Kafayı Kullanma Kılavuzu XVIII – Başarısızlıklarım/Kendimle Yüzleşme

Merhaba sevgili öğrenciler!

Evet çok az kaldı, yarın ve sonraki gün üniversite sınavına gireceksiniz.

Bu yazımı özellikle ilk defa sınava girecekler için kaleme almak istedim çünkü biliyorum hepiniz bir o kadar heyecanlı bir o kadar gerginsiniz.

Umarım bu yazıyı okuduktan sonra kaygınız, varsa kafanızda olumsuz düşünceler yok olur. Yani rahatlamanızı sağlar.

O halde başlayalım:

1. Üniversite sınavına giderken her gün evden nasıl çıkıyorsanız o rahatlıkta çıkın. Sanki sınava her gün giriyormuş gibi beyninize telkin edin ve cumartesi ve pazar günü gireceğiniz sınavın da bir tekrar, sizin için rutin olacağını düşünün.

2. Aile bireylerinden size refakat etmek isteyenler olacaktır. Eğer sizin daha fazla strese girmenize sebep olacaklarsa tek başınıza gidin. Zaten ebevenyleri sınava almıyorlar. 1 kişinin gireceği sınava sülalecek gitmenin hiçbir mantığı yok. Ben ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite, kamu personeli seçme, yabancı dil sınavlarına hep tek başıma gittim ve girdiğim tüm sınavlara deneme sınavına giriyormuşum gibi girdim.

3. Bugün sizler için lisenin bittiği son gün ve on sekiz yaşında olanlar için yetişkinliğe adım attığınız belki de ilk gün. Artık sizler için e-okul, performans ödevleri, veli izin dilekçeleri yok. Kendi ayaklarınız üzerine durmaya başlayacağınız doğru zaman. O yüzden bir yetişkin gibi hissedin. Hayatınızın sorumluluğu alın ve sınava hak ettiği kadar değer verin, fazlasını değil.

Peki, ne olur ilk seferde üniversiteyi kazanamazsanız? Hiçbir şey olmaz, çünkü hayat hâlâ devam ediyor. Ancak anne-baba baskısı, sizlerin başkalarının çocuklarıyla kıyaslanmanız veya ağabey-ablalarınızla aynı şeyleri başarmanızın beklentisi sizlerin gözünde birkaç saat sürecek bir sınavı ölüm kalım meselesine dönüştürebiliyor. Bu hem hayattan aldığınız keyfi azaltır hem de sağlığınıza zarar verir (karnınıza ağrılar giriyor, sınav aklınıza geldikçe geriliyorsanız ve uykularınız kaçıyorsa sorun var demektir).

Sevgili gençler sizlere bu yazımda daha önce söz verdiğim gibi bu yaşıma kadar hayatta başarısız olduğum sınavlardan, kaldığım derslerden, düşük notlarımdan vesaire bahsedeceğim. Sizlerle beraber başarısızlıklarımla yüzleşeceğim ve bunun ne kadar normal olduğunu dilim döndükçe size aktarmaya çalışacağım:

İlkokulda matematiği çok sevmeme ve bu derste başarılı olmama rağmen ilkokuldan sonra başladığım Ereğli Anadolu lisesinde İngilizce hazırlık sınıfından sonra ortaokulda 3 yıl boyunca matematiği İngilizce gördüm ve hiçbir şey anlamadım, öğrenmedim ve her yazılıdan 1 (yazıyla bir) aldım. Ben daha İngilizceye tam hâkim olmamışken bir de matematiği İngilizce öğrenmem bekleniyordu. Kısaca o zaman matematikten nefret ettim ve o gün bugündür de nefret ederim. 2003 yılında liseden mezun olduktan sonra girdiğim hiçbir sınavda (ALES ve KPSS dâhil) matematik yapmadım. Tabii sadece matematik değildi sorunum ortaokulda. Fen bilgisini de İngilizce gördüğümüz için konuları anlamak yerine ezberleyip geçiyorduk. Bu yüzden fen dersleri de benim için kara listedeydi. İş bu sebepten lise birin sonunda yabancı dil bölümünü açtırdık ve ben de ilk mezunlardan biri oldum.

2003 yılında Ege Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandım ama başlamak nasip olmadı. 2004 yılında yanlış tercihten dolayı yerleştirilemedim. 2005 yılıda da açıkta kaldım, tercih yapmama rağmen herhangi bir bölüme yerleştirilemedim. 2006 yılında hiç girmedim sınava. 2007 yılında girdiğim sınavda Dokuz Eylül Üniversitesi Almanca öğretmenliği bölümünü kazandım ve başladım. 2008 yılında tekrar girdim ve Anadolu Üniversitesi açık öğretim fakültesi dış ticaret bölümüne kayıt yaptırdım. Ancak matematik yapamadığım için bıraktım ve geçen yıl açık öğretim bürosuna gidip kaydımı sildirdim.

En son 2017 yılında sınava girdim ve ODTÜ İngilizce öğretmenliğini kazandım. Neden gitmediğimi soranlara “kazanıp gitmedim” demek için kazandığımı söylüyorum:D 2018 yılında Açık öğretim fakültesine 2 yıllık web tasarım ve kodlama bölümüne kayıt yaptırdım. Ve matematik de olmadığı için birinci sınıfı 2 dersten kalarak bitirdim =D Artık ikinci sınıfa geçtim.

Dokuz Eylülde okurken 1. sınıfta iki, 2. sınıfta üç dersten kaldım. Yaz okuluna da gittim, alttan da ders aldım. Yüksek notlarım da oldu gerçekten düşük notlarım da. Sonuçta bir şekilde üniversite de bitti.

Biraz geçmişe yani tekrar ortaokula dönelim: Asla müzik derslerinde sınıf önünde şarkı, türkü söyleyebilen veya herhangi bir enstrüman çalabilen bir öğrenci olamadım. Belki bu özgüven eksikliğinden belki de müzikte yeteneksiz olmamdandır. En çok flütten nefret ettim çünkü sınıfta öğretmenin önünde çalarken hep ellerim titterdi. Evde sorunsuz çalmama rağmen sınıf önünde hep sıkıntı yaşadım ve çok istememe rağmen asla koroya seçilemedim. Hâlâ da sesimin güzel olmadığını düşünüyorum ve mızıka dâhil bir şey çalamıyorum 😀

Coğrafya ve tarih derslerinde öğretmenlerimiz konuları bizim ezberlemizi ve çıkıp tahtada anlatmamızı isterlerdi. Hiç ama hiç ezberlemedim, tahtaya kalkmadım ve eksimi alıp oturdum. Bana saçma geçen bir şeyi (unutacağım şeyi ezberlemeyi) beynim almıyordu ve ben de başarısız olmayı tercih ediyordum.

Spor yapmama rağmen asla herhangi bir dalda lisansa sahip olmadığım gibi takımda da  oynamadım. Bunun sebebi benden çok belki içinde yetiştiğim ailenin spora bakış açısıyla ilgilidir. Şu an halı sahada bile oynamıyorum. Yürüyorum, yüzüyorum, bisiklete biniyorum, bana da yetiyor 😉

Üniversiteden sonra Avrupa Gönüllülük Hizmeti için Almanya’daydım. AGH esnasında Comeninus Asistanlığı programına başvurdum ancak seçilemedim. Benim için ciddi bir hayal kırıklığı oldu çünkü kendime çok güveniyordum, nitelikli ve tecrübeli olduğumu düşünüyordum. Amacım Almanya’da kalmaya devam etmekti ve ben de bunu başarmak için elimden geleni yapacaktım. Almanya’da yüksek lisans yapmaya karar verdim. Yüksek lisans için TOEFL benzeri TestDaf sınavına girmem gerekiyordu. Kesin geçerim ben bu sınavı diyerekten 2013 nisanında girdiğim sınavdan kesin kaldım 🙂 Dedim, sorun değil, bir daha denerim, bu kez kesin daha iyi sonuç alırım. Birkaç ay sonra denedim ve kesin daha iyi sonuç alamadım =D Vizem ekim sonunda bitecekti ancak ben kendimi herhangi bir yere yerleştirememiştim. Zaman aleyhime işliyordu. Ben de Alman hükümetinin finanse ettiği Bundes Freiwilligendienst’e ve Freies Soziales Jahr’a başvurayım dedim ancak koşullar uygun olmadığı için başvuramadım. Sonraki alternatifim staj ayarlamaktı. Staj yapabileceğim yerlere öz geçmişimi yolladım, kabul de aldım ancak masraflarım karşılanmadığı için staj işi de yalan oldu. Son çare olarak birini bulayım, evleneyim, formalite evlilik yapayım dedim ancak kimseyi bulamadım. Şaka lan şaka yoktu öyle bir niyetim :D:D:D

Neyse vizem bitti ve ben kıçıma baka baka Türkiye’ye dönmek zorunda kaldım. Döndüğümde beni askerlik bekliyordu çünkü yaş 28, üniversite biteli bir yıl olmuştu. Askerlik şubesine ayaklarım titreyerek gittim çünkü nerede ve ne kadar süre askerlik (uzun dönem-kısa dönem) yapacağıma dair hiçbir şey belli değildi. Şubede şansım yaver gitti ve ben askerliği bir yıl tecil ettirdim. Tabii bu duruma sevindiğim kadar üzülüyordum da. Çünkü şimdi de hayatımı idame ettirmek için bir işe ihtiyacım vardı. İlk iş olarak ücretli öğretmenliğe başvurdum ancak kontenjan olmadığı için başlayamadım. Sonrasında KPSS kursu buldum ve kayıt yaptırdım.

Eğer yaşınız 28 olmuş, üniversite bitmiş ve cebinizde para sıfırlanmış ise aile yanında yaşamak gerçekten çok zor. Resmen dibe vurmuş hissediyordum. Bir an önce para kazanmam gerekiyordu ve ben de tarım işçisi olarak tarlalarda çalışmaya başladım. O zaman yaşadıklarımı anlamanız için biraz detay vereyim. Sabah dörtte kalkıyor, kahvaltı yaptıktan sonra iş için hazırlanıyor ve beşte yola çıkıp otobüsü bekliyordum. Tarlada çalışan tek üniversite mezunu bendim. İnsanlar gelip sürekli neden KPSS’ye girmediğimi, atanamadığımı, öğretmen olamadığımı vs. soruyorlardı (Ulan Almanya’daydım, gelip KPSS’ye mi gireydim diyordum içimden) Gel de herkese laf anlat. Neyse ben akşamüstü saat dört gibi eve vardıktan sonra duşumu alıyor, bir şeyler atıştırdıktan sonra KPSS kursu için evden çıkıyordum.

KPSS kursu da bir o kadar beyin yakan süreçti. Yeminle bak kendimi embesil gibi hissediyordum. Lisede dersaneye giderken gördüğümüz konuların aynısını görüyorduk Türkçe, coğrafya, tarih derslerinde. Eğitim bilimleri dersleri de üniversitede her dönem aldığımız derslerin aynısıydı. Türkiye’de o sene 1 yıl boyunca oturup atama için dersaneye giden yaş ortalaması 23-24 olan üniversite mezunu gençleri Silikon Vadisi vari bir merkezde toplayıp fikir, proje, ürün, patent ürettirsen ülkeye kesinlike daha fazla katkı sağlatırdın. Neyse bu düşünceler içinde KPSS kursu da bitti.

Tabii sınava girene, sonuçlar açıklanana, sıralama belli olana kadar etrafımda özellikle akraba tayfası tarafından küçümsendim. Olay şuydu: “Bak, Ahmet sen bu kadar okumuşsun (üniversiteyi bitirmişsin anlamında, yoksa kitap okumakla ikisi farklı şey), yurt dışında birçok ülkeye gitmişsin, yabancı dil öğrenmişsin ancak ikimiz de işte buradayız. Yani sen adam olamamışsın” Yani üniveristeden mezun olur olmaz maaşlı bir işe giremedik diye adam olamıyoruz ve buna benim dışımda birileri karar veriyor. Hocam, “abartıyorsunuz” diyemezsiniz, emin olun sizin etrafınızda da bu tipler çokça mevcuttur: “Coğrafya kaderdir” İbn-i Haldun. Gençler, bana bu şekilde cümle kuran beş kişinin yüzünü beynime kazıdım – bu kısmı iyi okuyun – ne zaman ders çalışmaktan sıkılsam, bunalsam, masayı terk etmek istesem hemen bu beş kişinin yüzünü aklıma getirdim ve daha bir çalışasım geldi. Ben daha sınava girmemişken bana bu kadar laf söyleyenler atanamazsam neler neler söyler diyerekten yardırdım. Yani başkasının benim neyi başarıp başaramayacağımı söylemesine izin vermeyecektim. Kısacası olumsuz bir durumu olumluya çevirdim ve atanana kadar kendimi bu şekilde motive ettim.

Tekrar matematiğe dönelim: Kurs boyunca matematiğe hiç girmedim. Girdiğim ilk dersten sonra dostum Mevlüt’e dedim ki “kalk gidiyoruz kalk. Adam akıllı İngilizce, Almanca neyse öğretmenlik alan bilgisinden yapar gideriz”. O dersi de orada öylece bıraktık. Kursun sonuna doğru Konya merkezden mantık dersine giren bir hoca geldi. İlk derste tanıştık ve bizlere tek tek mezun olduğumuz bölümleri ve matematik yapıp yapamayacağımızı sordu. Ben de dedim “hocaaa, bizde matematik yok.” O da dedi ki: “Atanamazsın.”   Fark ettiniz mi, ilkokul mezunu tarım işçisinden üniversite mezunu öğretmene kadar hep birileri benim neden başarısız olduğumu yargılıyor ya da başarısız olacağıma benim adıma karar veriyor. Daha sınava girmemişiz, puanlar ve kontenjanlar belli olmamış, kimin neyi başarıp başaramayacığını bireyin kendisi zaten en iyi bilir çünkü benim dünya üzerinde tanıdığım en iyi insan kendimim.

Şimdi gençler size şöyle bir sır vereyim: Sizin her sınavdan başarılı olmanızı, tüm derslerden en yüksek notları almanızı, en iyi üniversiteleri, en güzel bölümleri kazanmanızı isteyen velileriniz ve öğretmenlerinizin benim yukarıda size açık açık yazdığım başarısızlıklarım gibi tonla başarısızlıkları vardır. Elbette kimse size bunlardan bahsetmek istemez çünkü başarısızlıklarımız bizim bildiğimiz ancak başkalarının bilmediği benliğimizin gizli kısmında yıllanmaya terk edilmiştir. Size akıl veren herkes hayatında hata yapmıştır, hayal kırıklığına uğramıştır ve muhtemelen de sizinle konuşurken bile mutsuzdur. Gerçekten şu duruma çok gülüyorum: Veli çocuğundan, öğretmen öğrencisinden yüksek beklentiler içerisinde, özellikle akademik başarılar konusunda. Ancak çocuğuna sürekli ders çalış diyen veli ömrü boyunca eline kitap almamış hadi kitaptan geçtim bir dergi, gazete, okumamış, bulmaca veya su doku dahi çözmemiş. Öğretmen dersen üniversiteden mezun olup göreve başladıktan sonra alanı dışında kendisine hiçbir şey katmamış: yabancı dil, bilgisayar, proje, yurt dışı tecrübesi, hobi vs. “İnsan öğrenmeyi bıraktığı gün yaşlanır” Henry Ford. İşte bu yüzden ülkemiz 20 yaşında beyin ölümü gerçekleşmiş insanlarla dolu.

Sonuca bağlayalım: Gençler, hayatınız boyunca sınavlara gireceksiniz ve bu sınavlardan birçoğu hafta sonunda gireceğiniz sınavdan kat be kat zor olacak. Hayatın kendisi zaten bir sınav değil mi? İnsanın başına neler geliyor ve hiçbirimiz bunları tahmin edemiyoruz: hastalık, kaza, işsizlik, ekonomik kriz, iflas, organ kaybı, terk edilmek, boşanmalar, aldatılmak, dolandırılmak, hırsızlık, ailenizden birisini, bir sevdiğinizi kaybetmek… Önemli olan tüm sınavlardan ders alarak ve mücadele ruhumuzu geliştirerek çıkabilmemiz. Yoksa kolay hayat, sorunsuz hayat, işler tıkırında hayat sadece mezarda var. Yine dramatik oldunuz hocam diyeceksiniz ancak bana göre gerçek bu. İşte bu yüzden bir an önce hayatınızın sorumluluklarını almak için evinizin işlerine ortak olun ve bir işte çalışın. Yabancı dil ve bilgisayar öğrenin. Belli bir meslek ve yurt dışı deneyimi edinin. Yanına ister bir diploma koyun ister koymayın zaten iş bulursunuz.

Yazımın son kısmını 28 Mart 2019 tarihinde motorsikletle kaza yaparak vefat eden, bugün hayatta olsaydı karnesini alacak rahmetli öğrencimiz Aydoğan Varol’u anarak bitirmek istiyorum. Aydoğan’ın cenazesinde hiç kimse ne aldığı notlarından ne de normalde yarın gireceği sınavda yapacağı netlerden bahsediyordu. Aydoğan’ın ne kadar iyi bir insan olduğu ve okulda ona verilen görevleri hakkıyla yerine getirdiğindan bahsediliyordu. Sorumluluk sahibiydi, ailesine destek olmak için hafta sonları ve yazları çalışıyor, okuluna değer katmak için sürekli sosyal etkinliklerde ve sorumluluk projelerinde görev alıyordu. Kısaca Aydoğan toprağa verilirken annesi, babası, ablası ve diğer akrabaları için hayatlarının en zor sınavlarından biriydi. Onun ölümü bana hayallerin ertelenmemesi gerektiğini, hayatın ne kadar kısa ve birçok zorlu sınavla dolu olduğunu hatırlattı. Mekanın cennet olsun güzel insan…

Sadece yarınki sınavda değil, hayatınız boyunca gireceğiniz tüm sınavlarda ve hayatın kendisinde başarılar…

Ahmet Hoca

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir