yemek yapmayı çok sevecek  ve üniversitede gastronomi veya aşçılık okuyacak ve hayatını yeme-içmeden kazanacak. Fena mı? Yahu, bu gözler çay demlemeyi bilmeyen bireyler gördü, çaydanlık nedir demlik nedir, omlet nasıl yapılır, patates nasıl kızartılır, ÖĞRETİNNNN! Haftalık pazar ve market alışverişine ya çocuklarınızla çıkın ya onları gönderin. Ürünlerin fiyatlarını, nereden neyin alacağını bilsinler. Belki de işletme veya pazarlama okuyacak ve direkt işin içinde olacaklar. GÖRSÜNLERRRRRR! Bu ülkede tekstil mühendisi olup bir düğme dahi dikmemiş tekstil mühendisleriyle makine mühendisi olup çamaşır makinesi çalıştırmayan insanlar gördüm. Sizce de eksik olan bir şeyler yok mu?

Yukarıda saydıklarımı hayata geçirmek çok zor değil. Ama geçirmezseniz ne olacağını da söyleyeyim. Çocuğunuz üniversiteyi kazanır, “Ah yavrum sen orada yapamazsın” deyip evi taşırsın. Bu nasıl bir delilik! İnsan kendi yetiştirdiği evladına güvenmiyor, güvenemiyor. Gençler, böyle ebeveynleriniz varsa hayat gerçekten çok zor=D Şu nasıl peki: İstanbul’u kazanırsan göndermem, orası çok kalabalık, insan yaşayamaz. Yahu, bir cümle kendi içinde bu kadar mı çelişir: hem 13 milyon insanın orada yaşadığını söylüyorsun hem de insan yaşayamaz diyorsun. Bak şimdi, eğri oturalım doğru konuşalım: Sen kendi evladını senin olduğun bir şehirden başka bir şehirde yaşayabilecek kadar öz güvenli yetiştirmediysen ne yapsın İstanbul? Peki şu cümle nasıl: Ben sana güveniyorum ama etrafa güvenemiyorum:=D Ya bi gidin ya, sen öyle bir evlat yetiştir ki çocuğun dünyanın neresinde olursa olsun yaşayabilsin, okuyabilsin, çalışabilsin. Bunun Türkçe meali de şu: Yavrum, bak ben seni bir ezik olarak yetiştirdim, sen kendi ayaklarının üzerinde duramazsın. Dururlar, merak etmeyin, hayatın kuralları sizin sandığınız gibi işlemez. Siz ebeveynler gençlerin arkasından çekilin, onlar İstanbul’da da okurlar, Türkiye’nin doğusunda da çalışırlar, yurt dışında okumaya da giderler. Çünkü sizin beyinlerinize kıyasla çocuklarınızın beyni henüz 0 kilometre otomobil gibi. Bu açıdan gençleri değiştirip dönüştürmek yetişkinlere laf anlatmaktan daha kolay. Seviyorum lan gençler sizi, valla bak 😛

İşin özü: 14 haziranda okul kapanıyor ancak tatil kısmen başladı sayılır. Çocuklar neler yapabilir ve onlar kendilerini 21. yüzyılda dünyayla rekabet edecek bireyler haline nasıl getirir? İşte çözüm önerilerim:

  1. Çocuklar Çalışın: Hâlâ, “Aman yavrum, sana bir şey olur, sen çalışamazsın, yapamazsın” kafasında ebeveynler var. Tecrübe iş hayatında çok ama çok önemli. İş tecrübesi olmayanları işe almıyorlar, bu durumda lisede çalışmaya başlamayacaksınız da ne yapacaksınız? Bodrum bir turizm beldesi ve yazın iş imkânı çok. Bir tanıdığın yanına çocuğunuzu çırak verin. Tabii İngilizce/Almanca pratik yapabileceği bir iş yeri olursa tadından yenmez 😀 Çocuklar çalışırken birkaç şeyi otomatik öğrenirler:
  2. İnsanlarla nasıl iletişim kurulur? Bir işte çalışmak size insan tanıma şansı da sağlar. Ne kadar erken iş hayatıyla tanışır ve ne kadar çok insan tanırsanız gelecekte size fayda sağlayacak o kadar çevre yapmış olursunuz. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim, kimse Almancadan, İngilizceden kaç aldığını seni işe alırken sormaz ancak restorana bir turist geldiği zaman onla İngilizce veya Almanca konuşmanı bekler. İşte bütün bunlar da çalışırken gelişir.
  3. Para nasıl kazanılır? Bunu deneyimleyen birini parasını herhangi bir ayakkabıya veya cep telefonuna harcarken iki kere düşünür, o parayı kazanmak için ne kadar yorulduğunu hatırlar:D Herkesin emeği tatlıdır gençler. Artık ana-babalara telefon, motorsiklet aldırmak ve tekere kalkmak yok:)  Yazın kazandıklarınızı okul harçlığı yapın, son sınıf öğrenciyseniz üniversite hazırlık kitaplarına veya kurslara harcayın ve okul gezilerine gelin, Türkiye’nin güzelliklerini ve farklı şehirlerini gezin. Üniversite ve şehir tercih ederken bilinçli kararlar verin.
  4. Evin Sorumluluğunu Üstlenin: Hazır bayram gelmişken bir kere de evin tüm temizliğini yapmayı ailenize teklif edin, ütü yapmayı deneyin. Yok, sen yapamazsın derlerse siz gidin ve tuvalet-banyodan başlayın. Gelecekte bir gün kendi evinizi tutacağınızı ve oranın tüm sorumluluğunun sizde olacağını unutmayın. Bu ay gidin, evin elektrik, su, internet vs. faturalarını siz yatırın. Evin bir eksiği, tamiri, gediği olursa siz ilgilenin, elinizi taşın altına koyun!
  5. Mutfağa Dalın & Yemek Yapın: Valla, arada yokluyorum, ev işlerinde ailesine yardımcı olanlar yemek yapmayı biliyor. İşte onlar hayata bir adım önce başlayanlar. Yarın Ramazan bayramının ikinci günü ve kahvaltıyı siz hazırlayın, sofrayı kurun ve sonrasında masayı topladıktan sonra bulaşıkları yıkayın. Size engel olurlarsa herkesten erken kalkın ve gerçekten bir şeyler hazırlayın. Nasıl yumurta kırılacağını bilmiyorsanız Youtube’a sorun :=D

İşte çalışmak insanlara sadece para değil böyle güzel nitelikler kazandırır ve kazandığınız paranın miktarından çok öğrendikleriniz sizi hayatta bir yerlere getirir: Çalıştığın ele, öğrendiğin kendine 🙂 Yukarıda tavsiye ettiklerimi bizzat kendim iş hayatında deneyimledim: Para kazandım, insan tanıdım, bol bol pratik yaparak yabancı dillerimi geliştirdim, belli bir sektörde bir iş öğrendim ve tecrübe kazandım ve her şeyden önce hayattan keyif aldım. Çalışmak kimsenin zoruna gitmesin çünkü ömrümüzün ortalama 40-45 yılını mesaide geçireceğiz 😉

Eğer sizin bu yaşlarda herhangi bir işte çalışmanıza karışan ve size izin vermeyen insanlar olursa sonrasında sıralamanın şöyle olacağını unutmayın: Okuyacağın üniversiteye, seçeceğin bölüme, yaşayacağın şehre, evleneceğin insana, tutacağın eve, yapacağın veya yapmayacağın düğüne, alacağın mobilyaya, bineceğin arabaya ve yapacağın veya yapmayacağın çocuğa veya sayısına birileri karışır. Kısaca hep başkalarının hayatını yaşarsın. Bu coğrafyada her şey olursun ama birey olamazsın. İzin yoktur mutlu olmana çünkü çevrendeki mutsuz kalabalık senin mutluluğuna dayanamaz, onlardan farklı olmana dayanamaz. Kısaca kendi mutsuzluklarını da sana bulaştırır.

Bu kadar eleştiriden sonra kapanışın bu kadar dramatik olması sizi sarstıysa bir sonraki Kafayı Kullanma Kılavuzu XVIII – Başarısızlıklarım/Kendimle Yüzleşme’de keyfinizi yerine getireceğim:P  Çok yakında (14.06.2019 Cuma) akyolahmet.com’da 😀

Herkese musmutlu bayramlar…

Ahmet Hoca

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir